8 Aralık 2015 Salı

Mâdem Söz Açıldı...

Geçtiğimiz haftaya Lynetta Kizer krizi damga vurmuştu. Galatasaray Kadın Basketbol Takımı’nın oyuncusuna TBF’nin Avrupalı oyuncu lisans vermesi, FIBA’nın uyarısı ile lisansın iptal edilip Kizer’a “kıta dışı” oyuncu statüsünde lisans verilmesi, ama bu arada Kizer’ın “kıta içi” lisansı ile bir maça çıkmış olması, Galatasaray’ın kazandığı Fenerbahçe derbisinin “Bir basketbolcu sezon içinde iki farklı lisansla maça çıkamaz” kuralı gereği hükmen Galatasaray yenilgisiyle tescillenmesi vs... Tâkip edenler ayrıntıları biliyordur. Dün akşam oynanan Gâziantepspor-Fenerbahçe maçından sonra Aziz Yıldırım gazetecilerin bu konudaki sorusunu yanıtlarken Galatasaray’ı sahtekârlıkla itham etti ve hemen Galatasaray’ın resmî internet sitesinden çok sert bir yanıt verildi.

Sitedeki açıklamada Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Alex de Souza’ya ait olduğu iddia edilen şu sözler verilmişti: “Başkan eğer bize güvenseydi, biz zaten kendi emeğimizle şampiyon olabilirdik. Şikeye bulaşıp, biz futbolcuları ve Fenerbahçe'yi lekelemesine gerek yoktu.” Futbolu biraz tâkip edenler ve doğru bilgiye ulaşmanın yollarını biraz bilecek kadar profesyonellik taşıyan insanlar Alex’in bu açıklamayı yalanlayacağını, çünkü onun böyle bir söz söylemediğini biliyordu. Alex gece yarısı beklendiği gibi konuya dâhil oldu. Galatasaray internet sitesindeki sözlerin kendine ait olmadığını söyledi. Galatasaray yönetimi de böylece haklı olduğu bir konuda saçma sapan bir iş yaparak haklılığına gölge düşürmüş oldu. Yukarıda “biraz” dedim, gerçekten futbolu biraz tâkip ediyorsanız, kimin hangi sözü söyleyip söylemeyeceğini az çok kestirebiliyorsanız, önünüzdeki iddiayı sorgulamak için güvenilir haber kaynaklarına başvurmak aklınıza geliyorsa böyle basitlikler yapmazsınız. Dursun Özbek yönetimi, amatörlük ve iş bilmezlik düzeyini bir kez daha Galatasaraylılara ve Galatasaraylı olmayanlara gösterdi. 110 yıllık bir kulübü yönetme yetkisini taşıyan bu insanların, Facebook’ta yamuk yumuk bir Türkçeyle yazılmış, kaynaksız, uçuk yazıları okuyarak ve paylaşarak tarih(!) öğrenen eğitim düzeyi düşük insanlardan farksız olduğunu bir daha görmüş olduk. Geçen hafta basın toplantısında yapmacık külhanbeyi tavırlarıyla Aziz’in kuklası Hârun Erdenay’a diklenerek “Galatasaray’ın hakkını yedirmez!” diyen Dursun Özbek bu donanımla Galatasaray’ın çıkarlarını savunmaya çalışıyor güya. Ne diyelim, başımıza gelmiş, çekeceğimiz var.

Fakat bu yazının asıl konusu Dursun Özbek ve yönetiminin kalitesizliği değil. Galatasaray yönetimi bu açıklamasıyla, arada gerçek olmayan bir iddiayı da dile getirmiş olmakla birlikte, Aziz’e “Senin kim olduğunu herkes biliyor.” demiş oldu. Açıklamanın başlığı da buydu. Şike davasıyla ortaya çıkan kirli çamaşırları anımsattılar sahtekârlıktan bahseden kişiye. Alex’in topa girdiği Instagram açıklamasında da 2010-2011 sezonunun emekle, terle kazanıldığı gibi bir ton alışageldik klişe ile bu şike iddiasına (iddiayı çoktan geçmiş olsa da) yanıt var. Fenerbahçe’nin muhtemelen resmî internet sitesinden yayınlayacağı yanıtta da bu şike iddiasına yanıt verilmeye çalışılacaktır. Yâni durumu bu yönüyle özetlersek, Fenerbahçe’ye yönelik bir şike iddiası var, Fenerbahçe’nin de bu iddiayı inkârı var.

Öyleyse anımsayalım. Kamuoyu şike davasından 3 Temmuz 2011’de haberdar oldu. Sonra iddianâme hazırlandı. Duruşma süreci ve karar açıklandı. Fenerbahçe’nin 2010-2011 sezonunda 4 maçta şike yaptığı, 3 maçta teşvik primi verdiği hükmüne varıldı ve Aziz 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Dosya temyize gitti, Yargıtay cezaları onadı. Sonra özel yetkili mahkemeler kânunla kaldırıldı ve bir özel yetkili mahkemede görülen bu dava yeniden açıldı. Bu kez tüm sanıklar beraat etti. Sportif yargı sürecinde ise TFF önce Futbol Disiplin Tâlimatı’nı değiştirdi, “teşebbüs”ü fiilden ayırdı. Sonra “Şike sahaya yansımadı.” dedi. Bakanların başı “Kişilerle kulüpler ayrılmalı.” dedi. Neticede Fenerbahçe kulübü hiçbir ceza almadı. Arada 17 Aralık, AKP-Fetullah kavgası, stratejilerin değişmesi gibi bir ton olay var. Şimdi girmiyoruz.

Fenerbahçe yönetimi zâten yıllardır “Algı operasyonu, hedef Fenerbahçe, operasyon var, operasyon operasyon operasyon!” diye geveleyerek meseleyi saptırıyor. Alex de açıklamasında hak, emek, alın teri falan demiş... Anımsayalım, nereden akmış ter?


1 Mayıs 2011’de İstanbul BŞB Spor ile Fenerbahçe’nin maçı var. 26 Nisan’da İstanbul BŞB Spor futbolcusu İbrahim Akın tanıdığı bir imamı arıyor: “Hocam bir şey sormam lazım sana ya, şimdi bizim hafta sonu Fener'le maçımız var ya, demişler ki İbo gol atmasın, yüz bin dolar para verelim ona (...) bana gol atma, diyorlar yani."

28 Nisan’da başka kulüpte oynayan arkadaşı Fahri Tatan’la konuşuyor:
İ: Bu şey var ya benim bu hafta var ya maç... Şey yapıyorlar bana, işte hani anlarsın ya
(...)
F: İnşallah koyarsın iki tâne. İyi hazırlan bâri.
İ: Ama onun için değil, tam tersi için.
F: Fener’den mi?
İ: Ha

Maçı Fenerbahçe 2-0 kazanıyor.


7 Mart 2011’de Gençlerbirliği ile Fenerbahçe’nin maçı var. 2 Mart’ta Fenerbahçe yöneticisi İlhan Ekşioğlu ile futbolcu menajeri Doğan Ercan konuşuyor:
İ: Şimdi bu, sen, tamam değil mi? Bana söylemiştin şeyleri: Murat
D: Hurşit, oynarsa Serkan
İ: Serkan, Mehmet
D: Mehmet Akgün
İ: He Hurşit
D: Ama belki onu oynatmaz, Orhan’ı oynatıyor ya
İ: Hurşit, Harpuzi, Aykut tamam
D: Jedinak'ta oynarsa Jedinak'la da konuşuruz tamam mı? Yarın ben geliyorum değil mi abi?
İ: Gel gel, ben bunlarla konuştum. Diyeceğim haberin olsun, tamam, diyeceğim
D: Konuştun zaten abi neyi yalan söylüyor ki? Girdiğimiz işi şey yapıyoruz. Golalkeeper’la (İng. kaleci-E.S.) daha konuşmadım haberin olsun. Git konuş, dersen cumartesi gider konuşurum

Beş dakika sonra yine konuşuyorlar. Doğan: “Abi zaten cumartesi ben giderim, anladın mı, kim oynuyor kim oynamıyor ona göre hareket ederiz ya.”

7 Mart sabahı yine ikisi konuşuyor. Doğan: “Konuştum hepsiyle ya, gerekeni yaptım. Artık her şey onlara kaldı abi, ben iki saat sonra filan kulübe gideceğim, şeyi alacağım, listeyi alacağım, gelirim ben senin yanına.”

Yine aynı dakikalarda:
İ: Sen dediğimi yaptın değil mi, bizim emanet sende
D: Bende bende. Oradan çıkacağım, kulübe gideceğim. Bir çocuk var onunla görüşeceğim. Bende yani, sen okey vermeden yok abi öyle şey mi olur, sen rahat ol

Maça birkaç saat kala Doğan Ercan bu kez Aziz’le konuşuyor: “Bu gece için hiç tereddütün bile olmasın diyor”

Maç oynanıyor. Fenerbahçe Gençlerbirliği’ni 4-2 yeniyor. Ertesi sabah İlhan Ekşioğlu ile Doğan Ercan yine konuşuyor, İlhan “Şimdi zâten Ankara'ya ben para gönderiyordum. Bizim şirkete gelsinler, onu senden alsınlar. Sen neredesin şu an?” diyor.

İlhan Ekşioğlu bu kez başka birini arıyor: “Şimdi saat 2 gibi sana birisi gelecek, Doğan Beyden geldiğini söyleyecek, bir para getirecek. Ona 100 bin dolar getirecek.”

Biraz sonra yine başka birini arıyor: “Ya var ya bu Ankaralıların (...) ben bu işçilere atılmak üzere bir 100 verdim buna tamam mı.”

Bâzılarını aktardığımız ilişkilerle ilgili Doğan Ercan, kolluk ifâdesinde İlhan Ekşioğlu’nun Gençlerbirliği maçından önce kendisinden bazı Gençlerbirliği futbolcularına kötü oynama tâlimatı vermesini istediğini itiraf ediyor.

***

9 Nisan 2011’de Eskişehirspor ile Fenerbahçe’nin maçı var. Günler öncesinden Fenerbahçeli yöneticiler telefonda “200 bin”leri, “100 bin”leri konuşuyor. 7 Nisan’da Ali Kıratlı, Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun ve futbolcusu Ümit Karan’la Eskişehir’de görüşüyor. (Ali Kıratlı, şike davasından önce de basında “Aziz Yıldırım’a yakın, Aziz Yıldırım’ın çevresinden” diye bilinen bir kişi. Örneğin 2009 tarihli haberlerde de böyle anılıyor. Şike davasındaki ses kayıtlarında da Fenerbahçeli yöneticilerle son derece yakın, mâlî konuları görüşecek kadar yakın biri olduğu anlaşılıyor.)

Maçtan bir gün önce, 8 Nisan’da Ali Kıratlı, İlhan Ekşioğlu ile konuşuyor: “10 numara da doğruymuş (...) Ondan sonra yok ben almadım, kadroya da almayacak, oynatmayacaktı, yapabileceklerimizi yaptık başkanım, sen rahat ol.”

Maç sabahı Ali Kıratlı ile İlhan Ekşioğlu konuşuyor:
A: Eskişehir tesisindeyiz. Başkan geldi, 10'da geldi
            İ: Gördü mü şeyi Bülent'i gördü mü?
A: Tabiî canım beraberlerdi ya. Odaya girdi, tahtaya müdahale etti hemen. Bu taktikte oynarsanız yeneriz sizi, diyor, olmaz, diyor, böyle, diyor. Ondan sonra güzel her şey, on numara. Ben arayacağım maçtan sonra, tebriklerini alacağım inşallah.

Maç oynanıyor. Fenerbahçe 3-1 kazanıyor. Ertesi gün İlhan Ekşioğlu telefonda konuşuyor (kiminle konuştuğu iddianâmede açıklanmıyor):
İ: Bi’ de tabiî şeyden de Allah razı olsun
X: Bülent'ten
İ: Teknik direktörü, tabiî tabiî
X: Evet gerekeni yaptı o
İ: Tabiî
X: Daha ne yapacak o

***

22 Mayıs 2011’de son hafta maçları var. Şampiyon son maçlarda belli olacak. Fenerbahçe Sivasspor deplasmanına çıkacak.

13 Mayıs’ta telefonda Aziz Yıldırım, Bülent İşçen’e “Söyle, bize yardım etsinler tamam mı. Yâni belli etmeden yardım etsinler.” diyor.

Aynı gün, İlhan Ekşioğlu, menajer Abdullah Başak’a “Senle çok önemli bir görüşme yapmam lâzım.” diyor. Abdullah Başak, “Bülent abi yine bir şeyler karıştırıyor. Seninki ona bir şeyler söylemiş” diye yanıtlıyor. İlhan Ekşioğlu “Ben şimdi oradan geliyorum” diyor.

Aynı gün birkaç saat sonra Bülent İşçen telefonda Aziz Yıldırım’la konuşuyor: “O arkadaş ile görüştüm, o hâle gelmiş mallar abi. O gidecek fiyat konuşacak abi. Gereken neyse işte onları sordu etti. Ben, dedi direkt onları kendim görüşeceğim bizzat, dedi.”

15 Mayıs’ta, yukarıda adı geçen menajer Abdullah Başak ile Sivasspor yöneticisi Ahmet Çelebi telefonda konuşuyor. Şöyle diyor Çelebi: “Valla herhâlde yâni 200 milyara bağlayacağız.”

16 Mayıs’ta Ahmet Çelebi ile Bülent İşçen telefonda. Çelebi: “Abicim şimdi ben bizimkiyle görüşmeye gideceğim de, anladın mı yani senle konuştuklarımızda mutabık mıyız? Tamam ben yani operasyona başladım haberin olsun.”

17 Mayıs’ta iki başkan telefonda, görüşmek için uygun yer ve saati konuşuyorlar. “Yalnız sen ve ben!” diyor Aziz Yıldırım. Birkaç saat sonra Aydın adlı biri iki başkanı da arayarak görüşecekleri yerde birileri var mı? diye baktığını, orada buluna arabaların plakalarını sorgulattıklarını anlatıyor.

17 Mayıs’ta menajer Yusuf Turanlı, Sivasspor kalecisi Korcan Çelikay ile konuşuyor. Korcan “Öyle kolay değil, zam gelsin zam.” diyor. Yusuf Turanlı “Orasını düşünme... Hediyeyi de alacağım ben...” diyor.

Ne hediyesiymiş?.. Sürekli Yusuf Turanlı ile ve Sivassporlu futbolcularla temas hâlinde olan Abdullah Başak 21 Mayıs’ta İlhan Ekşioğlu ile konuşuyor. “Alacağız, yeneceğiz, çok rahatım hattâ yâni ne bileyim yâni çok çok rahatım. Ben şeyi düşünüyorum acaba Mini Cooper mı alsam Peugeot 508 mi alsam?” diyerek gülüyor.

21 Mayıs’ta Ahmet Çelebi’yi arayan Reşit adlı kişi “Parayı aldın yoksa sonra mı verecek?” deyince endişelenen Çelebi “Hadi görüşürüz. Sen beni yakmanın derdindesin, hayırdır..." diye geçiştiriyor. Reşit devam ediyor: “Hele bir vermeyin maçı görün, bence siz para alın, o para bizde kârda kalır, yoksa sıkıysa vermeyin maçı, sizi İstanbul'da görürüm”

22 Mayıs’ta maç oynanıyor. 4-3 kazanan Fenerbahçe şampiyon oluyor.

Maçtan birkaç saat sonra Yusuf Turanlı ve kaleci Korcan’ın kardeşi İlhan konuşuyorlar. “Başkaları da yedi, her gol normal mi sanki? Stoch’unkini yeseydi bâri... Hatasız gol de yesen diyecekti zâten...” şeklinde geçiyor konuşma.

Yine maçtan birkaç saat sonra Sivassporlu futbolcu Mehmet Yıldız telefonda konuşuyor: “Ne yapayım, Fenerbahçe'yi şampiyon yaptık gidiyorum. (...) Ne golü atacağım ya... Ben oraya gol atmaya gitmedim ki! Ben oraya bulunmaya gittim.”

Maçtan sonra Fenerbahçeli yönetici ve eski futbolcu Cemil Turan ile adı açıklanmayan birinin konuşması ise şöyleydi:
C: Görmedin mi len Sivaslılar nasıl oynuyor
X: Ne yapacak adamlar yatacaklar mı
C: O zaman diyecek ki ben, oynayacak, diyecek, ben dostuz mostuz merak etmeyin, demeyecek abi!

Maçtan birkaç gün sonra kaleci Korcan, Sivassporlularla ve Fenerbahçe yönetimiyle sürekli iletişim hâlinde olan Yusuf Turanlı ve Abdullah Başak, üçü buluşuyorlar. İki gün sonra Y. Turanlı ve A. Başak İlhan Ekşioğlu ile buluşuyorlar. Fiziksel tâkip raporuna göre sol ceket cebinde beyaz ve dolu bir zarfla oradan ayrılan Yusuf Turanlı, 2 saat kadar sonra kaleci Korcan’la buluşuyor.

***

21 Şubat 2011’de lider Trabzonspor’un Manisaspor’la maçı var. Bir gün önce İlhan Ekşioğlu, Aziz Yıldırım’a “işçi”lerden, “ekim yapmak”tan bahsediyor. Aziz “Çok kötü oynadılar ya... Ömer Aysan o diksin tamam mı o Kahe.” diyerek birden konuyu işçiden, tarımdan futbola getiriyor! Hemen ardından İlhan: “Ne zaman böyle dikim yapsak olmuyor.” diyor. Yine ekmeye, dikmeye geldik. Aziz, “Bunlarla” diyor “Beşiktaş maçlarını şey yapmaları lâzım yani konuşmamız lâzım”. İlhan yanıtlıyor: “Yarın çağıracağım onu diyorum ofiste bir konuşacağım ben. Hattâ yanımda da bir şey yaptıracağım.”

***

6 Mart 2011’de Bursaspor ile İstanbul BŞB Spor’un maçı var. Fenerbahçe ile Trabzonspor aynı puanda, son şampiyon Bursa 3 puan geriden tâkip ediyor. 2 Mart’ta İlhan Ekşioğlu, Aziz Yıldırım’a “Vaziyet gayet iyi, üç tarlayı da sürdük yâni” diyor.

Bu arada belirtelim, daha çok “tape” diye bilinen bu telefon konuşma kayıtları yalanlanmadı. Kimse ifâdesinde “Ben böyle bir konuşma içinde bulunmadım, kayıtlar montaj.” demedi.

***

Başa dönelim. Ne diyorduk? Evet Galatasaray yönetimi dün geceki açıklamasında internet uydurması bir sözü gerçek zannederek kullanarak çok büyük bir amatörlük yaptı. Ama Alex eğer şikeden ve 2010-2011 sezonundan bahsediyorsa, emek, ter, efendim mücadele, savaş, azim, kan falan diyorsa biz de bunları konuşuruz. Şu olaylarda şike vardır, teşvik primi vardır, haksız kazanç vardır, ahlâksızlık vardır. Ve Fenerbahçe, bu günahlarının cezasını çekmekten nasıl kurtuldu, onu da çok iyi hatırlıyoruz. Değişen kurallar, “sahaya yansımayan” teşebbüsler, “kişilerle kurumları” ayırma emri veren diktatör bozuntuları, onların kuklaları, gecenin 3’ünde açıklanan kararlar vs. vs… Dursun Özbek ve ekibi iyi ki topu Alex’e attılar da tartışmalı konular yeniden gündeme geldi. Biz de böylece 2010-2011 sezonunda “kazanılan” şampiyonluğun ne kadar azim, emek, nâmus, ter, ahlâk ile elde edildiğini bir kez daha anımsayarak belleklerimizi tâzelemiş olduk.

Bu arada Trabzonspor’da başkan seçilen Muharrem Usta’nın; üzeri örtülen, kapatılan, yok sayılan bu şike konusunun üzerine yürümesini, bu uğurda hiç kimseden çekinmemesini, önceki başkan İbrahim Hacıosmanoğlu gibi şikeyi aklayan TFF yönetimini desteklememesini diliyorum. Fenerbahçe’yi hak ettiği cezadan kurtarma halkası, Demirören’e, oradan da iktidara uzanır. Kendi taraftarınızı kandırmak istemiyorsanız gerekirse iktidarla da ters düşmeyi göze alın. Mitinglerde boy gösterip sonra “büyük abi”nin kuklalarını destekleyenlerin acı ve müstehak gözyaşları ders olsun... Umarım adâlet geç de olsa yerini bulur.

...