11 Şubat 2015 Çarşamba

Galatasaray'ın "Asr-ı Saadet"i ve Bugünü

       Galatasaray'ı izlemek için ekran başına geçtiğimizde tatsız, zevksiz, sürekli hatalar yapılan, dağınık bir oyuna tanık olduğumuz zaman moral bulmak için geçmişteki güzel maçlarını izleyip "Vay be, ne top oynamışız!" diyoruz. Pazartesi günü oynanan Eskişehirspor maçından sonra yine geçmiş özlemi tuttu ve oturup yakın geçmişteki "asr-ı saadet" dönemimiz olan 2011-12 sezonundaki maçların özetlerini yeniden izledim. O yıl kadroda bulunan 9 futbolcunun hâlâ takımda yer alması, başarılı bir futbol oynandığı bir sezon olmasından dolayı alınacak örneklerin geçerliliğini de artırıyor. İnsan tarihe bakıp "Ne ara bu kadar zaman geçmiş?" diye şaşırdığı gibi "Takımın oynadığı futbol nasıl bu kadar değişmiş?" diye de şaşırıyor.


       2011-12 sezonundaki başarının en önemli etkenlerinden biri hiç kuşkusuz takım dizilişi ve sistemi konusunda ortaya konan devamlılıktı. İlk 11 hafta takımı genellikle 4-5-1 dizilişiyle sahaya süren Fatih Terim, 12. haftadan itibaren 4-4-2 dizilişini benimsemişti. Ligin geri kalanındaki 23 maçın 21'inde bu dizilişle oynayan Galatasaray, 21 maçın 18'ini kazanmış, Fenerbahçe ve Trabzon maçlarından beraberlikle ayrılıp Bursa deplasmanında kaybetmişti. Sahaya çıkan on birin bölgelere göre yerleştirilmesinin yanında oynayan oyuncular ve oyuncuların görev aldığı konumlar da sabitti. Bugün her Galatasaray taraftarı o sezonki on biri rahat bir şekilde sayabilir. Ancak "Galatasaray'ın bu sezonki klasik sistemi, dizilişi ve ilk on bir oyuncuları nedir?" diye soracak olursanız kimse bunun yanıtını veremez. Çünkü bu sorunun bir yanıtı yok! Mancini ve Prandelli döneminde oldukça baş ağrıtan bu durumun Hamza Hamzaoğlu ile kısmen giderildiğini yadsımamamız gerekse de Hamza Hoca bu kez oyuncu tercihinde hata yapıyor ve sakatlıklardan dolayı sistemi değiştirme yoluna gidiyor veya daha kötüsü oyuncu pozisyonlarını değiştiriyor.

       Hamza Hocanın takımın başına geldiğinden itibaren lig ve kupa maçlarında birbirinden farklı bir anlayışla sistem kurduğunu görüyoruz. Ligde ilk maçı olan Akhisar karşılaşmasından itibaren çift forvetli dizilişi uygulayan Hamzaoğlu, Burak'ın sakatlanmasından sonra sistemi değiştirip tek forvetli bir takım sahaya sürüyor. Oysa Goran Pandev, Umut'un yanında denenmekten çekinilecek bir forvet değil. Tecrübesi, geçmişte yaptıkları, oynadığı takımlar ve organizasyonlar ortada. Ancak teknik direktör, sakat Burak'ın yerine Pandev'i koymaktansa dizilişi değiştirip 4-5-1'e dönüyor. Büyük olasılıkla bu tercihte yabancı sınırının etkisi büyük, ancak Hamzaoğlu Telles-Hakan Balta, Chedjou-Koray gibi hamleler ile Pandev'i sahaya çıkarma şansına da sahip. Bu seçeneği Burak'sız 3 lig maçında hiç kullanmadığı gibi Pandev'i maç içinde oyuncu değişikliğiyle de hiç oyuna sokmuyor. Napoli'den gelip burada yalnızca Balçova, Diyarbakır BŞB. gibi takımlara karşı oynatılan Pandev'de oluşması muhtemel moral bozukluğu da işin başka bir yönü...

       İyi de Galatasaray yenilmiyor, son maçlardaki puan tablosu çok iyi denmesin. Takımın oynadığı futbol ortada. Örneğin son Eskişehir maçı kazanıldı diye bunu başarı hanesine yazmak saçma olacaktır. Hücum futbolcu oynayan, ileride baskı anlayışıyla sahaya çıkan bir takımın yapması gereken, oyuna ağırlığını koyan taraf olup karşı yarı sahada top oynamak. Pazartesi akşamı oynanan maçta ise bırakın oyunu ileriye hapsetmeyi, orta sahada organize olup art arda üç pas yapamayan bir takım vardı. 2-2 biten Bursa maçında ise özlem duyduğumuz futbolu, mücadeleyi uzun zaman sonra görmüştük. Sonuca değil oynanan futbola bakmalıyız.

       Mancini ve Prandelli'ye kıyasla bir ilerleme görülüyor demiştik. Hamza Hocanın kafasındaki savunma dörtlüsü Sabri-Semih-Chedjou-Telles şeklinde. Savunmanın önünde Selçuk-Melo ikilisi ve kanatlarda çoğunlukla Sneijder ile Emre Çolak var. İleride de Burak ve Umut. Özellikle Emre Çolak'ın son haftalardaki yükselen grafiği, hem 24 yaşındaki futbolcunun geleceği hem de Galatasaray için güven veriyor. Genç futbolcu, "asr-ı saadet" sezonunda kendisi gibi 21 yaşında olan Semih ile kendini göstermişti. Bu sezon da yine bir savunmacı ve bir kanat oyuncusu, 21'lik Koray Günter ile Sinan Gümüş yeteneklerini gösterme fırsatı buldu. Bu iki futbolcu Fatih Terim'in Semih ve Emre'ye yaptığı gibi güven duyularak oynatılırsa Galatasaray belki de birkaç yıl içinde stoper ve kanat pozisyonlarında 4 tane genç ve yerli futbolcuyu hazır bulundurmanın rahatlığı içinde olacak. Ayrıca Chedjou, Melo, Selçuk, Sneijder, Olcan, Umut ve Burak'ın yaşları 30'larda olduğuna göre önümüzdeki yıllarda yaşayacakları performans düşüklüğüne karşı "hazır alternatif"leri oluşturmak gerek. Sinan ve Koray'ın Almanya'nın genç millî takımlarında oynadığını ve Türkiye A Millî Futbol Takımı için oynamaları için bir engel bulunmadığını hatırlatalım. Ancak haftalardır hata üzerine hata yapan ve yabancı sınırında yer işgâl eden Chedjou'yu veya sol bek kökenli Hakan Balta'yı Koray'a yeğleyerek bu hayâl gerçekleştirilemez. Geleceğe yatırımı bir kenara bırakalım, bugün için de Koray'ın ilk on birde başlatılması yadırganmaz. Sinan Gümüş ise Emre, Olcan, Bruma gibi oyuncuların gölgesinde kalıyor denebilir, ancak herhâlde Yasin'in, Yekta'nın, Hamit'in tercih edildiği yerde onun kulübede veya tribünde oturması itiraz edilecek türden bir iş.

       Tabiî bu tercihleri yüzünden eleştirsek de kötü oyunun sorumlusu olarak yalnızca Hamza Hamzaoğlu'nu gösteremeyiz. Bu kadroyu kendisi kurmadı, transferlerin emrini kendisi vermedi, ayrıca kulübün girdiği mâlî bunalımdan dolayı da devre arasında transfer yapılamadı. Bir aşçının kendi tarifine uygun malzemeler olmadan yemek yapması gibi, en yüksek verimle çalışıp ortaya en güzel eserini koyması zor. 2011-12 sezonunda sağ bekte 28-29 yaşında bir Eboue vardı ve bomba gibiydi. Şimdi o bölgeyi gönül rahatlığıyla emanet edebileceği kimse yok. Selçuk kariyerinin zirvesindeydi, mükemmel bir oyun kuruculuk yapıyordu. O günlerde Galatasaraylıların büyük sevgisini kazanan Selçuk'u şimdi aynı taraftarlar hüzünle ve bıkkınlıkla izliyor. Selçuk'un kötü oyunu takımı da etkiliyor. Topu geriden alıp ileriye taşıma, ara paslarla ve uzun toplarla kanatları ve forvetleri besleme, adam eksiltip oyunu açma gibi işlevlerini yapamayan bir merkez oyuncusunun hiçbir şey yapamayışı tüm organizasyonu bitiriyor. Takım oyunu adına ortada bir şey kalmayınca iş bireysel yeteneklere düşüyor. Elde var Sneijder ve Bruma. Yabancı sınırından dolayı yeteri kadar forma şansı bulamayan Bruma'nın bu anamda maç kurtarması zor. Sneijder ise sol çizgiye çekildiği zaman yapabileceği en yüksek katkı gözle görülür bir oranda azalıyor. Sneijder kendi pozisyonu olan forvet arkası mevkiinde oynatıldığında ise Hamza Hoca çift forvet yerine tek forvetle takımı kurmak durumunda kalıyor. Aslında hem çift forvet hem on numara ile oynanabilen bir sistem var; Fatih Terim'in 2012-13 sezonunda Drogba-Burak ikilisinin arkasına Sneijder'i koyup orta sahayı "baklava" dediğimiz şekle soktuğu diziliş göz ardı ediliyor. 4-3-1-2 veya 4-1-2-1-2 diyebileceğimiz bu dizilişte Melo ile Sneijder'in arasındaki iki futbolcunun merkeze yakın oynamak zorunda olması doğal olarak kanat taktiklerini ikinci plâna atıyor. Bu durumda da Bruma, Olcan, Sinan gibi kanat oyuncularının sağladığı katkıdan vazgeçmiş oluyorsunuz.

       Kısacası elinizde Sneijder gibi bir yıldızın varlığı, yararı kadar sistem ve dizilişteki zorunluluklardan dolayı sizi sıkıntıya da sokuyor. Burak Yılmaz'ın ileride yalnız kaldığındaki performansı ile yanında (örneğin Drogba gibi) bir yardımcı forvet ile birlikte oynadığındaki performansının arasındaki fark da kadroyu kuran kişiyi kısıtlayan başka bir etken. Yani ya 4-5-1'i seçip Burak'tan az verim almayı ve ceza sahasında daha az etkin olmayı göze alacaksınız, ya 4-4-2 ile Sneijder'i sol kanada hapsedip daha az katkı sağlamasına göz yumacaksınız, ya da 4-3-1-2 ile sahaya çıkıp gol ararken kanat bölgelerinden ve beklerden daha az yararlanacaksınız.

       Bu gibi zorluklara karşı, ayrı ayrı bakıldığı zaman Sneijder, Olcan, Selçuk, Bruma, Emre Çolak, Melo gibi yetenekli orta saha oyuncularının var olduğunu görüyoruz. Sneijder Eskişehir maçında olduğu gibi kötü oynadığı bir maçta bir ara pasla skora doğrudan etki edebilen, Fenerbahçe maçındaki gibi bir anda ortaya çıkıp maçı alabilen bir dünya yıldızı. Olcan geçen sezon Trabzonspor'un en iyilerindendi. Son haftalarda kötü oyununa rağmen son iki lig maçında isabetli orta yapma yeteneğini kullanarak Galatasaray'a 4 puan kazandırdı. Selçuk son bir buçuk sezon ne kadar kötü oynarsa oynasın, kalitesini kanıtlamış biri. Bruma'nın hızı ve hareketliliğinden herkes haberdar. Melo Türkiye'nin en iyi savunma yapan önliberosu. Emre Çolak ise hem kanatta hem merkezde oynayabilen, hareketlilik ile top kontrolü ve pas becerisini birleştiren teknik bir oyuncu. Toplayınca 1+1, 2'den küçük çıkıyorsa bu parçaları bir araya getirirken hata yapılıyor demektir. Bu futbolcuların bazılarındaki formsuzluğu gidermek, eldeki yeteneklere en uygun sistem ve dizilişi kurmak Hocanın görevi.

       Galatasaray'ın 4. yıldız için önümüzdeki dönem yapması gerekenleri kısaca sıralarsak;
       1) Hangi sistem ve diziliş (3-5-2, 4-3-3 gibi olmayacak işler dışında) olursa olsun, onda karar kılarak takımın o oyun anlayışına uyum sağlayıp kendini daha fazla vermesini sağlamak.
       2) Seçilen sistem ve dizilişe göre ilk on biri belirleyip sakatlık ve ceza dışında aynı on biri bozmamak ve futbolcuların birbirine uyum sağladığı bir takım görüntüsü vermek.
       3) Mancini ve Prandelli'nin düştüğü hatalara düşmeden, olabildiği kadar her oyuncuyu asıl konumunda oynatmak.
       4) Hakan Balta'yı stopere çekme yerine veya istikrarsız Chedjou'nun yerine genç Koray'ı denemek. Sinan'a daha fazla şans vermek. Bruma gibi hızlı ve yetenekli bir gençten en yüksek verimi almaya çalışmak.
       5) Eski performansını mumla aratan Selçuk'u birkaç hafta dinlendirip Melo'nun yanında iyi bir performans sergileyen Emre'yi o bölgede oynatmak.
       6) "Hücumcu sol bek" diye alınan Telles'in soldan ortalarını geliştirmesinin üzerinde önemli çalışmak.
       7) Dzemaili'yi kadroya bile almama ısrarını sürdürmek ancak hücumdaki tıkanıklığı çözme adına zaman zaman Pandev'e şans vermek.
       8) En önemlisi, kötü futbola rağmen alınan puanlara aldanmadan daha güzel, daha uyumlu, oyuna ağırlığını daha fazla koyan, rakiplerini daha fazla korkutan, taraftarı mutlu eden bir Galatasaray yaratmaya çalışmak.