4 Kasım 2015 Çarşamba

Dil Üzerine - 1: Şınayder

1928'den önce Farslardan aldığımız Arap alfabesini kullanırken, batılı sözcükleri nasıl yazacağız? diye bir derdimiz yoktu. Batı dillerindeki alfabe ile bizim kullandığımız alfabe farklıydı. Nasıl okunuyorsa öyle yazıyorduk. Aynı alfabeyi kullanmaya başladıktan sonra çok doğaldır ki bir dizi yeni kural koymak gerekti. Bu kurallardan pek çoğu bugün maalesef belirsizlik içindedir. Örneğin ince okunan harflerin üzerine şapka koyma meselesi... Uzun okunan sesli harflerin üzerine de işaret koymak gerekir mi? Gerekirse her uzun okunan ses için mi yoksa eşsesli sözcükleri karıştırmamak için mi kullanılır? (Tane anlamındaki adet ve gelenek anlamındaki âdet, gibi.) Uzatma için harfin üzerinde "-" işareti mi kullanılmalı yoksa şapka (^) mı? Nerede büyük harf, nereden küçük harf ve bunun gibi türlü konular... Elbette Türk Dil Kurumu, dil kurallarını belirleyip bilinmezliklere son vermekle sorumludur. Fakat Türk diliyle ilgili pek çok konuda TDK'nin tutarlı ve devamlı bir çizgi çizdiğini göremedik.

Biliyorsunuz özel adların anlamı dilden dile çevrilmez. Söz gelimi İngiliz spor basını Galatasaray'dan bahsederken galata ve sarayın İngilizcesini yazmaz. Biz de Newcastle United'ı "Yenikale Birliği" diye çevirmeyiz. Newcastle United diye yazıyor, Nivkesıl Yunaytıd diye okuyoruz.

İngilizce ve Türkçe aynı alfabeyi kullanan diller. Bir de farklı alfabelerin kullanıldığı diller var. Dillerin kullandığı alfabeye göre özel adların yazımı da değişiyor.

Gazetelerde, haber sitelerinde, televizyon haberlerinde örneğin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin adı "Ban Ki-Moon" diye yazılıyor. Bizim kullandığımız Latin alfabesi dışındaki alfabelerin kullanıldığı dillerdeki özel adlar Türkçeye çevrilirken o dilin ses değerlerini karşılayan Türk harfleri kullanılır. Ama duyarsız ve bilgisiz kimilerinin başlattığı akım herkesi etkilemiş. Sözcükler önce Latin alfabesine göre İngilizce diline çevriliyor, sonra özgün İngilizce admış gibi yazılışına hiç dokunulmadan güya Türkçe bir metne yerleştiriliyor.

Nasıl ki, Rus (Kiril) alfabesinde "Пу́шкин" diye yazılan, İngilizlerin de bu sözcüğün seslendirilişinin kendi dillerindeki yazılışına göre "Pushkin" diye yazdığı sözcüğü Türkçeye çevirirken, özgün okunuşunun kendi dilimizdeki ses değerlerindeki karşılığına göre "Puşkin" diye yazmışsak, diğer sözcüklerde de aynı yöntemin kullanılması gerekir.

            Ama ne zaman başladığını bilmediğim bir alışkanlıktır gidiyor. Farklı alfabelerin kullanıldığı dillerdeki özel adları önce İngilizceye veya Fransızcaya çeviriyoruz veya İngilizce-Fransızcaya çevrilmiş hâllerini okuyoruz, sonra da sanki sözcüğün kaynağı İngilizce-Fransızcaymış gibi yazılışına dokunmadan Türkçeye alıyoruz.

- Koreceden İngilizceye çeviri "Ban Ki-Moon"dur, Koreceden Tükçeye çeviri "Ban Ki-Mun"
- Rusçadan Fransızcaya çeviri "Alexandre Pouchkine"dir, Rusçadan Türkçeye çeviri "Aleksandr Puşkin"
- Ukraynacadan İtalyancaya çeviri "Vitalij Klyčko"dur, Ukraynacadan Türkçeye çeviri "Vitali Kliçko"
- Japoncadan Almancaya çeviri "Shinji Kagawa"dır, Japoncadan Türkçeye çeviri "Şinji Kagava"
- Çinceden Portekizceye çeviri "Pequim"dir, Çinceden Türkçeye çeviri "Pekin"
- Yunancadan İspanyolcaya çeviri "Mikis Theodorakis"tir, Yunancadan Türkçeye çeviri "Mikis Teodorakis"

Çünkü Korece, Rusça, Ukraynaca, Japonca, Çince ve Yunanca, Latin alfabesini kullanmaz. Bizden başka bir alfabe kullanırlar.

Yine uluslararası etkileşimin çok fazla olduğu futboldan örnek verelim. Adı "Шахтер Донецк" olan bir Ukrayna futbol takımı var. Ukrayna dilinde böyle yazılıyor. Okunuşu "şahtar donetsk". Bizim de Şahtar Donetsk diye yazmamız gerek. Çünkü Latin alfabesinin kullanılmadığı bir dilin özel sözcüğü. Ama bizim spor basını yıllardır bunun İngilizce yazımını alıyor, Türkçeye getiriyor, oluyor Shakhtar Donetsk. Hattâ bu yanlış yazımdan dolayı Şahtar diye okunan adını Şaktar diye okuyoruz.

Daha fazla örnek verip gevelemeyelim. Bu işin kuralı budur.


Yalnız bir konuya da dokunmalı... Bugünün TDK kurallarına göre Rusça, Japonca, Arapça gibi Latin alfabesinin kullanılmadığı diller söz konusu olunca böyle oluyor, okunuşuna göre yazıyoruz. Ancak eskiden böyle bir ayrım yoktu. İngilizce, Fransızca özel adlar da okunduğu gibi yazılırdı. 1930'ların gazetelerinde Churchill'in Çörçil diye yazıldığını görebilirsiniz. 1909'da İstanbul'da şube açan Deutsche Bank'ın Cumhuriyet döneminde DOYÇE BANK tabelasını kullanması bugünden bakanlar için ilginç gelebilir.


Meselâ München'i hâlâ Münih diye yazmamız da bu alışkanlığın devamıdır. Demek ki eskiden hiçbir alfabe ve dil fark etmeksizin yabancı dillerdeki özel adları okunuşları gibi yazıyorduk. Peki şimdi neden Latin alfabesiyle yazılanlara ayrı, öbür alfabelerle yazılanlara ayrı muamele çekiyoruz? TDK ne zaman bu kuralı böyle yaptı? Muhtemelen milletler veya devletler arasındaki ilişkiler ve iletişim giderek artınca böyle bir tek tipleştirme gereği duyulmuş olabilir. Bunları kesin bir şekilde bilmiyoruz. Siz biliyorsanız yazın.

Belki TDK harekete geçerse Arnold Schwarzenegger'i yanlış yazma derdimiz de biter. (Google'a bakmadan yazdım.) Arnıld Şıvarzeneger deyip geçeriz. Ama elimiz gitmez Sıneydır yazmaya, ŞINAYDER (Sneijder) yine ŞINAYDER olarak kalır.