8 Ocak 2016 Cuma

"Kalleşlik"?

       Erol Mütercimler'in iki hafta kadar önce bir televizyon programında söylediği sözler üzerine yazılmıştır.

       Söz konusu program kesidi şuradan izlenebilir: https://www.youtube.com/watch?v=DR3sbAUJ8pM

       "Bak onlar daha beterini yaptı." düşüncesiyle başka bir usûlsüzlüğü göstererek kendi usûlsüzlüğünü meşru göstermek mi daha âciz bir tavır yoksa fanatikliğe batıp insanlara "kalleş, gammaz" diye hakaret etmek mi?



       1) Önce yöntem üzerine:

       Türkiye Futbol Federasyonu, UEFA ve FIFA'ya üye olan bir ulusal futbol federasyonudur ve bu iki kuruma üye olup altına imza attığı metinlerle birtakım yükümlülükleri üstlenmiştir. Futbol uluslararası bir spordur, Avrupa kupası, dünya kupası, yabancı ülkelerden transferler vs. çok uluslu ilişkiler bu iki kuruma üye olunduğu için olanaklıdır. Eğer bu kurumlara üye olan bir federasyon, üstlendiği yükümlülükleri, meselâ şikeye karşı mücadeleyi yerine getirmez ve buna müsamaha gösterirse Türk futbolunun üyesi olan her kişi ve kurumun TFF'yi ve TFF'nin paçasını kurtardığı kulüpleri UEFA ve FIFA'ya şikâyet etme hakkı vardır. Kişi ya UEFA ve FIFA üyeliklerinin iptâlini (ve bundan dolayı tüm uluslararası organizasyonlardan çekilmeyi ve futbol "dünya"sından kopmayı) talep edecek ya da "Bizi gammazlıyorsunuz!" demeyecek. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin hukukî bağlayıcılığını (AİHS) kabûl etmiş bir devlet olduğu için Ergenekon, Balyoz vb. davalarda AİHM'ye başvuran mâsum, vatansever sanıklar olmuştu. Bu insanlar kendi ülkelerinin yargı organlarını yabancılara şikâyet ettiği için hain, şerefsiz, kalleş olmadılar; Türkiye Cumhuriyeti devletinin onlara verdiği bir hakkı kullandılar. Bunun gibi, Türkiye'deki şike davası sürecinde yargılanan kulüplerin bir şekilde kayırıldığını ve sportif yargılamanın âdil bir şekilde yürümediğini düşünen insanlar da TFF ve organlarının bağlı olduğu UEFA ve FIFA'ya bu konuda ödün vermemeleri için mektup, telgraf, telefon, e-posta gibi yollarla taleplerini bildirebilirler.

       Bu arada acaba Erol Mütercimler Fenerbahçe'nin TFF aleyhine CAS'a başvurarak açtığı dava hakkında ne düşünüyor? Fena "gammazlık" ve "kalleşlik" değil sanki -onun literatürüne göre-, çünkü yerli bir kurum yabancılara şikâyet edilmiş. (Tabiî Fenerbahçe yöneticilerinin "nâmusumuzdur" dediği bu davanın tam da TFF'nin şike ve teşvik cezalarını hafifleteceği tarihten dört gün önce nedense geri çekilmesi Mütercimler'in eleştirisini önlemiş olabilir.)

       2) Sonra içerik üzerine:

       Blatter ve Platini'nin yolsuzluk yapması ile X bir ülkede oynanan bir veya birden çok maçta şike yapılıp yapılmaması arasında HİÇBİR ilişki yoktur. Ne doğrudan ne dolaylı olarak... Platini ve Blatter'in yaptığı yolsuzluğu göstererek Fenerbahçe'nin yaptığı şikeyi ve verdiği teşvik primlerini örtmeye çalışmak ucuz, ama çok ucuz bir şark kurnazlığıdır. Erol Mütercimler'e de böylesi yakışmaz, diyecektim ama bu hakaretler iyi niyetimizi veya eski deyişle "hüsn-ü zan"nımızı yok ediyor.

       Savcıların Fetullahçı, Süleymancı, İsmailağacı, bilmemneci olması bir maçta şike yapılıp yapılmadığını etkilemez. Ne yâni şike davasını açan savcılar Fetullahçı ve bu davadan dolayı Fenerbahçe'ye ceza veren UEFA'nın yöneticileri yolsuzluk yapmışlar diye İbrahim Akın'ın Fenerbahçe'den para aldığını itiraf etmesini, bunun videolu görüntülerini, "sürülen tarlalar"ı, YALANLANMAYAN konuşma kayıtlarını, maçtan önce rakip takım futbolcuları ile görüşmek için Fenerbahçe yöneticilerinden tâlimat alan menajerleri, Mini Cooper'ları, Peugeot 508'leri görmezden mi geleceğiz? Demek ki Erol Mütercimlere göre AKP'li bakanlarla ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddiaları külliyen yalandır, çünkü o soruşturmaları başlatan emniyet ve yargı güçleri de Fetullahçı!

       Peki şunu söyleyin, 2010-11 sezonunda şike ve teşvik primi yoluyla hakkı yenen kulüplerin, en başta şampiyonluğu elinden alınan Trabzonspor'un günahı ne? Savcının Fetullahçı olması mı? Yâni keşke şu soruşturmanın başında Fetullahçı olmayan bir savcı olsaydı da, bir de Platini ile Blatter 2 milyon doları cebe indirmeselerdi de zavallı Trabzonspor kupayı, Fenerbahçe de küme düşmeyi hak etseydi... Vah ki vah...

       Mâdem sizin "3 Temmuz" dediğiniz (AKP medyası da "17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması" yerine "17 Aralık soruşturması" diye adlandırıyorlardı) şike davası sürecini özüne bakarak değil de başkalarının pozisyon ve tutumlarına göre değerlendiriyoruz, o zaman Tayyip Erdoğan'ın "Kişilerle kurumları ayırmalıyız." emri ve TFF'ye atadığı Yıldırım Demirören'in "sahaya yansımayan şike" gibi bilimsel(!), hukukî(!) yenilikleriyle Fenerbahçe'nin hak ettiği küme düşme cezasından nasıl kurtarıldığını neden konuşmuyoruz?

       Fanatiklikten gözü dönmüş tarih, siyaset yorumcularının veya "analiz"cilerin sporla ilgili söz söylememesi gerek. Hem gerçeklikten kopuyorsunuz hem saldırganlaşıyorsunuz. Spor yazarı Bilgin Gökberk'in güzel bir sözü var: "İşin içine kulübü girdiğinde en zeki insanın bile IQ'su 20'lere iniyor."

       Aziz Yıldırım'ı -hadi soyadını büyük Türk bilim adamı Aziz Sancar'la karıştırarak da olsa- övdükten hemen sonra "Fenerbahçe Cumhuriyet'in, bağımsızlığın sembolüdür!" buyurmak da Bilgin Gökberk'in sözüne güzel bir örnek. Aziz Yıldırım'ın şike suçlamalarına yanıt vermek yerine "Ne şikesi, memleket elden gidiyor!" demesindeki ucuz hamaset ve istismarı gördüm, diyeceğim ama Erol Beyin hakaretine hakaretle yanıt vermek istemiyorum. Tarih Aziz Yıldırım'ı yazacakmış? Bağımsızlık ve Cumhuriyet ile hem de... Bu özne-yüklem/fail-fiil ilişkisinin gerçekçilik düzeyi Takvim'in deriiin siyaset analizlerine veya Mustafa Armağan'ın "resmî tarih"i paramparça eden(!) tezlerine rahmet okutacak!

       Tarih yazacak evet... El birliğiyle örtülen şikeyi yazacak. İktidarın başının "Ben bir konuşma yaptım. O konuşmada ben dedim ki ‘Eğer bir ceza verilecekse bu cezalar tüzel kişiliklere verilmez, gerçek kişilere verilir.’ (...) Sonunda işin geldiği yer ortada. (...) Gerek bu federasyon, gerek UEFA, Fenerbahçe’yi küme düşme noktasında böyle bir cezaya tâbi tutmadı." demesini, sahaya yansıdı-yansımadı diye aklanan pislikleri, 58. maddeleri, gece yarısı açıklanan kararları... Ve bütün bunlara rağmen Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe'nin şikeli şampiyonluğu üzerinden güya Atatürkçülük, güya milliyetçilik, hattâ komünistlik (evet, bu bile oldu) devşirmeye çalışanları yazacak elbette!

       Şike soruşturmasından sonra fanatikliği nesnelliğini yok eden çok yazar, gazeteci, tarihçi vs. gördük, saçma sapan yazılar yazdılar ama benim tâkip ettiğim kadarıyla taraftarlara böyle ağır hakaret edeni olmamıştı. Bu programı zamanında izleyemediğim için bu yazı biraz geç yazılmış oldu, ama yine de sorulması ve söylenmesi gerekenleri ifâde edelim...

       Sayın Erol Mütercimler... Galatasaray taraftarları ve Trabzonspor taraftarlarına KALLEŞ demek kimsenin haddi değil. Bu üslûp Akit üslûbu... Toplumun onlarca milyonluk bir parçasına böyle ağır hakaret etmeye hakkınız yok! Siz kim oluyorsunuz da insanlara KALLEŞ diyorsunuz? Size bu hakkı veren kim? "Savcı Fetullahçı, UEFA ve FIFA yolsuz, demek ki Fenerbahçe suçsuz, demek ki Fenerbahçe şikeden ceza almayınca UEFA ve FIFA'ya başvuranlar hain!" diye özetlenebilecek düşük zekâlı, koyu taraftar, basit, fanatik bir yorumla, sözde saptama ile, garip bir tez ile insanlara ağır hakaretler edecek cesareti ne zamandan beri üzerinizde taşıyorsunuz?

       Özür dileyecek misiniz? Yoksa bunca insanın yüzde yüz haklı olarak size o hakaretleri iade etmesini mi bekliyorsunuz?