2 Eylül 2015 Çarşamba

Mağlûptur Bu Coğrafyada Gâlip



            Adı Gâlip'ti. Beş yaşındaydı. Yürümeyi öğrenmeden korkmayı öğrenmişti. Dünyanın başka yerlerindeki yaşıtları, amcalarının hediye ettiği oyuncak tabancalarla, oyuncak uçaklarla, oyuncak tanklarla oynarken o gerçek silâhların ortasındaydı. Belki amcasını da zaten bu barut fıçısında kaybetmişti.

            Adı Gâlip'ti. Beş yaşındaydı. Her gün el değiştiren, her gün "sahibi" değişen ve her gün "istenmeyen"i değişen bir kasabada doğmuştu. Ölümün her gün zili çalmak için kapıda beklediği bir evin içinde, babası kaç kez mutluluk içinde tutup fırlatmıştı havalara? Neşeyi öğrenmeden acıyı öğrenmişti.

            Adı Gâlip'ti. Beş yaşındaydı. Geceleri uykusunu bölen bomba seslerinden, bağırışlardan, kan kokan mahâllelerden, yarısı yıkılmış veya siyah noktalarla doldurulmuş duvarların arasından kaçıp Türkiye'ye gelmişlerdi. Başarmayı öğrenmeden kaçmayı öğrenmişti.

            Adı Gâlip'ti. Beş yaşındaydı. Mültecî idi. Aşk şiirlerindeki, benliğinden kaçıp sevdiği kadına sığınan mültecîler gibi değil, evinden, vatanından uzakta gerçek bir mültecî idi. Ve babası diğer kimi sığınmacılar gibi külhanbeyilik yapmayı, bakkala girip "Bizi buraya Erdoğan getirdi. Parasını o verecek." demeyi, kendine iş veren patronunu öldürüp parasını çalmayı becerememişti. Annesiyle beraber bir ağacın dibinde kırık dökük Türkçesiyle yoldan geçenlerden para dilenmişler, ama karınlarını doyuracak kadar kazanamamıştı. Eğlenmeyi öğrenmeden açlığı öğrenmişti.

            Adı Gâlip'ti. Beş yaşındaydı. Yerli yabancı en yüksek yaşam standartlarına sahip insanların keyif çattığı Bordum'da, onların arasından geçip botun birine atlamışlardı, yine kaçacaklardı yaşayabilmek için. Bot devrildi. Gâlip yüzmeyi de öğrenmemişti. Zaten denizi de ilk kez görüyordu. Dalgalar, küçük bedenini kıyıya vurdu. Gâlip, sallana sallana Ali Hoca burnuna uzandı. Üstünde kan rengi bir elbise, altında deniz mavisi bir pantolon ve ayakkabıları, yüzüstü yatıyordu yerde. Beli açık, avucu boş, vücûdu ıslak, tuzlu, ölmeyi hiç hak etmeyecek kadar mâsum bir ceset, dalgaları dinliyordu sonsuza kadar. Jandarmalar ve muhabirler olay yerine geldi. Bize de Gâlip'ten geriye, insanlık tarihinin kara kapaklı "ölü çocuklar" albümüne eklenmiş bu fotoğraf kaldı.

            Adı Gâlip'ti Gâlip'in. Ama gâlip olmanın çok zor olduğu bir yerde dünyaya gelmişti. Gazze'de bir vatansız, "İslâm Devleti"nde kafası kesilecek bir adam, Âyetullah'ın ölüm emri verdiği bir kadın, ırkı ve mezhebi yüzünden düşman sayılan insanlar, adım başı bir terör örgütüne rastlanan bir bölgenin sâkinleri kadar "gâlip"ti. Herkes rahat dursa Amerika'nın 10 yılda bir gelip bombaladığı bir yer burası. Barışı emreden dinlere, barışı vaaz eden siyasetçilere, barışı sağlamak isteyen büyük ülkelerin operasyonlarına, barış anlaşmalarına sahip ama bir tek barışın olmadığı bir toprak parçası... Burada gâlip gelmek için adınızın değil, bahtınızın gâlip olması gerek.

            Beş yaşındaydı. Yaşamayı öğrenmeden ölmeyi öğrendi.

DÜZELTME: Gün içinde basında çıkan haberlere göre fotoğraftaki çocuk Gâlip değil onun üç yaşındaki kardeşi Aylan. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder