9 Mart 2016 Çarşamba

Yeraltından Notlar ve Yeraltı



Akşam kitabı okudum. Gece filmi izledim. İkisini de beğenmedim. Neden? Basit: Beklenti...

Bugüne dek kişileri, eserleri ve olayları abartılı bir şekilde övmemekle ne kadar doğru bir iş yaptığımı bir kez daha anladım. İnsan büyük övgülerle tanıtılan şeyi öğrenmeye, izlemeye, okumaya başladı mı "Haydi," diyor, "çok merak ettim, müthiş bir şey gâliba, bakalım..." Anlatıldığı kadar olmayınca da sanki kötü, başarısız bir şeymiş gibi hissediyor.

Kitabın kapağında Fyodor Dostoyevski-Yeraltından Notlar yazmasa da Ahmet Mehmet-Bodrum Geceleri yazsa, filmin afişinde Zeki Demirkubuz-Yeraltı yazmasa da Ali Veli-Altılı Yedili yazsa gecenin sonunda "Güzel kitap/film imiş. İyi ki okudum/izledim." derdim sanırım.

Filmin kitaptan "serbest" uyarlama olduğu belirtilmiş ama pek güzel uyarlanamamış. Meselâ Yeraltı'nda adam fâhişenin eve neden geldiğini sorup kendi sorusunu şöyle yanıtlıyor: "O gece bol bol gururunu okşadım diye... Çok hoşuna gittiği için tekrar istedin değil mi?" Ama "o gece" sahnesinde adam kadına sâdece bir ölümden söz etmişti. Yeraltından Notlar'da ise fâhişeliğin neden kötü olduğu, kadının bu çukurdan kurtulması gerektiği, böyle yaşamaması gerektiği konusunda sayfalarca öğüt verilmiş. Romanda "dokunaklı sözler etmek" diye anlatılan (filme "gururunu okşamak" diye uyarlanan) şey olan bu öğütler filmde verilmemiş. Sanki adam kadınla para karşılığı sevişerek veya ona ölümden söz ederek veya garip bir şekilde uluyarak onun gururunu okşamış gibi...

Romana dönelim... İnsanı bir yola sokuyor. Çok güzel bir yola sokuyor. Güzel konuların etrâfında dolaştırıyor. Sonra nereye gideceğini bilmeden sürekli yön değiştiriyor. Bunaltıyor. Kitabın birinci bölümünden sonrası çıkarılsa değerinden bir şey eksilmez, hattâ kıymeti artar. Modernizm eleştirisi yer alan ilk bölüm güzeldi... (Her modernizm eleştirisi küreselleşme dönemi post-modernistlerininki gibi cıvık olacak diye bir kural yok ya...) Ayrıca 19. yüzyıl Rusya’sında da 21. yüzyıl Türkiye’sinde de var olan, 23. yüzyıl X’land’ında da var olacak insânî durumlar başarılı bir gerçekçilikle sunulmuş. Ama yineliyorum, anlatıldığı kadar, abartıldığı kadar, bahsedildiği kadar bir “şey” değil. 


Bu arada şimdi aklıma geldi (ertesi gün). Filmde Cevat'ın (Zverkov) yalaka arkadaşlarından Sinan'ın (Simonov) ofisinde Che Guevara posterleri karşımıza çıkıyor. Burada Zeki Demirkubuz'dan karaktersiz, yalaka, ideoloji edinirken ahlâk edinememiş, çıkarcı, lümpen solculara bir eleştiri var zannediyorum. Fakat 12 Eylül 2010 referandumuna evet oyu vermiş, Fetullah Gülen cemaatini mağduriyetinden söz eden, en son terör örgütünün siyasî uzantısı olan HDP'ye oy vermeye mecbur olduğunu beyân etmiş bir "eski Marksist" olarak bu konuda çok söyleme hakkına sâhip değil.