21 Ağustos 2014 Perşembe

Ulusalcılık Meselesi

Ulusalcılık son yıllarda karşımıza çok çıkan, giderek daha çok kullanılan bir kavram. Kavramın ne anlama geldiği konusunda farklı kesimlerden farklı görüşler öne sürülmekle birlikte tartışmanın ana konusu, ulusalcılık ile milliyetçiliğin aynı şey olup olmamasıdır. Kimileri ulusalcılığı milliyetçilikle eşanlamlı görürken kimileri bu iki düşüncenin üyelerinin farklılığından dolayı ayrı tutmakta, kimileri de ulusalcılık sözcüğünün yanlış bir sözcük olduğunu söylemektedir. Öne sürülen görüşler dilbilimsel, tarihî ve siyasî olarak birtakım hatalarla iç içe olunca insanlarda kafa karışıklığı meydana geliyor.


Millet-Millî-Milliyet-Milliyetçi

Millet sözcüğü Arapça kökenli olup “aynı dine veya mezhebe bağlı topluluk” anlamındadır. Yalnız sözcüğün Türkçedeki anlamı zamanla değişerek 19. yy.dan sonra “aynı toprak parçası üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, kültür ve ülkü birliği olan siyasî topluluk” şeklindeki bugün kullanılmakta olan anlamını almıştır. Millî sözcüğündeki -î eki -sel -sal ekindeki gibi bir işleve sahiptir ve millet sözcüğüne “millete ait, milletle ilgili, millete özgü” anlamını katar. “Millî”ye eklenen –yet eki Türkçe –lık, -lik ekindeki gibi bir işleve sahip olan bir çekim ekidir, yapım eki değildir ve milliyet “millet olma durumu, millete ait olma durumu, milletle ilgili olma durumu, millete özgü olma durumu” anlamındadır. Milliyetçi olmak da bu “durum”u, yani “aynı toprak parçası üzerinde, dil, kültür ve ülkü birliği olan kişilerle bir arada yaşama”yı savunmak, insanın üyesi olduğu milletin bir arada yaşamasını, ilerlemesini ve çıkarlarını savunmaktır.


Ulus-Ulusal-Ulusalcı

Ulus sözcüğü Türkçedir, kimilerinin zannettiği gibi 1930’larda türetilmemiştir, Orhun Anıtlarında dahi geçmektedir ve 1930’lara kadar seyrek de olsa kullanılagelmiştir. 1930’larda İngilizce “nation”a karşılık olarak millet yerine ulus, “national”a karşılık olarak millî yerine ulusal, “international”a karşılık olarak beynelminel veya milletlerarası yerine uluslararası veya arsıulusal benimsenmiştir. Ankara’da Birinci Meclis’in bulunduğu Hâkimiyet-i Milliye Meydanının adı Ulus Meydanı yapılmış, Bağımsızlık Savaşı’nda kurulan Hâkimiyet-i Milliye gazetesi de yine bu dönemde Ulus gazetesi olmuştu. Ancak bu dönemde ulus sözcüğünün millet sözcüğüne yeğlenmesiyle millet sözcüğünün terk edilmiş olduğu zannedilmesin. 1934’te ulus sözcüğünün Atatürk tarafından ve devlet makamlarında kullanılması, millet sözcüğünü geride bırakarak gerçekleşmemiş, Atatürk ölene kadar millet sözcüğünü de ulus sözcüğünü de kullanmıştır. (Bkz. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri ve Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri)

Ulus sözcüğünün kökeni ve yaygınlaşmasıyla ilgili bu notu verdikten sonra, tanım olarak millet ve ulusun aynı olduğunu, millî ve ulusal sözcüklerinin de aynı anlama geldiğini belirtelim. Fakat ekleri Arapçadan Türkçeye doğrudan çevirdiğimizde milliyetin karşılığı ulusallık olur, bu durumda da milliyetçinin karşılığı ulusallıkçı olur ki, bu durum böyle olmamış, milliyetçiye karşılık olarak 1935 CHP Kurultayında ulusçu sözcüğü (bu arada bir not: Gâzi, 1935 Kurultayında belirlenecek parti programı için kalemle yazdığı notlarda “ulusaltçılık” ifadesine yer vermiş, ancak Kurultayda bu ulusçuluk olarak kabûl edilmiştir) ve daha sonra ulusalcı sözcüğü türetilmiştir. (Hem ulus-çu sözcüğünün tam karşılığı millet-çi, ulusal-cı sözcüğünün tam karşılığı da millî-ci olur.) Söyleyiş kolaylıkları göz önünde bulundurularak her dilde bu tür değişikliklerin yapıldığını ve bunların doğal olduğunu söyleyebiliriz. Yani milliyetçi ve ulusçu/ulusalcı aynı anlama gelen kavramlardır.


            Kavramların Yaygınlaşma Süreci

Ulusçuluk 1940’lara kadar öz Türkçecilik adına kullanılmış, sonra bıçak gibi birden kesilmiş. Gazete ve meclis arşivlerinden gözlemleyebildiğimiz kadarıyla 1960’ların sonu ve 1970’lerde bazı aydınlar ve siyasetçiler tarafından ulusçuluk ve ulusalcılık kavramları kullanılmaya başlanmış. Sağ-sol çatışmasının şiddetli olduğu o yıllarda milliyetçiliğin MHP tarafından sıkça kullanılmasından dolayı (öyle ki partinin adında bile geçiyor) başta bazı solcular olmak üzere kendini MHP’den ve ülkücülerden ayrı tutmak isteyen milliyetçiler, ulusalcılık ve ulusçuluk kavramlarına sarılmışlardır. Tabiî yalnızca MHP değil, milliyetçi olduğunu ifade edip Türkiye’deki sosyalistler aleyhinde eylem ve söylemlerde bulunan her kesimden kendilerini ayırmak istemişler, böyle bir yol tutmuşlar. 1990’larla birlikte ulusalcılık ve ulusçuluk kavramı yaygınlaşmaya başlamış, yaygınlaşan “ulusal sol” söylemi ve siyasî hayatta “ulusal bayram, ulusal yas, ulusal egemenlik” gibi sık karşılaşılan kavramlarla birlikte ulusalcılık da ulusçuluğa göre daha fazla yaygınlaşmış, tercih edilmiştir.

Kürtçü-İslâmcı AKP döneminde Türkiye’nin birlik, bütünlük ve bağımsızlığına karşı yürütülen politikalar çerçevesinde AKP ve fikirdaş çevreleri ulusallığa, ulusalcılığa, ulusçuluğa özellikle karşı çıkmışlar, örneğin Fetullah Gülen “Ulusal Cephe adını taşıyan dalganın aşılacağını” söylemiş, Ahmet Davutoğlu “ulusçulukla hesaplaşıyoruz” demiş, Hüseyin Çelik Tayyip Erdoğan’ı protesto eden öğrenciler için “iflah olmaz ulusalcılar” ifadesini kullanmıştı. Tayyip Erdoğan da zaman zaman ulusalcılığı ve ulusalcıları eleştirmişti. Ulusalcılıkla mücadele, Emniyet Genel Müdürlüğünce terörle mücadele kapsamına alınmış, özellikle Ergenekon Davası sürecinde basın-yayında ulusalcılık çok ağır hakaret ve karalamalara uğratılmıştı. AKP ve Fetullahçılar bu faaliyetleri milliyetçilik kavramı üzerinden gerçekleştirseler halkın büyük tepkisini çekeceklerdi, bunun için daha çok aydın-siyasetçi çevresinin kullandığı ulusalcılık kavramı üzerinden gittiler.

Gezi Parkı eylemlerinde İstiklâl Caddesinden... (Fotoğraf: Emrah Gürel) 

Ulusalcılık düşüncesi ve kavramının kullanılması yaygınlaştıkça farklı kesimlerden farklı yorumlar getirildi. Bahsettiğimiz gibi, AKP destekçisi Kürtçü-İslâmcılar bu “akım” üzerine hakaret ve kara çalmadan başka bir şey konuşmadı. Ülkücülerden, yani öteden beri Türk milliyetçisi olarak bilinen çevrelerden kimileri ise “ulusalcılık, milliyetçiliğe ihanettir” görüşünü öne sürdü. Bu ülkücüler ulusalcılığı, milliyetçiliği yozlaştırmaya, milliyetçiliği yolundan saptırmaya yönelik bir hareket olarak algıladı. Ümit Özdağ gibi daha ılımlı ülkücüler ise ulusalcıları Soğuk Savaş döneminde Marksist olan, Soğuk Savaştan sonra milliyetçiliğe yönelen ancak uzun yıllar çatıştıkları ülkücüler gibi milliyetçiyim demeye utandıkları için ulusalcılık kavramını bayraklaştıran kişiler olarak niteledi. Kimi ulusalcılar ise -MHP’ye atıfta bulunarak- milliyetçiliğin Türk-İslâm senteziyle ve ırkçılıkla özdeşleştiğini, milliyetçilik kavramının laik karakterden yoksun kaldığını, dolayısıyla ulusalcılık kavramının laiklikle uyumlu olan milliyetçilik olduğunu iddia ettiler. Hattâ kimileri millet sözcüğünün 19. yy.a kadar kullanılan anlamını işaret ederek laikliğe ve Atatürk’ün dünya görüşüne uygun olanın ulus ve ulusalcılık olduğunu belirtti.

Bu görüşlerin tümünü ayrı ayrı incelemek zaman alır, ancak bir iki noktaya değinmek şart.
1. Milliyetçilik, Atatürk’ün 6 temel ilkesinden biridir ve laikliğe aykırı değil, tam tersine laiklikle iç içe bir düşünce olarak uygulanmıştır. Örneğin “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” demek, meşruiyeti gökten yere indirdiği için laik, egemenliği Türk milletine verdiği için milliyetçidir. Osmanlı’nın son dönemlerindeki Ziya Gökâlp, Yusuf Akçura (ikisi de Atatürk’ü etkilemiştir) gibi Türk milliyetçileri laiktir. Atatürk’ten sonra kimileri milliyetçiliği İslâmcı bir çerçevede ve ırkçılığa varan bir şekilde uygulamaya çalıştı diye milliyetçiliği terk etmek siyaseten yanlış olduğu kadar Atatürk’ün milliyetçilikle ilgili eserlerini de bir kenara bırakmak anlamına gelir. Kemâlistlerin “asıl milliyetçilik böyle olur” diyeceği vakit referans göstereceği yeteri sayıda kaynak vardır.

2. Sözcükler uzun süreçler içinde anlam değişikliklerine uğrayabilir. Modern siyasetteki pek çok kavram yüzyıllar önce de var olan ama anlamları bugünkünden farklı olan şeylerdi. Hele farklı dillerden gelen sözcüklerin anlam değişimine uğraması çok karşılaşılan bir olaydır. Sırf “millet”in eski anlamından dolayı güncel anlamını göz ardı etmek, millete büyük haksızlık olur.

3. “Atatürk ulus sözcüğünü kullanarak millet sözcüğünü dışladı, dolayısıyla bir Kemâlistin millet ve milliyetçilik yerine ulus ve ulusalcılık üzerinde durması gerekir” savı geçersizdir. Çünkü Atatürk “ulus”u kullandığı dönemde dahi millet sözcüğünden ve milliyetçilik kavramından vazgeçmiş değildir. Ulus gazetesinde Kasım 1935’te yazdığı yazılarda bazı sözcüklerin Türkçe sayılması gerektiğini belirtmiş, bunların arasında “millet”i de saymıştır. 1937’de Anayasa’nın 2. maddesine altı ok eklenirken ulusçuluk veya ulusalcılık değil milliyetçilik denmiştir.

4. Ulusalcılık, milliyetçiliğe ihanet eden ya da milliyetçiliği özünden koparan bir kavram değildir. Ulusalcılık, milliyetçilikle aynı şeydir. Biri Arapça kökenli, diğeri Türkçe kökenlidir. Bunun dışında kuramsal olarak farkları yoktur. Uygulamada görülen farklar, kuramların özünü etkilemez. Milliyetçilik adıyla Amerikancılık yapmak nasıl ki milliyetçiliğin gerçek anlamını değiştirmiyorsa ulusalcılık adıyla Kürtçülük yapmak da ulusalcılığın gerçek anlamını değiştirmez.

5. Genel olarak özetlemek gerekirse, milliyetçiliği kenara atıp ulusalcılığı benimsemek yanlış bir tutumdur. Atatürk, milliyetçilik üzerinde durmuştur. Milliyetçilik hem içerik olarak önemlidir hem de Kemâlistler için tarihî olarak önemli bir mirası vardır. Hattâ -her ne kadar bugünkü sosyalistler apayrı bir noktada konumlanmışsa da- milliyetçiliğin sosyalistler için de önemli bir mirası vardır. Doğan Avcıoğlu, Uğur Mumcu gibi sosyalistler milliyetçiliğe sahip çıkmışlardır. Türkiye’de sosyalizmin en büyük atılımını yapan TİP’in programında Türk milliyetçiliği savunulmuştur. Türk milliyetçiliğinin bugün “kirli ellerde” olduğunu düşünenler varsa yapmaları gereken Türk milliyetçiliğini o “kirli eller”den alıp lâyık olduğu şekilde temsil edilmesini sağlamaktır. Ulusalcılıkla birlikte, “Atatürk milliyetçiliği” kavramı da Türk milliyetçiliğine karşı tercih edilmemesi gereken bir kavramdır ve büyük ölçüde 12 Eylül’ün yaygınlaştırdığı bir söylemdir. Atatürk, “ben Türk milliyetçisiyim” diyorken Kemâlist olanın “ben Türk milliyetçisi değil Atatürk milliyetçisiyim” demesi abesle iştigâl, yani anlamsız uğraştır.


            Birgül Ayman Güler’in Ulus-Milliyet Yorumu

            Ulus-millet, ulusalcılık-milliyetçilik konuları üzerine değinip bununla ilgili başka bir güncel tartışmayı es geçmemeli… Birgül Ayman Güler’in geçen yıl TBMM’de yaptığı konuşmada söylediği “Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit, eş değildir” sözleri Kürtçü, İslâmcı, liberal, sosyalist basın-yayın tarafından açıkça çarpıtıldı. Kemâl Kılıçdaroğlu’nun istifasını istemesi nedeniyle parti dalkavukları tarafından genel merkezin kontrolündeki yayınlarda bu sözler hâlâ çarpıtılarak Birgül Ayman Güler’in aleyhinde kullanılıyor. Elbette Güler’in bu sözü, Türkiye’nin tümünü kapsayan ulus ile Türkiye’nin bir bölümünü oluşturan bir etnik grubu siyasî ve hukukî olarak eşit düzeyde görmenin yanlış olduğunu ifade ediyordu ve hiçbir yerinde ırkçılık yoktu. Ancak Birgül Ayman Güler’in gerek bu sözünde gerekse yazılı eserlerinde milliyet sözcüğünü yanlış anlamda kullandığını belirtmeliyim. Güler, milliyet sözcüğünü etnik topluluk anlamında kullanıyor ama yazının başında belirttiğimiz gibi milliyet, millet-lik, millet olma durumu anlamındadır, etnik grup demek değildir. Dolayısıyla Türk ulusuyla Kürt etnisitesi siyasî ve hukukî olarak eşit, eş değildir” demek daha doğru olacaktır. Birgül Ayman Güler’in Türk ulusal kimliğinin gerekli ve zorunlu olduğunu açıklayan çalışmasının tümünde milliyet sözcüğünü yine etnisite anlamında kullanması kafa karışıklıklarına yol açacaktır. Milliyet, İngilizce “nationality”nin karşılığıdır. Bir İngiliz bir Türke “What’s your nationality?” diye sorduğunda yanıtı “I’m Turkish” olacaktır. Etnik kökenini değil, milliyetini, yani ait olduğu ulusu, milleti söyleyecektir. Prof. Güler’in bahsettiğimiz Akıl Tutulması (İmge Kit., 2013) kitabında örneğin Anayasa’da Türk ulusal kimliği yerine Kürt, Laz, Çerkes, Gürcü vs. diye çeşitli kimliklerin benimsenmesi durumunda Türkiye’nin bir ulusal devletten “milliyetler devleti”ne dönüşeceği belirtiliyor. Oysa kullanılması gereken kavram “etnik topluluklar devleti” (yani etnik topluluklara siyasî statü verilip ulusal birliğin parçalanmasının önünü açan bir yapı) olmalıdır. Kürt milliyeti veya Laz milliyeti denen bir şey yoktur çünkü Türkiye’de Kürtlük ve Lazlık birer etnisite adıdır, milliyet adı değildir. Birgül Ayman Güler’e “faşist, ırkçı” diye saldıranların bilmez ya da kötü niyetli kimseler olduğu doğru, ama Güler’in ortaya koyduğu terminolojideki hata da önemli.


            “Ulusalcılık Hayaleti”

Ulusalcılık meselesi son yıllarda üzerinde sıkça tartışılan, gelecekte de tartışılacak olan bir konu. Bugün kimilerince “Yeni Türkiye” diye adlandırılan iktidarın ve onun Türk siyasetinde gerçekleştirdiği Kürtçü çizgi kaymasının etkisi altında olan liberal, İslâmcı, sosyalist, sosyal demokrat, hattâ kimi “Atatürkçü” yazar çizerlerin ötekileştirme ve aşağılama aracı olarak kullandıkları ulusalcılık, bugün destekçilerinden çok düşmanlarının kullandığı bir kavram hâline gelmiştir. Attila Aşut’un son derece doğru saptamasıdır: Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’sunun en başındaki “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti” cümlesinin Türkiye’ye uyarlaması gibi, Türkiye’de bir ulusalcılık hayaleti dolaşıyor. Evet Türkiye’de ulusalcılık hayaleti dolaşıyor ve tüm liberal, İslâmcı, Kürtçüler, bunların yanında pek çok sosyalist ve bazı “Atatürkçü” sosyal demokratlar, ulusalcılık hayaletine karşı ittifak hâlinde.

Ulusalcılık tartışmasına yönelik söylenmesi gerektiğini düşündüğümüz şeyleri söyledik. Yeni görüşler ve eleştiriler, ulusalcılar da dâhil, tüm Türk milliyetçilerinin, Kemâlistlerin önünü açacaktır.


Yararlanılan Kaynaklar
Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, ATAM, 2006
Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, ATAM, 2006
Cengiz Özakıncı, Ulus ve Millet, Bütün Dünya, Aralık 2011, ss. 39-45
Doğu Perinçek, Kemalist Devrim-6, Kaynak Yay., 2008
Birgül Ayman Güler, Akıl Tutulması, İmge Kit., 2013
Ahmet B. Ercilasun, Atatürk’ün Kaleminden Çıkan Yazılar, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, S. 512, Ağustos 1994, ss. 85-91
TBMM internet sitesi
TDK internet sitesi
Aktüel
Milliyet
Cumhuriyet
Yeniçağ
BirGün
Aydınlık

1 yorum:

  1. Milliyetçilik MHP'nin tek elinde değildir. Milliyetçi herkes MHP'li değildir. Bozkurt işareti vs. hep MHP'ye ait sanılan yanlış bilgilerdir.

    "Milliyetçiyim" diyemeyen Atatürkçü de olamaz. Çünkü Atatürk en büyük Türk milliyetçisidir. Ulusalcılık ile Milliyetçilik aynı şeyler olabilir ama kendini "Ulusalcı" diye tanımlayanların Türklükle hiçbir alakası yoktur (GENEL KONUŞUYORUM). Çoğu 1980 öncesinden kalma hızlı komünistlerdir.

    Ben kendimi ne milliyetçi, ne de Ulusalcı olarak tanımlıyorum. İkisi de yüzeysel ve basit kavramlar. Ben Türkçüyüm. Şimdi adam Ulusalcı. Ne ulusu bu? Fransız mı? Rus mu? İspanyol mu? "TÜRK" adını söylemekten neden çekiniyorlar? En azından "TÜRK milliyetçisiyim" demeli insan...

    YanıtlaSil