29 Mart 2014 Cumartesi

Tayyip’in Ölümü, Amerika, Fetullah ve Diğerleri…

Bu yazıyı yazarken amacım AKP hükûmeti ile Amerika Birleşik Devletleri’nin son dönemde gerilen ilişkilerini, bu gerilimin nedenlerini, yaşanan ve yaşanması beklenen sonuçlarını incelemekti. Ancak son dönemde RTE ve onun uçuk yandaşları tarafından AKP’nin anti-emperyalist, ABD’nin oyunlarını bozan, bağımsızlıkçı, “istiklâl mücadelesi veren” bir şekilde resmedilmesi kepazeliğine de bir yanıt verilmesi gerektiğinden dolayı AKP-ABD ilişkilerini başlangıcından başlayarak ele almaya karar verdik.

Yazı üç bölüm hâlindedir.

1. RTE-ABD İLİŞKİLERİNİN BAŞLANGICI


AKP, ABD tarafından Türkiye’yi Batı merkezli küresel sermaye ve onun etrafında şekillenen küresel çetenin çıkarlarına göre dönüştürmesi, şekillendirmesi ve Türkiye’nin yıkımıyla sonuçlanacak süreci uygulaması için desteklenip iktidara getirilen bir projeydi. Çeşitli ülkelerde Batıcı siyasi güçlerin iktidara gelmesi, 2005’te Ukrayna’da Batıcı Viktor Yuşçenko’nun Cumhurbaşkanı olmasıyla sonuçlanan süreçten esinlenilerek “turuncu devrim” diye adlandırılır. Türkiye’nin turuncu devrimi de, 3 Kasım 2002 tarihinde yaşanmıştır. AKP, iktidara gelmeden önce ve iktidara geldiği günden itibaren ABD’nin tasarladığı plânları, programları, projeleri uygulamış, RTE ve arkadaşları, ABD’nin kendilerine verdiği görevleri yerine getirmeye çalışmıştır.

Daha 3 Kasım 2002’den 6 yıl önce, 20 Ekim 1996’da Aydınlık dergisindeki haberde, ABD’deki sözde “düşünce kuruluşu”, özde “özel istihbarat kuruluşu” RAND’ın hazırladığı rapora göre ABD’nin Türkiye’de Amerikan çıkarlarını korumak için –o gün Refah Partili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan- Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığa gelmesinin gerekli olduğunun belirtildiği yazıyordu. Derginin iddiasına göre eski ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz, 15 Ekim 1996’da RTE’yi makamında ziyaret etmiş ve siyasî geleceği için teşvik etmişti. Kapaktaki yazı kehanet değil öngörüydü: “Abramowitz, Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor”



Ağustos 2001’de AKP’yi kuran, hiçbir resmi görevi bulunmayan RTE, AKP’yi kurduktan 5 ay sonra, 2002 yılı Ocak ayında New York’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu’na davet ediliyor ve bu sıra dışı davetle gittiği ABD’de basına yansımayan bazı görüşmelerde bulunuyordu. Partisini, görüşlerini, vizyonunu ABD üst düzey yetkililerine anlatarak onların desteğini sağlamlaştırmaya çalışıyordu. Basına yansımayan bu gizli görüşmeleri 10 yıl boyunca Milliyet’in Washington temsilciliğini yapmış deneyimli gazeteci Turan Yavuz ortaya çıkarmıştı. Turan Yavuz’un aktardığına göre RTE, ABD’de Graham Fuller (eski CIA görevlisi ve RAND üyesi), Morton Abramowitz, Henri Barkey (eski CIA görevlisi ve akademisyen), Richard Perle (eski ABD Savunma Bakanı, WINEP, JINSA gibi ABD merkezli “özel istihbara kuruluşları”nda çalışmış uzman) gibi kişiler ve RAND Corporation, Amerikan Yahudi Kongresi (American Jewish Congress) gibi kuruluşlarla görüşme yapmıştı. ABD’deki bir diğer Siyonist kuruluş ADL’nin başkanı (Anti-Defamation League) Abraham Foxman ise daha AKP kurulmadan önce yalnızca RTE ile görüşmek için İstanbul’a gelmişti.1


Dünya Ekonomik Forumu’ndan 8 ay sonra RTE, ABD Başkanı Bush’a yazdığı, birinci yıl dönümünde 11 Eylül’ü kınayan mektubunda AKP’den “Türkiye’yi yönetmeye aday parti” olarak bahsetmesi sıra dışı, ama anlamlıydı. Her fırsatta ABD’ye “lütfen kukla olarak beni seçin, emirlerinize uyacağım” mesajı veriliyordu.



2002 seçimleri öncesi ABD ziyaretinin devamı seçimden sonra gelmiş, yasaklı olduğu için seçime katılamayan parti başkanı RTE, Bush’un davetiyle 10 Aralık 2002’de Washington’a gitmişti. Burada ABD politikalarına yön veren kuruluşlardan CSIS toplantısına katılmış, toplantı sonrasında döndüğü otelde Marc Grossman (eski ABD Ankara Büyükelçisi) ve Paul Wolfowitz’le (dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı ve akademisyen) görüşmüştü. Dönemin Türkiye Büyükelçisi Faruk Loğoğlu ise diplomatik geleneklere uygun bir şekilde bu görüşmelere katılmak için otele gitmişse de bu “özel” görüşmeye alınmamış, lobide bekleyip otelden ayrılmıştı.2

Sadece bir parti genel başkanı olan ve başka hiçbir sıfatı bulunmayan RTE, bu kadar üst düzey görüşmenin üzerine 11 Aralık 2002 günü önce Pentagon’da ABD’li yetkililerle, ardından dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve nihayet Bush’la özel bir görüşme yapabilmişti.3


Artık RTE’nin ABD ile olan ilişkileri “ABD’nin Türkiye’de başbakan olarak görmek istediği kuklası olma” başarısına erişmesini sağlayacak düzeyde sağlamlaştırılmıştı. Neticede siyaset yasağı olan RTE, Siirt’teki seçimlerin YSK tarafından iptal edilip tekrarlanması, siyaset yasağını kaldıran teklifin dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet N. Sezer tarafından önce veto edilip sonra onaylanması gibi olaylarla başbakan olabilmişti.

Bugün oyunu aldığı insanların önemli bir kısmı tarafından “dindar olduğu, namaz kıldığı, İslâm’ı savunduğu” gibi gerekçelerle desteklenen RTE, yukarda adı söylenen iki Siyonist Yahudi kuruluşundan ödül almıştı. Birincisi 27 Ocak 2004’te AJC4 (Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl tarafından kurulmuştur), ikincisi 10 Haziran 2005’te ADLtarafından verilen ödül.



RTE’nin sömürgeci Batı ve Siyonistler tarafından gördüğü itibar bununla sınırlı kalmıyordu. Son yıllardaki araştırmaların ve yayınların artmasıyla adını çok kişiye duyuran CFR, yani Dış İlişkiler Konseyi, RTE’nin New York ziyaretlerinde bulunmuş gazeteci Sedat Ergin’in anlattığına göre 2004 ve 2005’te RTE’yi “kırmızı halı protokolüyle” karşılıyordu.6 CFR, ABD’nin ve onun önderlik ettiği Batı ülkelerinin politikalarına yön veren sözde bir “düşünce kuruluşu”, özde “dünyayı yöneten örgüt”tür. Batılı sermayedarların ve Siyonistlerin yönetiminde olduğu bir kuruluştur.

RTE, CFR'de. 2007.

RTE’ye bu ödüller verilmişti, ABD AKP hükûmetini destekliyordu, Siyonistler RTE’yi destekliyordu. Çünkü ABD, 1946’dan bu yana Türkiye’nin yönetimine gelen Batıcı iktidarlar arasında en kukla, en itaatkâr, en boyun eğici, en Amerikancısıyla birlikteydi. AKP, ABD’nin Irak operasyonuna destek veriyor, milyonu aşan sayıda Iraklının ölümüyle sonuçlanan bu işgâlde Amerikan askerine yardımcı olmak istiyor (AKP 1 Mart tezkeresini meclise getirmiş ancak tezkere yeterli onayı alamamıştı), sapına kadar neo-liberal politikalar uygulayıp ülkenin varını yoğunu özelleştirip yabancı sermayeye satıyor, yabancılara toprak satışını kolaylaştıran yasalar çıkarıyor, ulusal devletin parçalanmasına yol açacak her türlü ödünü veriyordu.

1 Mart tezkeresi, yani Irak’ı vuracak 62 bin Amerikan askerinin Türkiye topraklarına konuşlanması, Türk hava sahasının ABD silahlı kuvvetlerince kullanılması ve Türk askerlerinin Irak’ın kuzeyine gönderilmesi teklifi mecliste gerekli oy sayısını 4 farkla yakalayamayınca ABD ile olan ilişkilerde geçici bir gerginlik yaşandı. ABD, bu başarısızlığın intikamını 4 Temmuz 2003’te Irak Süleymaniye’de bulunan Türk Özel Kuvvetleri’nden almış, 11 Türk askeri sözde “Kerkük Valisi’ne suikast düzenleyecekleri ihbarı” üzerine Amerikan işgâl güçleri tarafından kafalarına çuval geçirilerek gözaltına alınmış ve 60 saat boyunca gözaltında tutulmuştu. Bu alçak hakaretten sonra muhalefet, ABD’ye nota verilmesi gerektiğini söylemiş, RTE ise “Ne notası veriyorsun sen, müzik notası mı?” diyerek böyle bir küstahlığa karşı dahi efendilerinden çekinerek gerekli tepkiyi gösterememişti.7


RTE, defalarca ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi’nin Eşbaşkanı olduğunu itiraf etmişti. BOP veya sonraki adıyla GOKAP (Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi), Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde sözde “anti-demokratik rejimleri yıkıp demokratik rejimler kurma” özde ise “ABD karşıtı hükûmetleri yıkma, ulusal devletleri parçalayıp küçük kukla devletçikler oluşturma” projesiydi ve RTE pek çok kez bu projede kendisine görev verildiğini söylemişti.



Bugün kimilerince “bağımsız Türkiye’yi inşa eden bir kahraman” gibi süslenen RTE, o kadar kukladır ki, tarihi ödünler vermesine rağmen yine de ABD’nin kendisini gözden çıkarmasından korkmuştur. 7 Nisan 2006’da American Enterprise Institute’te gerçekleşen konferansa katılan RTE’nin danışmanı Cüneyd Zapsu, bu konferansta katılan ABD’li yetkililere şöyle seslenmişti: “Bu adam dürüst bir adam. Lütfen şunu yapmaya çalışın. ‘Sömürmek’ kötü bir sözcük ama ‘kullanmak’… Bu adamdan yararlanın. Bence onu devirmek, delikten aşağı süpürmek yerine onu kullanın. Burada ve Avrupa’da bundan yararlanmalısınız.”8

ABD sömürgeci bir ülkedir ve zengin enerji kaynaklarını elinde bulundurmak, dış politikasının temel amaçlarından biridir. Enerji kaynaklarını denetimsiz bir şekilde kullanmak, boru hattı projeleri ve deniz taşımacılığıyla enerji kaynaklarının ticaretini gerçekleştirmek, siyasî ve askerî açıdan stratejik bölgelerde güvenliğe dayalı egemenlik alanları oluşturmak, İsrail’in çıkarlarını en iyi şekilde korumak ve Siyonist plânları gerçekleştirmek, ABD’nin içinde bulunduğumuz Orta Doğu’ya yönelik yaklaşımında 100 yıldır değişmeyen unsurlardır.

Bu çerçevede, ABD Orta Doğu’da tıpkı İsrail gibi, siyasî konuların yüzde 100’e yakınında fikir birliği içinde olduğu, hemen her politikasını ona kabûl ettirebildiği bir kukla ülke daha kurma peşindedir. Plânlanan bu yeni devlet; zengin petrol yatakları üzerinde kurulu, Rusya, İran gibi ABD’nin rekabet hâlinde olduğu ülkelerin ortasında, Hazar Denizi’nin hemen yanında, bir yandan da Lazkiye-İskenderun hattı üzerinden Akdeniz’e açılan kukla “Kürdistan”dır.

Eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Büyük Orta Doğu Projesi’nin amacının “Dinî ve ulusal azınlıkların kendi kaderini tayin hakkını sağlama” olduğunu söylemişti.9 Bunun anlamı, ABD’nin parçalamak istediği bir ülkeyi, o ülkede yaşayan “dinî ve ulusal azınlıklar”ın “kendi kaderini tayin edememesi” gerekçesini öne sürerek yıkıma uğratmayı amaç edinmiş olmasıdır. Nitekim buna benzer kavramlar, çeşitli uluslararası kuruluş ve sözleşmelerde de kullanılmış, ABD gayrimeşru ve yıkıcı eylemlerini meşru, kabûl edilebilir bir duruma getirmesi için bu kavramları uluslararası ilişkilere yerleştirmiştir. “Birleşmiş Milletler İkiz Sözleşmeleri” diye anılan, BM’nin 1966’da kabûl ettiği, TBMM’de 4 Haziran 2003’te imzalanan yasalarla taraf olduğumuz sözleşmelerde de “halkların kendi kaderini tayin hakkı”nda bahsedilir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2006 yılında alınan 1674 sayılı kararla kabûl edilen Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect – R2P) yasasına göre, dünyanın herhangi bir yerinde sivil halk bir çatışmaya maruz kalıyorsa, Birleşmiş Milletler bu halkı korumak için o bölgeye askerî müdahalede bulunabilir. (Bu karar henüz dünya ülkelerinin meclislerinde onaylanıp bağlayıcı bir duruma gelmemiş olsa da 2011’de bu karara dayanılarak Batı askerî güçleri Libya'yı işgâl etti.) Kısacası, ABD, bir ülkeyi etnik ve dinî ayrılıklarını kullanarak ve dünyaya yapay gerekçeler uydurarak, doğrudan saldırma yöntemiyle bölüp parçalayabilir. (Tabiî rekabet ettiği diğer büyük güçler de buna izin verdiği sürece.)
         Gelelim Türkiye’ye…

Batı; Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın parçalarından oluşturmayı amaçladığı kukla Kürt devletini kurmak için, Türkiye’nin bu plâna uygun bir duruma gelmesi için uzun zamandan beri her türlü yöntemi uyguluyor. Bunun için Türk gençlerini Batı’da eğitip veya çeşitli “program”lardan geçirip yeni nesillerdeki millî birlik bilincini silmeye çalışıyor, görevli “aydın”larına kendi plânlarına uygun fikirleri aşılayıp bu ayrıştırıcı düşünceleri “aydın”lar aracılığıyla Türk toplumuna geçirmeye çalışıyor, bölücü siyasî topluluklara yardım ediyor, hattâ bölücü terör örgütünün güçlenmesi için elinden geleni yapıyor.

AKP’nin iktidara gelişi, uzun yıllardır Türkiye’nin bütünlüğünü bozma yolunda ilerleyen sürecin daha hızlı devam etmesini isteyen ABD için önemli bir fırsat oldu. RTE, iktidarda kalabilmek uğruna her türlü ulusal ödünü verebilecek türde biriydi ve geçmişinde de PKK sorununa ayrılıkçı hareketlere hoşgörü gösteren bir tavır vardı.

1993 yılında yayınlanan “2. Cumhuriyet Tartışmaları” kitabında (Başak Yayınevi) yayınlanan RTE röportajı bugün yaşananların habercisi:

Soru: Millî bütünlüğün korunmasından söz ettiniz. Bu değişim süreci içerisinde eğer, ülke içinde yaşayan bazı gurup insanlar millî yapı içerisinde kalmak istemezlerse ne olacak?

RTE: Onun kararını yine halk verecek.

S: Örneğin Kürtler biz ayrı yaşamak istiyoruz diyebilirler.

RTE: Bu durumda belki Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabilir.

S: Bağımsızlık isterlerse, tamamen ayrılmak isterlerse.

RTE: Bu toprak üzerinde böyle bir bağımsız yapıyı kurma kudreti varsa kurar. Ama kudreti yoksa

S: Buna hakkı var mıdır? Kudreti olmayabilir.

RTE: Bu hakkı kimden isteyeceği önemlidir.

S: Hak istenmez. O hak meşrudur ya da değildir. Burada sorulan o; meşru mudur?

RTE: Coğrafî bütünlük içerisinde evet, ama coğrafî ayrılık içerisinde hayır.

S: Coğrafi bütünlükten kastınız Misak-ı Millî sınırları mı?

RTE: Ona orda hudut tayin edemem.

S: O zaman bu hak da meşru değildir diyorsunuz.

RTE: Eyaletler tarzı bir sistem içinde olabilir diyorum.


Zâtın 2000 yılında Avustralya’da yayın yapan SBS radyosunda yapılan bir programa bağlanarak yaptığı konuşmada terörist başına iki kez –yani “dil sürçmesi” diye gerekçelendirilemeyecek bir şekilde- “Sayın Öcalan” diye bahsettiğini zaten biliyoruz. Biliyoruz ama unutuyoruz.



Evet. RTE’nin görüşleri bu yöndeydi. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü konusunda bir duyarlılığı yoktu. Böylesine uyumlu bir “başbakan”, ABD’nin bölücü plânlarını hayata geçirmek için altın değerindeydi.

2. MEMURLUKTAN KUKLALIĞA: PKK AÇILIMI VE YENİ OSMANLI


15 Ekim 2007’de ABD Dışişlerinde çalışmış stratejist David Phillips, Amerika Dış Politika Ulusal Komitesi’ne (NCAFP) “PKK’nın Silahsızlandırılması, Tasfiyesi ve Yeniden Bütünleşmesi” adlı bir rapor sundu. Raporda PKK sorununun silâhla çözülemeyeceği, PKK’ya yönelik sınır ötesi operasyonların yapılmaması gerektiği, PKK’ya yönelik operasyonların Türk-Amerikan ilişkilerine zarar vereceği, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki Barzani yönetimiyle iyi ilişkiler kurması gerektiği gibi öneri ve değerlendirmeler yer alıyordu. Dikkat çekici olan bir cümle vardı: “PKK sorununun çözümü için demokratikleşme süreci gereklidir”. Bu rapordan 2 yıl sonra, 2009 başında bu kez Henri Barkey, üyesi olduğu Carneige Vakfı’nda “Kürdistan’da Çatışmayı Önleme” başlıklı bir rapor yayınladı ve bu raporu ABD Başkanı Obama’ya sundu. D. Philips’in raporuna yakın görüşlerin dile getirildiği bu raporda ABD’nin Türkiye ile Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi arasında işbirliğini sağlaması, PKK’lı teröristlerin silâh bırakması karşılığında Türkiye’de af yasası çıkması, yine ABD’nin Türkiye’ye “siyasal reform ve demokratik özgürlüklerin ilerletilmesi” konularında baskı yapması gerektiği sıralanıyordu.10

Aslında bu raporlar, SSCB’nin yıkılışından sonra 90’lı yıllarda Graham Fuller, Samuel Huntington, Paul Henze gibi ABD ve onun merkezi istihbarat örgütü CIA yetkililerinin söyleyegeldiği “Kemâlizmi silin, ulusal devleti yıkın, yerel yönetimleri güçlendirin, Osmanlı’daki gibi eyalet sistemine geçin, Kürtleri bağımsızlığa teşvik edecek ayrıştırıcı adımlar atın” gibi sözlerin ayrıntılandırılmış, güncellenmiş, ilerletilmiş hâlinden başka bir şey değildi.

6 Nisan 2009’da TBMM’ye gelen yeni ABD Başkanı Obama yaptığı konuşmada Kürtçe televizyon yayınının hayata geçmesini övdü ve “güçlü azınlık hakları, bütün yurttaşlardan gelecek katkıların tamamından toplumun bütününün yararlanmasını sağlar” dedi. Oysa Kürtler azınlık değildi. Ne Lozan’da ne de mevcut T.C. Anayasası’nda Kürtleri veya diğer Müslüman çoğunluklu etnik kökenlere sahip yurttaşları azınlık sayan bir hüküm yoktu. ABD Başkanı, Türkiye’yi ayrıştırma küstahlığını TBMM’de yapıyor ve alkışlanıyordu.

“BOP Eşbaşkanı” olmakla övünen RTE, ABD’den yükselen bu seslere kulak verdi ve 2009’da “Kürt açılımı” başlatıldı. “Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek” diye parlatılan şey, Türkiye’nin ulusal birlik ve toprak bütünlüğünün zayıflatılması ve toplumu tek ulus=tek devlet anlayışından vazgeçirmeye yönelik bir süreçten başka bir şey değildi. David Phillips’in önerdiği (siz “emrettiği” anlayın) gibi “demokratikleşme süreci” yani “demokratik açılım süreci/Kürt açılımı” RTE ve yol arkadaşı Abdullah Gül tarafından başlatılmış, Barzani ile sıkı ilişkiler kuruldu, hükûmetin yarattığı siyasî iklim adalet kurumlarından basına ve iş dünyasına kadar her yere yansıdı ve terör örgütü PKK’yı övmek, açıkça bölücü propaganda yapmak serbest, cezasız, basın-yayın organlarında sık rastlanır bir durum oldu. Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay “Açılım Koordinatörü” olmuş, binlerce insanımızı öldüren terör örgütünün elebaşı Öcalan’dan “yol haritası” alınıp hükûmete sunulmasını “koordine” ediyordu.

Millî onurumuzu ayaklar altına alan süreç en aşağılık noktaya kadar inmiş, 19 Ekim 2009’da 34 PKK’lı terörist, Habur sınır kapısından Türkiye’ye DTP otobüsü üzerinde davullar, zurnalar, halaylar eşliğinde âdeta birer “millî kahraman” gibi giriş yapmış, oluşturulan seyyar mahkemede teröristler “pişman değiliz, Önder Apo’nun çağrısıyla geldik” demelerine rağmen AKP’nin düzenlediği yasa maddesiyle “etkin pişmanlık”tan yaralanmış ve serbest bırakılmıştı. Bu görüntüler, çuval olayından sonra onurumuzun ayaklar altına alındığı başka büyük bir felâkete aitti... Olaydan bir gün sonra AKP Meclis Grubunda konuşan RTE, “Dün Habur sınır kapısında yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Türkiye’de iyi şeyler oluyor, güzel şeyler oluyor, umut verici gelişmeler oluyor” demişti.11

Tüm bunlar yaşanırken 2007’de başlayan Ergenekon operasyonunda Türk ordusunda hizmet vermiş komutanlar, akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler hapse tıkılmış, TSK her gün aşağılanıyor, ordunun PKK’ya karşı mücadelede moral gücü sıfıra indiriliyordu. TSK’yi soğuk savaştan kalma Atlantikçilikten uzaklaştıran milliyetçi ve Avrasyacı emekli askerler Ergenekon düzmecesiyle cezalandırılırken özellikle Deniz Kuvvetleri’nde görev yapan muvazzaf subaylarının Balyoz adlı başka bir iftira davasıyla hapse atılmalarına, ardından sahte ve değiştirilmiş belgelere dayanan diğer soruşturmaların başlamasına ve TSK’de büyük çaplı tasfiyelerin gerçekleştirilmesine birkaç ay kalmıştı.

Terör örgütü PKK ululanıp Türk ordusu TSK aşağılanırken bir başka önemli gelişme daha yaşandı. RTE’ye Abdullah Gül’e danışmanlık yapan Prof. Ahmet Davutoğlu, 2009 yılında Dışişleri Bakanlığına getirildi. Bu, AKP’nin dış politikasında bir dönüm noktasıydı. AKP, hükûmeti paylaştığı Fetullah Gülen cemaati ile birlikte 2007 ve 2008’de Türk ordusuna yönelik operasyonu gerçekleştirip PKK terörü konusunda ABD’nin emrettiği “açılım”ları uygulayınca, Büyük Abi’den “Yeni Osmanlı” ödülünü kazanmayı hak etmişti. AKP iktidarının yönetime gelmesinden bu yana tartışılan “model ülke Türkiye” tezi, artık güçlü bir şekilde desteklenecek, Orta Doğu’da ABD’nin desteğiyle parlatılan AKP bölge ülkelerini Amerikancı bir çizgiye çekmeye çalışacaktı.

ABD’nin özel istihbarat kuruluşlarından Stratfor Araştırma Merkezi’nin Başkanı George Friedman 2009 yılında “Gelecek 100 Yıl” adında bir kitap yazdı. Kitapta pek çok ülkenin gelecek on yıllar içinde yaşayacakları siyasî süreçler öngörülmeye çalışılıyordu. G. Firedman’ın kitabı kısa sürede çok büyük satış sayılarına ulaştı. Tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Türkiye’de AKP’nin TSK’ye yönelik operasyonu ve PKK’ya yönelik açılımı başlattığı dönemde çıkan bu kitapta Türkiye’ye yönelik, yayılmayı teşvik edici, aşırı özgüven aşılayıcı, Osmanlı’yı özendirici değerlendirmelerde bulunuluyordu. Friedman’a göre Türkiye, ilerideki birkaç on yılda daha güçlü ve daha iddialı olarak ortaya çıkacak üç ülkeden biri olacaktır. Türkiye karışıklık içine düşecek olan İslâm Dünyasını bir arada tutacak ve İslâm Dünyasını egemenliği altına alacak güç olacaktır. Laik Türkiye, “dine karşı daha esnek” bir yaklaşım içinde olacak, hattâ bir İslâm süper gücü olacaktır! Türkiye daha sonra Kafkasya’ya doğru ilerleyecek, Karadeniz’i bir Türk iç denizi hâline getirecek, -o kadar gitmişken- Balkanlar’a da uzanıp Müslümanların yaşadığı toprakları ilhak edecek, hızını alamayan Türkiye Mısır’daki krizi çözmek için Mısır’a girecek ve Süveyş Kanalı’nı denetim altına aldıktan sonra doğruca Kuzey Afrika’ya ilerleyecek…

Görevi başarıp ödülü kazanan AKP’yi cesaretlendiren George Friedman, tahmin veya öngörülerini anlattığı kitaplarıyla ilgili röportajlarda Türkiye’yi Yeni Osmanlıcılığa teşvik eden başka sözler de söylüyordu: Türkiye bölgede ne görmek istiyorsa o yönde karar almak zorunda ve açıkçası bunu da yapabilecek tek güç. (...) Türkiye’nin karmaşadan uzak durması değil, karmaşanın parçası olması gerekiyor. (...)Türkiye’nin bu denklemi çözmesi için ellerini kirletmesi gerekiyor. (...) Türkiye İslami bir bölgede bulunuyor, tarihsel olarak da İslam dünyasının lideri olma geleneğine sahip. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden 100 yıl sonra Türkiye yeni bir realite ile karşı karşıya. Bu belki birçok Türk’ü tedirgin ediyor. Belki birçoğu da Türkiye’nin daha iddialı olmasını istiyor. Ama şu anda Türkiye çevresindeki sorunlarla baş etmek için yapması gerekenleri yapıyor.”12

ABD görevlisi Friedman, AKP’nin güçlü bir Türkiye yarattığını, ilerde büyük yayılmaları gerçekleştirebilecek bir ülkeyi yönettiğini, eski Osmanlı topraklarındaki ülkeleri –elbette “görev verici” ABD’nin çıkarları doğrultusunda- yönlendirmesi gerektiğini anlatırken bir yandan da AKP’yi sanki kendi özgün politikalarını uygulayacakmış, ABD eliyle gerçekleşecek bu “Orta Doğu liderliği” sanki AKP’nin kendi strateji ve kararlarıyla gerçekleşecekmiş gibi, AKP’ye “daha bağımsız olacakları” yönünde cesaret vermeyi de ihmâl etmiyor: “Türkiye şu anda da bölgesinde lider zaten. (...) Türkiye’nin bölgesindeki en önemli güç olduğunu düşünüyorum, sadece Türkiye henüz bunu tam anlamıyla fark etmiş değil. (...) Türkiye’nin Akdeniz’de hızla güçlenmesi Amerika’yı rahatsız edecektir. Eninde sonunda karşı karşıya gelecekler. (...) Türkiye son 50 yılını Amerikan ittifak sisteminin bir parçası olarak geçirdi. Şimdi bu ittifak sistemi Türkiye’ye küçük geliyor. (...) Türkiye bundan sonra artık eskisi gibi Amerika’yla hep aynı safta olmayacak.”13

“Amerikalı politikacılar, ‘ılımlı İslam’a destek veriyormuş’ şeklindeki komplo teorilerini beslememek için temkinli davranıyor” – Brookings Enstitüsü Uzmanı Ömer Taşpınar, 20.2.2013

AKP, İslâm ülkelerini ABD’nin çıkarlarına uygun bir şekilde değişime, dönüşüme yönlendirmek üzere ABD tarafından görevlendirilmişti ve ABD, AKP’nin bu görevi şevkle ve daha başarılı bir şekilde becerebilmesi için RTE’ye bir anlamda “gaz vermiş”, onu cesaretlendirmiş, Osmanlı hayâlleriyle kandırmıştı.

İşte bu projeye uygun bir biçimde Dışişleri Bakanlığına RTE’nin ve Abdullah Gül’ün danışmanı, Malezya’da akademisyenlik yapmış, Mısır’da doktora çalışmasını gerçekleştirmiş, İslâm ülkeleriyle ilgili araştırmalarda bulunmuş Ahmet Davutoğlu getirildi. Davutoğlu, RTE’ye dış politika danışmanlığı yaptığı dönemde ABD’yi ziyaret etmiş ve 2008 seçimindeki başkan adaylarının danışmanlarına “Türkiye'yle o kadar kapsamlı küresel ve bölgesel stratejik işbirliği alanı mevcut ki, kimse kamuoyuna yönelik bu tür sınırlı hamlelerle bu potansiyeli tehlikeye atmamalı” demişti.14 Bakanlığından bir buçuk ay önceki ABD ziyaretinde ise Batılı dostlarına “Türkiye'nin küresel düzene çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacağını ve bunun soğuk savaşın ardından yeni dünya düzeni olacağını” söylüyordu.15

2009’da Ahmet Davutoğlu’nun “Hâriciye Nâzırı” olmasından sonra onun Yeni Osmanlıcılık çerçevesindeki politikalarına yabancı basından övgüler yağmaya başlamıştı. İngiliz The Economist dergisi, 3,5 ay önce hâriciye nâzırı olmuş Davutoğlu’nu öven bir yazı yayınlamıştı. Türkiye’nin eski Osmanlı toprakları üzerinde etkisini artıracak politikalar izlediğini belirten yazının başlığı “Dreams From Their Fathers”, Türkçesiyle “Atalarının (yani Osmanlı’nın) rüyası”ydı.16 Amerikan Newsweek ise hem kişisel ve siyasî yönlerini överek “Adını daha fazla duymaya hazır olun” diyordu.17

2009 yılında dış politikada yaşananlar hatırlayın. RTE, Davos’ta İsrail’e diklendiğinde pek çok kişi bunun iç politikaya yönelik bir hamle olduğunu söylemişti. Aslında bu olay, evet iç politikaya da yönelik, ama daha çok dış politikaya yönelik bir hamleydi. AKP’nin (dışarıdan algılanan hâliyle Türkiye’nin) İslâm ülkelerinin lideri olmasını, İslâm ülkelerinin Türkiye’yi lider, öncü, baş olarak görmesini kolaylaştıracak bir olaydı. Nitekim “İslâm ülkelerinin başı Türkiye” propagandaları sonuçlarını vermeye başlamıştı. RTE, ziyaret ettiği kimi Arap ülkelerinde sevgi gösterileriyle karşılanırken Lübnan’da yayınlanan bir gazete yazısında “Osmanlı geri gelsin, Erdoğan’ı Halife seçelim” deniyordu.18

İçeride de durum böyleydi:

Mart 2009, İstanbul, metrobüs açılışı
RTE, Gül ve Davutoğlu çok sık bir şekilde İslâm ülkelerini ziyaret ediyor, onlarla ilişkileri yakınlaştırıyordu. Bütün bunlar, Türkiye’nin kendi başına ve bölge ülkelerinin çıkarlarını korumak için gerçekleştirdiği şeyler değildi. Batı kapitalist sermayenin ve onun denetimindeki ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarları için bu bölgenin şekillendirilmesi, ABD çıkarlarına göre dönüştürülmesi için Türkiye (AKP) eliyle gerçekleştirilen bir projeydi. Yeni Osmanlıcılık, CIA uzmanları tarafından hazırlanan raporlar dikkate alınarak hazırlanan ve Türkiye’yi ulusal devlet ve üniter (tek merkezli) devlet olmaktan çıkarmaya yarayacak adımların açılım süreciyle birlikte atılmaya başlanmasından sonra AKP’ye ABD’nin ödül olarak verdiği bir elbiseydi ve sonuç olarak yine ABD kazanacaktı.

Hâriciye Nâzırı Davudoğlu Ahmet göreve başladıktan sonra Türkiye;
1-    Siyonist İsrail’in OECD’ye üyeliği oylamasında evet oyu verdi
2-    AB ve Ermeni soykırımı iddiaları konusunda Türkiye’nin karşısında yer alan Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına girişine evet oyu verdi
3-     Muhammed Peygamber’e hakaret eden eski Danimarka Başbakanı A. Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olmasına onay verdi
4-    Karabağ’ı işgâl eden ve soykırım iddialarıyla Türkiye’den büyük haklar talep eden Ermenistan’la siyasî ve diplomatik ilişkiler kurulmasına ilişkin protokoller imzaladı
5-    Malatya/Kürecik’e NATO’nun füze radarlarının yerleştirilmesine izin verdi.
6-    Egemen olduğu topraklarda PKK’nın varlığını sürdürmesine engel olmayan, teröristleri koruyup kollayan Barzani’yle yakın ilişkiler geliştirdi.

Yani görünürde bağımsız, yönünü Orta Doğu’ya çevirmiş, İslâm ülkelerine öncülük eden Türkiye (AKP), aslında Batılı efendilerinin sözünden çıkmıyordu, aksine, onların işlerini kolaylaştırıyordu. Özü Amerikancı olan ve sürekli ödün veren bu dış politika devam ederken RTE, “ABD kadim dostumuzdur” diyordu.



İşin sırrı buradaydı. Bir yandan ABD, AB ve İsrail’in çıkarlarına ters düşecek işlerden kaçınıp her alanda onlarla uyuşuyor, Batı kaynaklı yabancı sermaye özelleştirmeler, toprak satışları yoluyla Türkiye’de nüfuz alan açıyorduk. Bir yandan da Hâriciye Nâzırımız, hayâlinde “Osmanlı Milletler Topluluğu” olduğunu söylüyor, “Cihan devlet 2023’te kurulacak” diyordu.

Milliyet, 7.12.2010

Radikal, 25.4.2011


Osmanlı, çağının özelliklerini üzerinde taşıyan, bir ulus devlet değil bir imparatorluktu ya, elbette Yeni Osmanlıcılıkla görevlendirilen RTE ve yol arkadaşları da millî devletten yana olmayacaklar. RTE’nin açılım politikalarından da önce, hattâ Refah Partisi döneminde dahi ulusal devlete, “Türk milleti” ifadesine karşı olduğunu biliyoruz. RTE, aynı şekilde üniter (tek merkezli) devlete karşı eyalet-federasyon yanlısıdır. Çünkü Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü ancak bu yolla bozulabilir. Hem ekonomik olarak Batılı şirketlerin nüfuz sahibi olması ve Türk milletini sömürmesi, hem de ABD’nin tam denetiminde bir uydusu durumundaki bir kukla devletin Türkiye’nin doğusuna yerleştirilmesi; ulusal ve üniter devletin tasfiyesi ile olanaklıdır. AKP’nin de iktidara geldiği günden beri, özellikle de Ergenekon süreci ve PKK açılımıyla birlikte yaptığı işler de, yurttaşlığa dayalı Türklük bilincini yıkmak üzerine olmuştur. RTE her yerde “Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Abaza, Gürcü, Manav, Arap...” diye toplumu ayrıştırıyor. Gördük, görüyoruz.

AKP 2001 yılındaki kuruluş programında “Partimiz, Avrupa Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı’na uygun olarak, Anayasal sistemimize yerel yönetim hakkının dâhil edilebilmesi sağlanacaktır” deniliyor ve merkezî yönetimin yetkilerinin yerel yönetimlere devredileceğine yönelik sözler veriliyordu.19 2006’da Bölgesel Kalkınma Ajansları kuruldu. Bunlar yerel yönetimlerde sermaye-yerel iktidar-kitle örgütü ilişkisini kurarak “yönetişim”i sağlamak, yerel yönetimleri güçlendirmek için kuruldu. (Neyse ki BKA’ların işleyişi çok verimsiz ilerledi de bu dayatma sistem merkezî yapıya fazla zarar veremedi.) AKP döneminde yerel yönetimlerle ilgili pek çok yasa yenilendi. Parti programında ve seçim bildirgelerinde yazdığı üzere merkeziyetçi yapı yavaş yavaş kırılarak adem-i merkeziyetçi yapı için zemin hazırlandı.



Saymakla bitmez ama, AKP döneminde iktidar vekilleri ve RTE’ye bağlı diğer elemanların, Türklüğü ve tek merkezliliği, ortak vatan bilincini ve kurucu felsefe olan Kemâlizmi ne kadar çok hedefe koyduğuna, yıkmaya çalıştığına hepimiz tanık oluyoruz. Devletin resmi kurumlarından T.C. ibaresinin kaldırılması, Atatürk dönemine sürekli iftiralar atılması, Davutoğlu’nun “ulusçulukla hesaplaşıyoruz” itirafı, “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almış bir iktidarız”, RTE’nin emirleriyle hareket eden gazete-TV’lerde son 4-5 yılda büyük oranda bölücü, PKK yandaşı, ayrılıkçı kişilere yer verilmesi, yine RTE’nin emirleriyle hareket eden bir gazetenin logosundaki Türk bayrağını kaldırması, RTE’nin “Balkonlarımıza bayraklarımızı asıyoruz. Ama bizim bayrağımızda herhangi bir işaret olmayacak. Bayrak yasasındaki bayrak budur. Bunun dışındaki bayraklar Bayrak Yasası’na uygun değildir” diyerek kalpaklı Atatürk resimli Türk bayrağını dışlaması, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının yasaklanması, başbakan olduğu iddia edilen ama benim –topluma açık yerlerde- sadece RTE ya da Tayyip dediğim herifin “BDP de bölücü başının heykelini dikmekten bahsediyor. İşte şimdi tam CHP oldunuz” diyerek bebek katiliyle Atatürk’ü birbirine benzetme ihanetine, hadsizliğine kapılması, bunun gibi onlarca, yüzlerce olay arşivlerde duruyor. Etnik milliyetçiliği, eyaletçiliği, federasyonculuğu, Türklük düşmanlığını, Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığını yaygınlaştıran AKP’nin buradaki misyonu da Yeni Osmanlıcılık çerçevesinde, Türkiye’yi birbirine bağlayan bağları çözme ve başta Barzanistan olmak üzere bölge ülkeleriyle ümmetçiliğe dayalı bir birliktelik peşinde koşma politikasının içeriye yansımasıydı.

3. SİYASÎ İSLÂM’IN ÇÖKÜŞÜ VE USTALIK FAŞİZMİ, RTE’Yİ AFOROZ ETTİRİYOR


Tayyip gerçekten hastalıklı bir kişi. Ruhsal bir hastalık bu. Beyoğlu Belediye Başkanlığını 450 oy farkla kaybedince seçim kurulunu basmış, sandık başkanı hâkime hakaret etmiş, 6 ay hapis cezası yemişti. 14 yaşındaki bir çocuk “Allah cezanı verecek” dedi diye zorla yanına getirtip boğazını kocaman izler bırakacak şekilde sıkan da oydu. 20’li yaşlardaki insanları sırf kendine muhalif diye öldüresiye müdahaleye maruz bırakan, bazılarını öldüren, ölümlerinin üzerine bir kez bile “Allah rahmet eylesin” demeyen de o bildiğiniz gibi. Tenis sahasında bakanı yuhalayanlara “terörist” demişti, ODTÜ yoluna karşı çıkanlara “bunlar ateist, bunlar terörist”, şehit cenazesi görmek istemediğini söyleyen anneye “askerlik yan gelip yatma yeri değildir”, ağaçların kesilmesini istemeyenlere “üç beş çapulcu”, gazetecilere “tasmalılar, köpekler” demişti. Futbol kulüplerinden üniversite rektörlerine kadar yasal yetkisi olsun-olmasın her şeye karışıyor, her şeyi belirlemeye kalkıyor. “İyi biliriz,” diyor. “...biz biliriz biz!... ...sizden öğrenecek değiliz!” Kendisine karşı muhalefet eden her tür grubun eylemine (PKK’lılar hâriç) sert polis müdahalesiyle engel olmaya çalışıyor, bu müdahaleler çok ağır yaralanmalara, ölümlere neden oluyor. Bana karşı hiç kimseden (PKK’lılar hâriç) hiçbir ses çıkmasın istiyor.

Batılı efendilerinin iyi hesaplayamadığı tek şey belki de buydu. Bu kadar ruhsal rahatsızlıkları olan, dünyaya gelirken faşistliği ve diktatörlüğü beraberinde getiren bu hastalıklı kişiye “Orta Doğu’nun lideri”, “Yeni Osmanlı” diye unvanlar verdiklerinde bu hasta kişinin elindeki bu gücün büyüklüğüne kapılıp kendi hırslarına yenik düşeceğini akıl edemediler. Bu kadar pohpohlanmanın, gaz verilmenin onu nasıl bir diktatöre dönüştüreceğini bilemedi sömürgeciler. RTE'nin hem iç politikada, hem dış politikada 21.yy koşullarının, yani öldürmenin ve işgâlin 1930’lara göre biraz daha gayri insani olduğu bir dönemin Hitler’i gibi davranacağını belki de beklemiyorlardı. 2011 Genel Seçimlerinde –açıklanan oranlar doğruysa- yüzde 49,8 oy alması, onun otoriterliğini ve baskıcılığını kat be kat artırdı. Bu seçimden bir yıl önceki Anayasa referandumundan galip çıkıp devlet kurumlarını dönüştürme olanağını yakalamasının etkisi de vardı bu ustalık faşizminde. Silivri’de Ergenekon davasını protesto mu edecekler? Gaz, su, cop... Sendikalar eğitim yasasına karşı mı yürüyecek? Kan akana kadar vurun! Hünkârımız bir şehre mi gidecek? Muhalif siyasî örgütlerin şubelerine önceden baskın düzenleyin. Yeni MİT Yasasında MİT’e “her türlü faaliyeti gerçekleştirme” yetkisi veriliyor. “Her türlü faaliyet”in içinde öldürmek de var mı? Türkiye böyle bir yer oldu. “Ey Esad, defol git!.. Ey Nobel, sen nasıl ödüller veriyorsun?!.. Ey Robot Lobisi!..” İşte dünya da böyle bir yer oldu.

Aşırı özgüvenin getirdiği ustalık faşizmi, AKP’ye desteğini esirgemeyen liboşların eleştirilerine neden olurken (aralarına faşizme boyun eğen liboşlar da oldu) AKP’ye oy veren apolitik kesimi de uzaklaştırdı. Ülkede adam akıllı demokrasi falan yoktu da, olanını da kırıp budadı AKP. Ama ABD, Türkiye’de günümüz koşullarında bu kadar otoriter bir iktidarın istikrarını koruyamayacağını, ABD’nin sadık bir “müttefik”i olan Türkiye’nin huzursuzluk ve istikrarsızlık dolu bir siyasî hava içinde ABD çıkarlarını sağlıklı ve yeterli bir şekilde koruyamayacağını bildiğinden dolayı AKP’nin bu otoriterliğinden rahatsız. Elbette Ergenekon-Balyoz gibi davalar da RTE’nin otoriterliğini gösteren uygulamalardı ama ABD için bu operasyonlar TSK’nin direncinin kırılması ve Atlantikçi bir çizgiye çekilmesi açısından çok önemliydi. Bu yüzden Ergenekon, Balyoz gibi davalarda AKP’yi eleştirmeyen ABD, RTE’nin otoriterliğini her alana yayması ve demokratik değerlerin giderek yozlaştırılmasıyla AKP’ye olan eleştirilerini, uyarılarını attırdı. Bunlar elbette dış gelişmelerden bağımsız değildi. Göreceğiz...

RTE artık bir yandan da Fetullah Gülen’e verdiği destekten, onun devlet kurumlarında her türlü görüşten insanı hallaç pamuğu gibi kenara atıp kendi görevlilerini buralara yerleştirmesine yardımcı olmaktan dolayı pişman olmaya başladı. PKK ile Oslo’da yürütülen müzakerelerde terör örgütünün Güney Doğu bölgesinde Fetullahçıların tasfiye edilmesi talebini kabûl eden AKP-MİT, bundan sonra yaşanacak 7 Şubat 2012 (cemaat savcısı tarafından MİT’çi Hakan Fidan, Emre Taner ve Afet Güneş’e soruşturma açılması), Dersanelerin kapatılması, 17 Aralık 2013 (yolsuzluk ve rüşvet soruşturması) gibi olaylar sonucunda Fetullah Gülen cemaatinin desteğini de kaybedecekti. Bu açıkça bir paylaşım kavgasıdır. Fetullah on yıllardır devleti ele geçirmek için uğraşırken RTE de ölene kadar iktidarda kalmak istemektedir ve devlet kurumlarında kadrolaşma rekabetinden kaynaklanan çatışma bugün tahmin edilemeyecek bir gerginliğe varmış durumdadır.

İç politikada böyle buhranlı dönemler yaşanırken dış politikada ne oldu? Batılı efendilerinin iyi hesaplayamadıkları şey buydu dedik ya, RTE’deki ezik diktatör psikolojisi... Efendilerinin verdiği görevi, biçtiği kaftanı, dayattığı stratejiyi kendi aklının ürünü zannederek Orta Doğu’da giderek büyüyen bir hırsla “başıbozuk” davranmaya başladı. CFR’de, RAND’da, WINEP’te, JINSA’da, küresel sermayeye bağlı pek çok Siyonist “düşünce kuruluşu”nda Amerikan sömürgeciliğinin stratejistleri ABD çıkarlarına göre en uygun plânları hazırlarken AKP “Yeni Osmanlı, lider ülke” özgüveniyle kontrolden çıkmaya başladı. Örnek mi? Mısır’da Batı destekli İhvan iktidarı çökmeye yüz tutunca, Mısır halkı gerçek bir devrim gerçekleştirmeye koyulunca ordu devreye girip yönetime el koydu. Mısır bir NATO üyesi olmasa da Mısır Ordusu Pentagon’la yakın ilişkiler içindedir, ABD Mısır’a her yıl 1,3 milyar dolar civarında askerî yardım yapar. Mısırlı generaller, Mursi’nin sert dinci rejimine karşı ayaklanan halk iktidarı ele geçirip kontrolden çıkan bir yönetim oluşturmasın diye Pentagon’dan gelen emir üzerine iktidara el koyup İhvan rejimine son vermişti. AKP’nin buna tepkisi bildiğiniz gibi büyük oldu. Askerî yönetimin lideri Sisi’ye çok sert mesajlar verdi. Çünkü dinci İhvan rejimi, dinci AKP’nin ideolojik ortağıydı ve bölgedeki sıkı bir müttefikiydi. ABD’nin çıkarları Pentagon talimatıyla yönetime el koyan generallerin desteklenmesini gerektirirken AKP, efendilerini kızdırmak pahasına Mısır’ın yeni yönetimini gayrimeşru gördü ve sert ifadelerle eleştirdi. ABD, Mısır örneğinden şu sonucu çıkardı: Hem Mısır’da hem Türkiye’de Sünni eksenli ılımlı İslâm politikası başarısız olmuştu.



Bir başka örnek: Suriye... Suriye’de Rusya ve İran’ın desteğiyle ayakta kalan rejimi terörist gruplarla yıkamayan Batı, zorunlu olarak diyalog yollarına başvurdu ancak “Orta Doğu’nun Sultanı, İslâm Halifesi” RTE, isyanın başından beri Beşar Esad’ı çok ağır sözlerle hedef aldı ve diyalog yöntemlerine yanaşmayarak Suriye’ye karşı sert tavrını sürdürdü. Bu Batı için acemice ve işe yaramayacak bir tutumdu. Dış politikada ABD ile AKP arasında gerginliğe neden olan sorunlardan biri de Barzani ile sıkı ilişkiler kuran AKP’nin merkezî Irak hükûmetini aradan çıkararak doğrudan Barzani yönetimi ile petrol taşıma anlaşması yapması. Obama yönetimi pek çok kez Bağdat’ın onayı olmadan böyle bir anlaşmanın geçerli olamayacağını dile getirdi. Yukarıda vermiştik, önceden ABD Türkiye’ye sürekli Barzanisan’la yakınlaşmayı öğütlüyordu. Öyleyse neden Türkiye ile Barzanistan’ın yakınlaşmasına tepki göstermeye başladı? Çünkü Irak işgalinden sonra Bağdat’ta kurulan Maliki yönetimi giderek İran’a, Suriye’ye yakın bir politika izlemeye başladı ve Irak’ın kuzeyindeki Kürt özerk yönetimi Bağdat’tan uzaklaşırsa Şii Maliki İran’la daha fazla yakınlaşacak. Ki öyle oluyor da. Suriye krizinde Bağdat’ın Beşar Esad’ı destekleme eğilimi gün geçtikçe artıyor. AKP ile Barzani arasındaki bu petrol boru hattı anlaşması da ABD’nin AKP hakkındaki tutumunu gözden geçirmesine neden olan etkenlerden biriydi.

“On yıl önce bu ilişkileri samimi bir şekilde teşvik eden Washington, şimdi bu sıcak bağların Bağdat’daki merkezi yönetim pahasına yürütülüyor olmasından, Irak’ı bölecek bir aşamaya gelmesinden ve Maliki hükümetini yalnızlaştırarak İran eksenine itmesinden kaygılanıyor.”Henri Barkey, 27.6.2013

WikiLeaks belgelerinden öğreniyoruz ki ABD “Yeni Osmanlı” gömleğini AKP’ye giydirirken Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, ABD Dışişleri Bakanlığına gönderdiği yazıda AKP’nin Yeni Osmanlıcılık politikasını değerlendirirken “Bölgedeki ağır topların yükümüzü paylaşması çok uzun zamandır istediğimiz bir şeydi ancak bu ciddi anlamda kontrol kaybını da beraberinde getiriyor” diyor. Evet, AKP, ABD sömürgeciliğinin dayattığı “Yeni Osmanlı” rolüyle ABD’nin “yükünü paylaşıyor”du ve Jeffrey’in tereddüt ettiği gibi AKP “kontrol kaybı”na uğradı, kontrolden çıktı.

AKP’nin hem içeride hem dışarıda mezhepçi, baskıcı, başına buyruk, sert üslûplu politikası her geçen gün ABD’yi biraz daha rahatsız etmeye başladı. (Bu anlatılanlardan AKP’nin ABD kontrolünden çıkıp Türkiye’nin millî çıkarlarını savunmaya başladığı anlaşılmasın. RTE ve çetesi sadece ve sadece kendi çıkarlarını düşünür, ülkesinin değil. Bu hiç değişmedi.) AKP, füze radarını Kürecik’e, Patriot füzelerini Kahramanmaraş’a konuşlandırsa da, Libya’nın yıkımına destek verse de RTE’nin tehlikeli kişiliğini sezen sömürgecilere bunlar yetmedi. Aradaki gerilimde RTE de Türkiye’nin Şangay İşbirliği Örgütü’ne girebileceğini ima eden ve çok tartışılan sözleriyle, NATO üyesi bir ülkenin –güya- Başbakanı olmasına rağmen Çin’den uzun menzilli füze almaya kalkmasıyla, iç politikada kimi olayların kaynağı olarak Batı’yı göstermesiyle ABD’ye karşılık vermeye çalıştı. Aradaki gerilim, Türkiye’de yolsuzlukların ve her türlü ihanetin ortaya dökülmesini ve insanların haberdar olmasını engellemek için diktatörün Twittter ve YouTube’u yasaklaması, Obama’yla yaptığı telefon görüşmesinin Fetullah’la olan kısmını yalan bir şekilde basına yansıtması gibi nedenlerle güncelliğini koruyor. CIA uzmanları Türkiye hakkında bundan dört beş yıl önce söylediklerinin tam tersini söyler oldular.

2010’da “Türk politikasını izlemek heyecan verici. Türkiye her krizi olgunlukla aşıyor” diyen Graham Fuller, 2012’de “Türkiye’nin kesinlikle daha İslami olmasını önermiyorum. Benim kişisel hissiyatım Türkiye’de daha çok sol hareket görmek isterdim”diyordu.20

Henri Barkey ise farklı zamanlarda yaptığı yorumlarda “Amerika Türkiye’yi daha sık eleştirecek... ABD Başbakan’ın söylemlerinden rahatsız... ABD-Türkiye ilişkilerinin gerilmesinde bu daha başlangıç... Türkiye’de demokrasi 2012’den bu yana yerinde sayıyor... Başbakan ve tek parti gereğinden fazla güçlendi... Artık Erdoğan’ı ciddiye almak zor... ifadelerini kullanarak AKP’ye eleştirilerini yöneltiyor.21

 “Türkiye yararlı bir model sundu ve hala da sunuyor. Her ne kadar Ortadoğu için bu model inişe geçmiş olsa da. Açıkçası Türkiye’nin Ortadoğu politikası büyük bir başarısızlık olduMorton Abramowitz, 14.11.2013

Öte yandan, Morton Abramowitz ve Eric Edelman son dönemde Türkiye hakkında raporlar hazırlayıp Türk demokrasisisin durumunu tartışıyorlar. AKP’nin giderek otoriterleşmesinden rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Gezi Parkı eylemleri ve 17 Aralık soruşturmasından sonra bu olayları zaman zaman ABD’nin plânladığını ima eden RTE’ye karşı bu iki eski büyükelçi önce ortak bir yazı yazıp Obama’ya “Erdoğan’a karşı tavrını daha açık bir şekilde belli et” çağrısında bulundular. Daha sonra 82 başka ABD’li uzman ve yetkiliyle birlikte Obama’ya ortak bir açık mektup yazıp Tayyip Erdoğan’ın otokrat hareketleri ve demagojisinin Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verdiğini, Obama’nın hem kamuoyu önünde hem özel görüşmelerde daha net bir tavır takınması gerektiğini ifade ettiler.22

“Amerika’nın Türkiye’ye Arap dünyasının ortasında demokratik ve liberal bir güç ve model olarak bakması hatalı bir politika. Amerika’nın artık politikasını sertleştirmesi gerekiyorCFR Türkiye uzmanı Steven A. Cook, 7.2.2014

Henry Barkey, Graham Fuller, James Jeffrey, Morton Abramowitz, Eric Edelman... Bazılarının adını ilk bölümlerde yazdım. Hepsi AKP’nin iktidara gelişinde, ABD ile ilişkiler kuruşunda önemli rollerdeydiler. AKP, ABD’nin desteğini alarak Türkiye’nin yönetimine geçerken bu kişilere “bağlılığını” bildirmişti. Ne var ki iç ve dış gelişmeler “Yeni Osmanlı” rüyalarını bitirdi. En kritik müttefiki Fetullah Gülen’le birbirine girdikten sonra en gizli sırları, en saklı pislikleri meydana döküldü. Ses kayıtları, medyaya müdahale belgeleri, paraları sıfırlamalar, “sit alanı” denilen korunması zorunlu olan yerleri aileye-yandaşlara peşkeş çekmeler, seks kasetlerini piyasaya sürme kayıtları... Her türlü ahlâksızlık ve yozlaşmışlık inkâr edilemeyecek düzeyde ortaya çıktı. AKP her anlamda çürüdü. RTE artık çöken iktidarını korumak için üç yolu kullanıyor. Herkesi baskı altına almak, muhaliflerini ötekileştirerek destekçilerini yanında tutmak ve çok fazla yalan söylemek. ABD ile olan ilişkileri ve kesinlikle buna paralel olarak Fetullah’la olan ilişkileri bozulan AKP, geriye kalan tek –hassas- ortağı PKK’nın da -“the süreç”in bitmesi pahasına- ona yüz çevirmesiyle dayanak noktası kalmayacağından yok olacaktır.

“Kuklacılığın en önemli taktiklerinden biri de kukla değiştirmektir” diyor Oktay Sinanoğlu. Kuklacı kuklasını değiştirdi. AKP, Cumhuriyet tarihinin en Amerikancı, en Batıcı, en ödüncü, en bölücü, en çıkarcı iktidarıydı. Türk tarihinin bunlardan daha ikiyüzlü, daha yalancı, daha utanmaz, daha tavizkâr yöneticiler gördüğünü zannetmiyorum. Teknoloji gelişti, eğer bir uçak veya helikopterle kaçmasını becerebilirse onun için ne âlâ; ama kaçamazsa Tayyip’in sonu çok fena ve ibret verici olacak.

Her şeyin canına lânet; olan Türkiye’ye oldu. Neo-liberal Özal dönemi, Gümrük Birliği’ne giriş ve Kemâl Derviş yasalarından sonra gelen AKP döneminde Türk ekonomisi büyük ölçüde yabancı sermayenin egemenliğine girdi. Üretimi ve ihracatı çok düşük, tüketimi ve ithalatı kat be kat artan bir ülkeyiz, “TOKİ ev yaptı, yol yaptık, hastane yaptık” diyenlere bakmayın. Dış ve iç borçlar tavan yaptı, fabrikalar ya kapandı ya satıldı, devlet kurumları, limanlar özelleştirildi, 140 milyon metrekare toprak satıldı, “IMF’ye borcumuz bitti” diyenlere bakmayın. Ordu ve polis başta olmak üzere devlet kurumlarındaki kişiler, hukukun, Anayasa’nın gereğini değil Fetullah’ın emirlerini veya Tayyip’in emirlerini uyguluyor. Etnik kimlik siyaseti meşrulaştırıldı. Eskiden sen Kürt müsün sen Çerkes misin diye kimse birbirine sormazdı. Terör meşru hâle getirildi. Kıravatlı gömlekli PKK’lılar her yerde! Eğitim yap-boza döndü. İmam-Hatipleştirme politikası ilk-orta öğrenimi mahvetti. İşsizlik, yaşam standartları, yoksulluk sorunları çözülmüş değil. Siyasî ahlâksızlıklar topluma yansıdı, tecavüz vakaları, pedofili, ensest, doktor dövme olayları hiç azalmamacasına artıyor.

Sayfalar dolusu kimi zaman ayrıntılı kimi zaman mahalle ağızlı kimi zaman sıkıcı yazının özü: ABD’nin yol göstericiliğinde AKP-Fetullah koalisyonu ve işbirlikçileri terör örgütü PKK eliyle Türkiye 2014 Mart’ına rezil bir hâlde getirildi.

Bu arada kuklacının yeni kuklasının kim olduğunu öğrenmek zor olmasa gerek. AKP baş aşağı gitmeye başladıktan sonra Türkiye'de ABD ile, AB ile, Fetullah'la, küresel sermaye ile, küresel sermayenin işbirlikçisi büyük yerel sermayeyle, bölücülerle, sermaye basınıyla, TESEV'le arasını iyi tutmak için en çok çalışan iki kişi kim? Bunlardan biri geçen aylarda ABD'ye gittiğinde tıpkı RTE'nin ilk zamanları gibi Morton Abramowitz'le görüştü mü? Kuklacının yeni kuklası belli de, yeni kuklanın "başkanlık"ını yaptığı milyonlarca vatansever-Kemâlist bu kukla oyununu izlemeyi ne zaman bırakacak belli değil!

***

Dipnotlar


           1 Turan YAVUZ, Çuvallayan İttifak, Destek Yay., 1. baskı, aktaran; Merdan YANARDAĞ, Bir ABD Projesi Olarak AKP, Siyah Beyaz Yay., 1. baskı, 2007
         2 Yılmaz POLAT, Washington’da Sıfatsız Bir Siyasetçi, Yurt, 17.9.2013
         A.g.y
         4 27.1.2004, Zaman; Taha KIVANÇ, JINSA ve AJC Üzerine..., Yeni Şafak, 5.2.2004
         5 ADL resmi sitesi: http://archive.adl.org/presrele/asint_13/4730_13.html (Erişim: 29.3.2014)
         6 Sedat ERGİN, ABD’li İki Otoriteden Erdoğan’a Uyarılar, Hürriyet, 10.11.2009
         7 Hürriyet, 8.7.2003
         8 Milliyet, 12.4.2006
         9 Kemal EVCİOĞLU, Büyük Ortadoğu Projesi, Umay Kitabevi, 2005
         10 Söz konusu iki raporla ilgili özet bilgiler için bkz. Gürbüz EVREN, “Kürt Açılımının ABD’deki Adı Ne?”, Odatv.com, 29.6.2010 ve G. EVREN, “İşte ‘PKK’nın Silâhsızlandırılması’ Raporu”, Odatv.com, 5.7.2010
         11 Hürriyet, 20.10.2009; ilgili video: http://webtv.hurriyet.com.tr/2/955/0/1/basbakan-son-durumu-acikladi.aspx (Erişim: 29.3.2014)
         12 Söz konusu röportajlar için bkz. amerikaninsesi.com, 3.3.2009 ve amerikaninsesi.com, 16.2.2011
         13 A.g.y.
         14 amerikaninsesi.com, 29.10.2008
         15 Zaman, 21.3.2009
         16 cnnturk.com, 24.7.2009
         17 Sabah, 30.11.2009
         18 Hürriyet, 4.2.2009
         19 AKP, Kalkınma ve Demokratikleşme Programı, s.63 vd.
         20 Radikal, 6.4.2012
         21 amerikaninsesi.com, 7.11.2012, 20.12.2013, 12.1.2014 ve 15.3.2014
         22 amerikaninsesi.com, 21.2.2014

92 yorum:

  1. kaynakçanızı görene kadar "ulan acaba mı?" dedim ama kaynakça gezici ve paralel dolu olunca size iyi günler dilemekten başka yapılacak şey kalmıyor. siz böyle devam ediniz sayın yazar. hele de o kaynakçalar artık alenen vatana düşmanlık yapıyorsa iyiden iyiye inandırıcılıkları sıfır. kendilerine inanmıyoruz ki yapılan alıntılara nasıl inanalım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kaynak elbette önemlidir önemli olan senin o kaynağa inip ne aldığına bağlıdır. Devletin suriyeye savaş strateji ve planını dinlemelerini hükümet kınadı. Burdan da görmüş oluyoruzki devletimiz aciz ve sürekli kayıt altında. Kimbilir kaç senedir ülke yönetimini sırlarını senelerdir dinliyorlardı. Yani işin özü hükümete kim gelirse gelsin ya birilerinin adamı yada birilerinin kontorlündedir.

      Sil
    2. Haber sitelerinden verdiğimiz kaynaklar yorum değil haber içeriyor. Nesi "gezici" ve "paralel" geldi de içeriklerine inanmadın anlamadım ki? Örneğin Tayyip'in "Ne notası müzik notası mı?" dediği haberini Hürriyet'in haberine dayandırmışız. Bu mu sıkıntı? Yahu bunun videosu da var. Reddedilen bir şey değil ki. Başka... Tayyip'in Habur vakasından sonra "Bu görüntüleri görüp de umutlanmamak elde mi?" demesini de Hürriyet'e dayandırmışız. Hattâ inanmazsınız diye video linkini de koymuşuz. Bu mu sıkıntı? AJC ödülüyle ilgili Fehmi Koru'nun (Taha Kıvanç takma adlı kişi) Yeni Şafak'taki yazısını kaynak göstermişiz. Yeni Şafak dediğimiz şey AKP'nin yandaşı değil mi? Bu mu "gezici"? ADL ödülü hakkında ise direkt ADL'nin sitesini kaynak gösterdik ve RTE'nin ödül alırkenki resmini de koyduk. Friedman'ın falan yabancı adamların sözlerini Amerika'nın Sesi'nden vermişiz. Ne yapacaktık? Amerika'nın Sesi 100 yıllık bir kuruluş ve ABD hükûmetine bağlı. Heriflerin kendi uzmanlarının sözlerini, açıklamalarını kendi yayın organları mı yanlış verecek?..

      Sil
  2. yazı kendi içinde çelişiyor. bir yandan abd güdümündeki akpnin ülkeyi bölymeye çalıştığını söylüyor bir yandan ise aynı abd güdümlü akpnin neo-osmanlıcılık politikasından bahsediliyor. bunun dışında savlar ve iddaların altı boş en azından beni tatmin etti. bundan sonraki yazılarında başarılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyvallah... Osmanlıcılık gazıyla Barzanistan'la birleşmeye kalkman için ne yapman lazım? Barzanistan'ı federasyon olarak kabul etmen için önce bir güzel eyalet sistemine geçmen lâzım. Eyalet sistemine geçince de senin Güney Doğu merkezden git gide ayrılacak. Meselenin içerdeki tarafı bu. Ama dıştaki tarafı da önemli. O da yazdığımız gibi İslâm ülkelerini ABD çıkarlarına uymaya teşvik etmek. "Sıfır sorun" buradan doğru. İran'ı nükleerden vazgeçirmek için az uğraşmadılar. Hem İran'a hem ABD'ye oynamak zordu, Suriye'yle aralarının iyi olduğu zamanlarda da onlara ABD'nin mesajlarını götürüyorlarmış sürekli. Beşar Esad söylemişti televizyonda.

      Sil
  3. Ciddiyetle okuyordumki kaynaklar birer birer ciddiyeti bozdu sonra romana dönüştü güzel yazı ancak kaynaklar tırt be yazarcım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla kusura bakma da senin bahane tırt. Yukarıda kaynak meselelerine yanıt verdim. Onu okuyunuz.

      Sil
  4. Birak tatata sıkma. Bunlari bizlerde biliyoruz. Sen kilicdaroglu neden geldi onu anlat. Sen cemaat neden chp ile birlesti onu anlat. Sen chp neden abd ye gitti ve akabinde gezi patladi onu anlat. Neymis hastalikliymis! Ruhi durumlarmis. Oldu tabi ya... Tamam akp yi abd kurdu. Aslinda ingiliz kurdu. Parasutle rte yi abd getirdi. Akp yi abd boylece ele gecirdi.


    Ilimli islam, bop vs vs vs her sey okey. Ulan simdi ne oldu? Abd kizdi mi? Belli ki kizmisa benziyor. Destek gitmis.

    Iyi de destek su an kime? Sarigule mi? Neden herkes sarigulde toplansin propagandasi yapiliyor? Bizlere tatatata sıkma. Bildigimizi degil bugunu anlat. Yeniden mi abd nin kucagina oturacagiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cemaatin abileri, ablaları bunca yıl AKP için çalışırken aklınız neredeydi? Kapı kapı dolaştılar, başbakan onların faaliyetlerinde hüngür hüngür ağlıyordu, o zaman neredeydiniz?

      Sil
    2. Yazıyı okumadığın belli arkadaş... Orada yeterince kanıt var.

      Bir şeyin çok kötü olması, ondan daha az kötü olan şeyi "iyi" yapmaz. Hangisi az kötü hangisi çok kötü ona sen karar ver. Ben ikisinin de iyi olmadığını bilir söylerim.

      Sil
    3. sonra da gerizekalı diyince kızıyolar. ne diyem mesela mahmut mu diyem?

      Sil
  5. Kime oy verecegiz Chp! Lan chp ele gecirildi. Kör mü saniyorsunuz insanlari. Tayyip kontroldan cikti. Abd fisini cekti desene. Yerine yeni abd nin kopegi bir parti ayarladi desene. Bu oyunu yeniden mi izleyecegiz?

    Allah Tayyibi bugun eksik etmesin. Yar ve yardimcisi olsun. Artik tam kivamina geldi serefsiz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adam rezil rüsva oldu. Hızsızlıkları ortaya döküldü, oy uğruna kendi toprağına bomba atmaya kadar konuşmaları çıktı, rezil oldu. Utanmadan hala ortalarda geziniyor. Neredeyse interneti yasaklayacak. Senin gibi akılsızlarda hala bunu destekliyor. Siz biat etmeye alışık, kul olmaktan öteye gidemeyen bir topluluksunuz, anlaşılan öyle de kalacaksınız

      Sil
  6. akepelilerin en büyük hatası kendilerinden olmayanları küçümsemeleri ve de kendilerini kusursuz görmeleridir yorumlarından paylaşımlarından konuşmalarından rahatlıkla görebilirsiniz hani bu halkı hakir gören mason abilerimiz vardı 50 yıl bu ülkeyi sırayla yönettiler akepeli kafalar da şimdi o zihniyetin temsilcisi! hatta komik bi anımı anlatayım ampül bi abimiz barzanin rahmetli eşref bitlis tarafından devşirilmiş bir ajan olduğunu rte nin abdden BAĞIMSIZ :) petrol anlaşmaları yaptığı için bunlar oluyor filan demişti esad pardon esed düşecek suriye bizimle birleşçek sonra da israile çakacakmışız falan filan....tartışmak istiyodum ama beynimi çıkarmam gerektiğini farkettim SUSTUM :(

    YanıtlaSil
  7. burda ki yorumlarda bile erdoğan yola gelmiş sananlar var :) bu kadar pisliği görmezden gel sonra da destek verelim de üstelik müslümanım narası at :) ailecek paraları götürmüşler memleketi peşkeş çekmişler libyada suriyede müslüman kanı akıtmışlar çokta fifi di mi?! bakara makara paraları sıfırla milletin amına koyacağız diyenler cehepeli olsaydı şimdiye cihat ilan ederdi bu hödükler! sussam gönül razı değil söylesem faydası yok dolayısıyla Allah hepsinin belasını versin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. adamsin lan eren dogan...

      Sil
    2. Atatürk neler demiş bir de ona bakalım:
      26 Mart 2002 tarihli Sabah Gazetesi'nde yayınlanmış olan "Cehennem hayatı yaşıyoruz" başlıklı yazıda Atatürk'ün Madamme Corinne'e yazmış olduğu 2 Temmuz 1915 tarihli mektuptan şu satırlar bulunmaktadır:
      Çok şükür, askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidirler. Bundan başka hususi inançları, çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Filhakika onlara göre iki semavi netice mümkün, Ya gazi veya şehid olmak. Bu sonuncusu nedir bilir misiniz? Dosdoğru cennete gitmek. Orada Allah'ın en güzel kadınları, hurileri onlara karşılayacak ve ebediyyen onların arzusuna tabi olacaklar. Yüce saadet.
      Hakemli akademik dergilerden Türkiyat Araştırmaları Dergisinde (sayı: 8 Bahar 2008) yayınlanmış olan Aydınlanma ve Türkiye Cumhuriyeti (yazan: Bedi Gümüşçü) başlıklı bir makaleden:
      (...) Ancak buna rağmen Cumhuriyetin ilk dönem uygulamalarının laiklikten taviz vermeyen nitelikte olduğu görülmektedir. Belki de laikliğin dinsizlik olmadığının vurgulanma gereği duyulması, halkın büyük bir kısmının dindar olduğu bir ülkede gerçekleştirilecek yeniliklerin geleceğinin tehlikeye atılmaması içindi. Çünkü Atatürk’ün yabancı basına verdiği demeçlerde iç kamuoyuna yönelik mesajlardan çok farklı bir yaklaşımı vardır. Mango’nun aktardığına göre, Atatürk yabancı bir gazeteciye 1926-1927’de verdiği bir mülakatta şöyle demektedir: “Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. (…) Benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir.(MANGO, 1999: 447)

      Son meclis konuşmasında söylediği ifade:
      Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.
      Kaynak: http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/5d3yy.htm

      Sil
    3. Bazı kimseler Atatürk'ün İslâm'a inanmadığı söylenince "o zaman Kur'an'ı neden Türkçeye tercüme ettirmiş" diye sorabiliyorlar. Bununla ilgili olarak iki farklı kaynakta birbirleriyle uyumlu bilgiler bulunmaktadır.

      Uğur Mumcu'nun 19 Haziran 1990 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi'nde ve aynı zamanda Kâzım Karabekir anlatıyor adlı kitabında naklettiği Kâzım Karabekir ile Kamal Atatürk arasında geçmiş olan bir konuşmadan:
      (...) Ziyafete M. Kemal Paşa da, ben de davet edilmiştik. Vekillerden kimse yoktu. Hayli geç gelen M. Kemal Paşa Heyet-i İlmiye'nin şimdiye kadarki mesaisi ile ilgili görünmeyeni «Kur'ân'ı Türkçeye aynen tercüme ettirmek» arzusunu ortaya attı.
      Bu arzusunu ve hatta mücbir olan sebebini başka muhitlerde de söylemiş olacaklar ki, o günlerde bana Seriye Vekili Konya Mebusu Hoca Vehbi Efendi vesair sözüne inandığım bazı zatlar şu malûmatı vermişlerdi:
      (Gazi, Kur'an-ı Kerim'i bazı islâmlık aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kur'an'ın arapça okunmasını namazda dahi men ederek bu tercümeyi okutacak .O züppelerle de işi alaya boğarak aklınca Kur'ân'ı da islâmlığı da kaldıracaktır. Etrafında böyle bir muhit kendisini bu tehlikeli yola sürüklüyor.)
      Bazı yeni simalardan da bahş ettikleri gibi bu akşam da bu fikre mumaşaat eden (beraber olan) bazı kimseler görünce bu tehlikeli yolu önlemek için M. Kemal Paşa'ya şöyle cevap verdim:
      — Devlet reisi sıfatıyla din işlerini kurcalamaklığınız içerde ve dışarıdaki tesirleri çok zararımıza olur. İşi alâkadar makamlara bırakmalı. Fakat, rastgele, şunun bunun içinden çıkabileceği basit bir iş olmadığı gibi kötü politika zihniyetinin de işe karışabileceği göz önünde tutularak içlerinde arapçaya ve dinî bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi? Tercüme mi yapmak muvafıktır? Ona göre bunları harekete geçirmelidir.
      — Din adamlarına ne lüzum var? Dinlerin tarihi malûmdur. Doğrudan doğruya tercüme ettirmeli... gibi bazı hoşa giden bir fikir ortaya atılınca buna karşı şöyle konuştum:
      — Müstemlekeleri islâm halkıyla dolu olan bu milletler kendi siyasî çıkarlarına göre Kur'ân'ı dillerine tercüme ettirmişlerdir. İslam dinine ve arap diline hakkıyla vakıf kimselerin bulunamayacağı herhangi bir heyet bu tercümeyi, meselâ. Fransızcadan da yapabilir. Fakat bence burada Maarif programımızı tesbit etmek için toplanmış bulunan bu yüksek heyetten vicdanî olan din bahsinden değil ilim cephesinden istifade hayırlı olur. Kur'an'ın yapılmış tefsirleri var, lazımsa yenisini de yaparlar. Devlet otoritesini bu yolda yıpratmaktansa millî kalkınmaya hasretmek daha hayırlı olur.
      M. Kemal Paşa, beyanatıma karşı hiddetle bütün zamirlerini (içyüzünü) ortaya attı:
      — Evet Karabekir, arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur'ân'ı Türkçeye tercüme ettireceğim. Ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler...
      İşin bir Heyet-i İlmiye huzurunda berbat bir şekle döndüğünü gören Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref:
      — Paşam, çay hazır, herkes sofrada sizi bekliyor.. diyerek bahsi kapattılar.
      Bizler de hususi masadan kalkarak sofraya oturduk ve yedik içtik. Fakat Heyet-i İlmiye'nin bütün azaları müteessir görünüyordu.
      Şüphe yok ki, yakın günlere kadar Kur'ân'ı ve Peygamber'i her yerde medh-ü sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza (incinme duygusu) veriyordu.

      Sil
    4. 6 Eylül 2006 tarihli Radikal Gazetesi'nde yayınlanmış olan Atatürk İslam için ne düşünüyordu? başlıklı yazıda ABD Büyükelçisi Sherill'in ABD'ye göndermiş olduğu 17 Mart 1933 tarihli rapordan alıntı:
      Türk halkının uzun zamandan beri ezberden okuduğu bazı Arapça duaların gerçek manasını anladığı zaman tiksineceğini söylüyor. Kuran'dan alınan bir Arapça bölüm okudu.

      Bu duada Hz. Muhammed amcası ile amca kızının yaptıkları bir şeyden ötürü cehenneme gitmeleri için beddua eder.* "Düşünen bir Türk'ün böylesi bir duayı okumaktan elde edeceği dini ilhamı veya dine ilgi göstermesini tahayyül edebilir misin?" dedi. Bu fikrini geliştirdikçe ben de gitgide Kuran'ın Türkçe okunmasını teşvik etmesinin sebebinin Kuran'ın Türkler arasında gözden düşmesi olduğu neticesine varıyorum.

      Sil
  8. adam yazının tarafsızlığını güm diye ortaya koymuş zaten:

    "Bu arada kuklacının yeni kuklasının kim olduğunu öğrenmek zor olmasa gerek. AKP baş aşağı gitmeye başladıktan sonra Türkiye'de ABD ile, AB ile, Fetullah'la, küresel sermaye ile, küresel sermayenin işbirlikçisi büyük yerel sermayeyle, bölücülerle, sermaye basınıyla, TESEV'le arasını iyi tutmak için en çok çalışan iki kişi kim? Bunlardan biri geçen aylarda ABD'ye gittiğinde tıpkı RTE'nin ilk zamanları gibi Morton Abramowitz'le görüştü mü? Kuklacının yeni kuklası belli de, yeni kuklanın "başkanlık"ını yaptığı milyonlarca vatansever-Kemâlist bu kukla oyununu izlemeyi ne zaman bırakacak belli değil!"

    okurken önce tarafınızı bir kenara bırakın, bi objektif yaklaşın, adam sizin geleceğiniz, sizin hayatınız için yazmış burda birşeyler. yoksa iktidara geçmek için partiyi küçümse-düşman yarat-taraf yarat politikası yürüten bir tavrı yok gibi. iktidara geçecekse de oylar erhana mk

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yöneticiye kimin ihtiyacı var? hırsıza katile halk düşmanına kimin ihtiyacı var? kendi kendimizi daha iyi yönetiriz emin ol, bir devlete gerek duymadan.

      Sil
    2. pehh yanlış yere yazmışım silinmiyor şimdi :D

      Sil
  9. yazı baştan aşağı ikna edici değil ,ama birşeyler başarmışsın ki bu saçma yazıyı bende okuyabildim bana da ulaştı, Başbakan'ın şu cümlesini bile yanlış yorumlamışsın, bu cümleden sonra her zaman Tek Milleet diye çağrıda bulunuyor be adam, bunu nasıl ayrışma diye yorumlarsın
    "RTE her yerde “Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Abaza, Gürcü, Manav, Arap...” diye toplumu ayrıştırıyor. Gördük, görüyoruz."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Balkon konuşmalarında da "Oy veren vermeye herkese saygılıyız, kimsenin yaşam tarzına karışmayacağız" diyor ama "kızlı erkekli evler muhafazakâr demokrat yapımıza uymuyor" diye öğrenci evlerine müdahale etmeyi de biliyor. Tabiî ki yaptığı bölücü açılımları gören milliyetçi kesim ülkenin bölünmeye gittiğini düşünmesin diye "tek devlet tek millet" diyecek...

      Sil
  10. Bir taraf kullanılmadan yazılmış bir yazı olsaydı çok daha etkili olurdu. Birçok insan ön yargıları yüzünden ilk paragrafı okuyunca yazının devamını okumayacak. Ayrıca yazının bazı çok önemli verilerin paylaşıldığı yerlerinde kaynak sunulmamış.

    Onların dışında tebrik ederim çok faydalı bir yazı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazının etkileyici olup olmamasında etken edebi gücünden gelir. yazının tarafsızlığını değerlendirmek için iki tarafı da eleştirip eleştirmediğine bakmak lazım. yeterince tarafsız olduğunu düşünüyorum, kendisi de bunu çok açık birşekilde belirli etmiş cümlelerinde. tebrikler erhana

      Sil
    2. Tarafsız değilim. Nesnelim (objectif). Haklısın gerçi, ama durum öyle noktaya geldi ki artık hiçbir yargıya varmadan bir giriş yapamam. Cümle kuramam. Ne olduğu belli, baştan söylüyorum. Sonra ispatını yapıyorum. Sağ olun.

      Sil
  11. Allah hepsini bildigi gibi yapsin. Hepsi emici bunlarin. Kimseye güven kalmadi. Kafam acikcasi cok karisik. Biri vatan satiliyor diyor. Digeri diktatör diyor. Digeri amerikan kuklasi diyor. Birbirleriyle ugrasacaklarina birlesseler daha iyi olmazmi. El ele verilse bu vatan bu topraklar daha güzel yönetilmezmi??

    Ben acikcasi hic birine güvenmiyorum.

    YanıtlaSil
  12. Yazıyı sonuna kadar okudum. Şimdi benim de anlamadığım şeyler var. Evet herkesin merakla cevabını beklediği cemaat neden chp ile birleşti, chp köprüyü geçince cemaatin fişini çekicek mi (komik biliyorum) . birde yazınızda bahsetmişsiniz şöyle bir parti tüzüğünden "Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı" ,
    bu linkte http://www.tbb.gov.tr/mevzuat/kanunlar/Avrupa_Yerel_Yonetimler_ozerklik_Sarti.pdf
    çok eskiden kabul edildiği gözüküyor, yada ben yanlış anladım.

    Burada resmi gazetede var.
    http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/21364.pdf&main=http://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/21364.pdf

    Birde şu yasin el kadı 'dan bahsedilmemiş. sanki şu son süreçte onunda çok etkisi var gibi. Daha önce sikkofield yazısında okumuştum, 11 eylül saldırısının düzmece olduğunu. bu yasin el kadı denen kişiyi o saldırından sonra el kaide ye destekliyor diye terör suçlusu kategorisine koymuşlar, türkiyede 2012 bakanlar kararı ile onu kaldırmış. Şimdi 11 eylül düzmece ise bu adamı amerika neden terör suçlusu yaptı.

    parçalar bir türlü yerine oturmuyor sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı daha önce imzalandı. Ben de AKP'nin kendi kuruluş programında bu şartnameye dayanarak yerel yönetimlerin yetkilerini genişleteceğini söylediğini anlatıyorum. Ki kısmen yaptılar da. Mesele tek merkezli yapıyı çökertip Güney Doğu'nun merkezden kopmasına ortam hazırlamaktır. 1988'de imzalanıp 1991'de yürürlüğe giren bu şartnameyi bazı maddelerine çekinceler koyarak kabul ettik. AKP de şubat ayında bu çekinceleri kaldıracağını, yani bu özerklik şartnamesindeki TÜM maddeleri uygulayacağını ilan etmiş.
      http://www.haber7.com/partiler/haber/1128262-ak-partinin-beyannamesinde-yetki-acilimi

      Sil
    2. El-Kadı meselesinde... Derinini bilmiyorum ama benim düşündüğüm şu. ABD neden mi bu adamı El-Kaide destekçisi diye terör suçlusu listesine aldı? E çünkü "El-Kaide ile mücadele ediyoruz" imajını dünyaya vermek için...

      Sil
  13. Yazının ilk 2 bölümü fevkaladenin fevkinde. İlk bölüm hakkında genelleme yapacak olursam güzel yani. Fakat son kısmında düğümler harbi ters bağlanmış, ipi sıkıp ta sıklaştırayım derken bütün düğümler çözülüvermiş. Yanlış anlama, bunu sen bize yazarken nasıl bir kötü niyet taşımıyorsan ben de sana bunları yazarken kötü bir niyet taşımıyorum. Bu yüzden hiç olmazsa "yiğidi öldür hakkını yeme" babımdan ilk iki bölüm için "helal olsun" nişanesini sundum. He bu nabza göre şerbette değil, sen fikrini sunmuşsun ben de sunayım bir derim.

    Evet Tayyib'in o mercilerin adamı olduğuna ve bu şekilde başa geçtiğinde hem fikiriz. Ülke faaliyetlerini de o abilerine göre düzenlediğine de hakeza öyle. Zaten şuan kurulu dünya düzeninde pek nadirdir bu mercilerin nufusları haricinde başa geçebilmek. İlk başlarda ben de düşündüğüm iki görüş vardı. 1. si RTE'nin tamamen bunlara bağlı olduğu; din, iman, vatan, millet, sakarya vs. perdesi arkasında bu görevini ihtiva ettiğiydi. (Bu görüşüm baskındı çünkü aksini gösterecek bir şey yoktu ortada. Bundan dolayı iyi bir zan yapmak hiç içime sinmezdi. Zandan kaçınmakla mükellefiz.) 2. düşündüğüm ihtimal ise RTE nin aslında iyi biri olduğu, bazı tavizlerle ülkeyi bir yerlere getirip sonra ipleri ele almak olduğuydu. Evet kabul edilebilir, bunları taviz derecesinde küçültmek harbi yürek ister ama dönen oyun büyüktü. Bunu 2. Mehmed'in İstanbulu kuşatmadan evvel batıda kendini rahata almak için balkan devletlerine toprakların bir kısmını hediye etmesini örnek gösterebiliriz. Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı de muhabbeti yani. -he bu muhabbetten haz almam ama böyle malesef- Peki 2. ihtimalin baskınlaşmasını bende uyandıran olaylar nelerdi dersen; hülasa şunları saya bilirim, *Zehirleme faliyetleri *Gezi Parkı olayları ve *Gülen faliyetleri. Bu 3 olay ayrıntısıyla konuşulabilir fakat bu olaylar iyi veya kötü bir şeylerin değiştiğinin açık habercisiydi. Bahsettiğimiz mercilerin basın kurumları dahi bu Gezi Olayların da birden bire Tayyibin karşısında durmuştu, işin sadece basın yönünden bakacak olursak dahi bir şeyler görebiliriz.

    Bu satırları AKP li olmayan hatta bu Fetullah olayları dönene kadar AKP ye karşı tutum takınan bir kardeşinden dinliyorsun. Bu yüzden bizim asıl amacımız o veya bu taraf değil, doğrular. Umarım bakış açımızla buna ulaşabilmişizdir.

    Ruh hastası vs. baya kinini dökmüşsün anlıyorum, hatta bu ego patlaması muhabbeti de bir yere kadar doğru görülebilir fakat Saddam'ı hatırlamakta yarar var. ABD adamı arkadan vurmuştu emellerini tamamlayınca, sonra Saddam Rusyayla yakınlaştı. ABD deviremiyordu Saddamı, ülke her ne kadar içeriği tartışılsada %99 oyla saddamı seçiyordu. Adamı zehirleyip öldüremediler de. Eski CIA ajanıydı ne de olsa. Gel gelelim ülkeye girdiler, Saddamın akkıllanacağını düşündüler tüm askeri birliklerini yok ederek. Buraya kadar Saddamın egosundan bahsedebiliriz. Ama Saddam bu son askeri müdahaleye rağmen, ABD yine onu başa geçirebilecekken ABD ye göre yola gelmedi ve tamamen son operasyonla bitirdiler saddamı. Öldürtmedikleri saddam yok dünyada, elli tane kopyası çıktı. Peki bu yola gelmeme yine egoyla açıklana bilir mi? Elde hiç bir şeyi yokken dahi. Demek ki ego demek içinde elimizde yetirince delil yok. Yine zan üzere hareket etmeyelim.

    Bu arada ABD tayyibin yerine söz dinleyen birisini bulmuştur ki Tayyibi istemesin. Kötünün iyisi felsefesi işliyor sanırım yine.

    Bu arada bende blogçuyum, gelirsen bir çayımızı içersin.Selam ile...

    -Fous Ant10yus

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2. fikrinde epey uçmuşsun. O kadar uzun vadeli bir proje işin epey yaşlı malum şahıs. Şuan ki sağlık durumundan da bir habersin muhtemelen. Psikoanalizin oldukça yetersiz. Şu ara özellikle malum şahıs ve yaverleriyle ilgili epey bilgi sızıyor ölç, tart, biç o sonuca ulaşabiliyorsan halen, bir destek almanda fayda var. Bir kitap önereyim sana Cemal Dindar'ın ''Biat ve Öfke'' kitabını bir oku. Bunun dışında sosyopat insanlar üzerine biraz okuma yap güzel kardeşim. Sevgiyle kal.

      Sil
    2. Davetin için sağ ol. İnceleyeceğim blogu...

      RTE'nin "bazı tavizlerle ülkeyi bir yerlere getirip sonra ipleri ele almak olduğu" iddiası her yönden yanlıştır. Bir kere, hadi iktidara gelmek için bunlara boyun eğdi, sizin emirlerinizi uygulayacağım dedi diyelim... E herif "iyi biri" ise neden iktidara geldikten sonra onların emirlerini uygulamaya devam etti? Bu ülkede "babalar gibi satarım" diyen göbekli bakan AKP'nin kabinesinde değil miydi? "İster Yahudi sermayesi olsun, öper başımın üstüne koyarım" diyen RTE değil miydi? Ergenekon'da, Balyoz'da Türk ordusuna atılan iftiraları destekleyen bunlar değil miydi? Açılım saçılımla ülkenin ulus-devlet ve üniter yapısını yıkmaya çalışan bunlar değil mi?

      Şurada 2012 falandır AKP ile ABD'nin arasının bozulmaya başlaması. O da yazıda bahsettiğim nedenlerden dolayı. Ilımlı İslâm'ın başarısızlığı, diktatörün kontrolden çıkması falan filan...

      Ego demek için elimizde yeterince delil yok mu? Yazıda yazdığımı yorumda yinelemeyi sevmem ama hakkaten yazıdaki ilgili bölüme bir daha bak. Berkin Elvan'ın annesini yuhalatan kimdi? "Bizim rahmetimiz gazabımızı aşacak" diyen kimdi? (Rahmet ve gazap Tanrı'ya özgü değil mi?) Bu ego değil mi, yandaşlarını "RTE 2. peygamberdir... RTE'nin doğduğu şehir mübarektir..." demeye yönelten? "Ayağa kalkmayan komutan bedelini ödüyor" gibi, "Tayyip Erdoğan'ın 1 milyarı var diye şimdi içerde" gibi inciler kime ait?

      Güzel arkadaşım sen 100 kişiyle birlikte herhangi bir konuda hükûmetin politikalarını protesto etmeye kalk, Anayasa'nın 34. maddesinden aldığın bu hakkını kullanabiliyor musun bakalım... Ego konusunda zerre kadar, en ufak bir abartıda bulunduğumu düşünmüyorum. Yazı uzamasın diye kısa bile kestim. RTE'nin egosu, diktatör ruhu, ruhsal hastalıkları konusunda kaç yazı dizisi yazılır...

      Sil
    3. Tekrardan selamlar kardeşim.

      "E herif "iyi biri" ise neden iktidara geldikten sonra onların emirlerini uygulamaya devam etti?" demişsin. İktidara gelir gelmez hiç bir hükumet ipleri eline hemen alamaz ki. Önce bir toparlanması, kendine ters duranları temizlemesi gerekir ki bunda darbe güruhunu en başta saya biliriz mesela. Kendi konumunu iyice pekiştirip ülkenin dışarıya karşı daha eli kuvvetli olmasını beklemek zorunda. Mesela monarşik-meşruti bir sistemdeki isme, Sultan 2. Abdulhamid'e dahi bakacak olursak ilk 5 senesi sessizlik içinde geçer. Önce konumunu güçlendirir, etrafı bir sezer, sonra temizliğe başlar ve dış ülkelere olan sisyasi tutumunu daha etkili hale getirir. Dediklerin doğru fakat konumunu güçlendirinceye kadar bunları yapmalıydı. (Yaptıklarının doğru olduğunu kati surette söylemiyorum.)

      Ego konusu oldukça tartışmaya açık. Yani ortada BOP projesi gibi açık veriler yok ki "heh evet kardeş, kesinlikle haklısın" diyeyim. Başbakanlığın verdiği havayı elbette inkar edemem ama bu konuda ikimizde konuştukça konuşuruz ve ortada olan, bize kalan bir "hiç" olur. O yüzden bunun tartışmasına girmek istemem.

      Sil
  14. Rte yahudi ödülünü nazilerden kaçan yahudileri kabul eden Türkiye Cumhuriyeti adına almıştır ekşiyi incele.
    bye

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana bu yorumundan dolayı yahudi sempatizanlığı ödülü verebilirim mesela. Bak mesela saçma sapan bi kılıf buldum ve ödül verdim. Bu neyi değiştirir? Neden öncesi değil de o zaman veriliyor ödül? Biraz sorgulayın arkadaşım.

      Sil
    2. İyi de neden 60 yıl beklediler bu ödülü vermek için? Ödülün gerekçesi önemsizdir. Önemli olan o kişiye verilen destek mesajı, o kişinin prestijini yükseltmektir. Bu kadar iyi niyetli olmayın gözünüzü seveyim.

      Sil
    3. ciamaat ön ayak oldu. ödülü veren örgütteki kişiler ile geçmişten bu yana bağlantısı olan ciamaattır.

      Sil
  15. " kaynakça gezici ve paralel dolu " Kafasında yaşayan birinin zaten gerçeği görmesi olanaksızdır ve Kayhanoviç'in de yazıyı baştan sona kadar okumadığınız belli, klasik" kime oy vereceğiz" muhabbetini tekrarlıyor.
    Kuran böyle insanları çok güzel anlatıyor.
    " Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoğunu cehennem için yarattık. Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla görmezler; kulakları var bunların, onlarla işitmezler. Davarlar gibidir bunlar. Belki daha da şaşkın. Gafillerin ta kendileridir bunlar" A'RÂF - 179

    YanıtlaSil
  16. Arkadaş, adam hiç yorum yapmamış, zahirde ne oldu ise yazmış, Bilimsel bir yazı olmuş, zaten yazmadıklarıda ispatsız komplo teorisi kıvamında konular diyordum ki; şu parantez içindeki, (Bu anlatılanlardan AKP’nin ABD kontrolünden çıkıp Türkiye’nin millî çıkarlarını savunmaya başladığı anlaşılmasın. RTE ve çetesi sadece ve sadece kendi çıkarlarını düşünür, ülkesinin değil. Bu hiç değişmedi.) gibi kendi güdülenmiş, şartlanmış düşüncelerini yansıtan eklemeleri görene kadar. Bu parantez içindeki yazdıkları ve diğer, duygu barındıran ifadeleri, yazarın kendi şartlanmış düşünceleri olduğu apaçık aşikar. Tavsiyem, romantizm ve duygu barından kısımlar çıkarılarak okunduğunda faydalı bir döküman. Hiçte küçümsenmeyecek bir emeğin ürünü bir yazı, aynı zamanda herkesin kendine yetecek aklı var, okuyun-okutun yorumu kendiniz yapın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duygusal dediğiniz yorumların reelde karşılığı var görmek isterseniz hepsi çarşaf gibi ortaya dökülüyor bilmem anlatabiliyor muyum?

      Sil
    2. Kafanın içindekiler seni ilgilendirir. Yanlış anlama, bir şizofren veya paranoyakta senin reel diye tanımladığın şekilde tanımlıyor yaşadıklarını. realite ayrı bir olgu, senin hislerin, duyumsaman, sanrıların ayrı bir olgu. Akademik olmayan her yaklaşım laftır, lafın karşısında her zaman başka bir laf vardır. Olayı gereksiz bir şekilde çözümsüz bir paradoksa götürme. Ben, o haklı bu haksız demiyorum dikkat edersen, ama sende kendini lütfen küçük düşürme.

      Sil
  17. Hocam Yazınızı okudum. Siyasi görüşlerimiz farklı olsa da yazınızın kendi içinde tutarlılığı var 3. Bölüme kadar. 3. Bölümle ilgili soru işaretleri var kafamda
    -Tayyipin son dönemde ABD kontrolünden biraz biraz çıktığını kabul ediyorsunuz. Bunu söylemeniz önemli. Çinle silah anlaşması, Şangay beşlisi hamlesi falan bunun delilleri. Ama bu kadar önemli ve cesur hamleleri şişik egoya bağlamanız havada kalmıyor mu? Cemaat denen yapıyla ters düşmesi bunların cezası değil mi?
    Yani Tayyibin fişini çekmediler mi sizce? Onu silmelerinin nedeninin biraz daha "bağımsız" hamleler yapmaya başlaması değil mi ? Şuanda Kaddafi'ye neden saygı duyuyorsak Tayyip Erdoğanı da o yüzden desteklememiz gerekmiyor mu? Bence akpye Bi oy atılacaksa şimdi atılmalı. O gözünüzde büyüttünüz chp şimdi cemaatin ağzına bakıyor. Eğer akp yenilirse Türkiye uzun yıllar cemaat güdümlü kukla partilerin yönettiği bir ülke haline gelecektir. Ben cemaati yakından tanıyan biri olarak akpden kat kat fazla hem Türkiye ye hemde dine zarar vereceklerini düşünüyorum. Sizden de akp karşısında kimin desteklenmesi gerektiği ile ilgili Bi cevap bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumcu, yanıta geçmeden önce söylemeden edemedim, ikimiz de biliyoruz ki "3. bölüme kadar tutarlılığı var" dediğiniz şeyleri (1. ve 2. bölümleri), yani şimdi kabûl ettiğiniz şeyleri 2 yıl önce konuşsak itiraz edecek, kabûllenmeyecektiniz. Şimdi AKP'nin ilk 8-9 yıl ABD ile kol kola olduğunu kabûl ediyorsunuz çünkü "ama olsun, şimdi AKP ABD'ye karşı, AKP'ye destek vermeliyiz" diye bir sonuca varabiliyorsunuz. "Tayyip'in fişini çektiler" diyorsunuz. Ama iki yıl önce konuşsak Tayyip'in fişinin onların taktığını, Tayyip'in onların elemanı olduğunu kabûl etmeyecektiniz...

      Şimdi gelelim Kaddafi meselesine... Kaddafi ile RTE çok farklı örneklerdir. ABD ve AB Kaddafi'ye sırtlarını döndükten sonra biz Kaddafi'yi savunmadık! Libya'yı savunduk. ABD ve AB Libya'yı bombalamak istiyordu. Şimdi Tayyip'i silen ABD ve AB, Tayyip'i indirmek için askerî müdahaleye kalksa biz ülkemizi savunacağız, Tayyip'i değil! Kaldı ki şu an ABD ve AB Tayyip'i indirmek için Türkiye'ye, Türk milletine, Türkiye'nin toprak bütünlüğüne zarar verecek şekilde bize askerî müdahalede bulunmuyor ki!

      Tayyip=Türkiye anlayışını kesinlikle ve kesinlikle reddediyorum.

      Buna dikkat ediniz. Tayyip bugün Türkiye'nin çıkarlarını savunduğu için ABD'nin hedefi değil.Tayyip ABD'nin dış ve iç politikada verdiği görevleri ABD'nin istediği düzeyde başarılı bir şekilde yerine getiremediği için ABD'nin hedefi olmuştur. Bunda yukarıda yazdığım gibi diktatör psikolojisinin etkisi büyük. Tayyip bugün Türkiye'nin değil kendinin ve ailesinin ve saltanatının çıkarlarını savunuyor.

      Eğer Suriye'de ABD'nin yıkmak istediği Esad rejimine yardım etse, ülkede özelleştirilen -çoğunu kendi özelleştirdi- fabrikaları, kurumları, limanları tekrar devletleştirse, bölücü ve yıkıcı açılımları bitirse, PKK'nın üzerine gitse, NATO'dan çıkacağını duyursa, Gümrük Birliği'nden çıksa ve o zaman siz gelip bana "Tayyip ABD'yle savaşıyor, Tayyip'i savunalım" dese ben de o zaman size hak verirdim. Ama Tayyip bugün kendi yolsuzluklarını, hırsızlıklarını, saltanatını korumaya çalışıyor. Ben niye onu savunayım şimdi?

      Sil
    2. 1. bölümde yazılanları yıllardır çevremdeki anlayabilecek kişilere şahsen anlatıyordum. Siz keşfetmediniz siz sadece bu konuları yazıya döken birçok kişiden birisiniz.

      Yazının 2. bölümü için "http://michaelsikkofield.blogspot.com.tr/2014/03/yeni-osmanl-ve-akp.html" bu yazı daha mantıklı rte.nin psikolojik durumuna da uymakta.

      3. bölüm tam bir duygusal hezeyan, zorlama, siz de benim gibi düşünün çabası, takım tutar gibi bir fikrin tarafı olmanın güzel bir örneği.

      ayrıca bazı insanların 1. ve 2. bölümü geçmişte reddedebilecek durumda olması, sizin 3. bölümde yazdıklarınızı doğrulamaz. Velev ki dediğiniz çıksa bile, böyle bir yaklaşım safsata niteliğindedir, akli değildir, mantıki değildir.

      Sil
  18. Son sorunuza gelince... AKP'nin karşısında kimi mi destekleyelim? Türkiye'yi ve Türk milletini...

    YanıtlaSil
  19. Tüm emeğin için....
    Allah razi olsun ve Helal Olsun!!!!

    YanıtlaSil
  20. Şu ana kadar okuduğum en objektif yazı ve en doğru tespitler

    YanıtlaSil
  21. Yeni kuklalar kim,Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli mi?İsim versene.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birisine bu kadar rahat suçlamada bulunmakta neyin nesi?

      Şu anda Türkiyeyi kurtuluşa sokacak tek parti MHP olacaktır diye düşünüyorum çünki artık Türkiyenin başına milliyetçi bir partini gelmesi şart eğer Türkiyede oynanan oyunlardan kurtulmak istiyorsak..Ama bu millet donlarına kadar soyulmalarına rağmen bir devletin icraatlarina bakarak oy vermeye devam ederse bu gerçekleşmeyecek gibi.
      Kaç AKP'li,ABD'nin AKP'i başa getirdiğini biliyor he ? söyleyin bi.
      Boşuna koyun,cahil gibi sıfatlar kullanılmıyor ama bu onların suçu değil aslında bu millet cahil bırakıldı yıllardır...Git gide bölünüyoruz kimsenin haberi yok.Osmanlıcılık hikayeleriyle ABD'nin kucağına oturan AKP'i, Fatih,Kanuni gibi dedelerimiz görseydi tek kelime ile ''Kellerini alırdı ve ibreti alem olsun diye sallandırırlardı''..Hatırlarsanız MHP'de bi ara Osmanlıcılık rolüne bürünmüştü ama ne zaman bu işin bir oyun olduğunu ülkeye zarar vereceğini böyle bir zamanda Osmanlıcılk değilde,Türkiyenin geleceğini,menfaatini düşündüğü için bu işi bırakmışlardı.
      MHP'i her zaman takdir etmişimdir Gezi olaylarında sırf ülke karışmasın,ülkede kaos ortamı oluşup bunun dış güçlerin işine gelmemesi için uğraştı.Ama AKP naptı? Milleti daha çok kudurttu ''Evde zorla tuttuğumuz bir %50 var'' bunlar nasıl sözler ya? Bir başbakana yakışırmı? Ama yazıda yazarın bahsettigi gibi artık sadece ailesi ve kendi saltanatını kurmaya uğraşıyor tabi hala ABD'den elini ve ABD'de ondan elini çekmiş değil.
      Şuna benzetebilriz bunu ''El tutuşma değilde el sıkışma durumu'' var ABD ve AKP arasında şu anda...

      ''Eğer CHP Atatürkün izinden gitmeseydi MHP'i kurmazdım.''
      Alparslan Türkeş.

      Sil
  22. Ayrıca ne yapmalıyız bu duruma karşı?Her türlü Amerika'nın istedikleri kişiler geçmiyor mu başa?Verdiğimiz oylar da boşa gidiyor.

    YanıtlaSil
  23. kaynaklar---
    çelişmeler----
    eksilterek manipüle ederek eleştiri dozunu arttırmalar--------
    kısacası hassiktir bok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu arada bu söylemlerim aynı zamanda hükümet ve muhalefet içinde geçerli mhpli olmama rağmen onlarıda katıyorum kendimide katıryorum herkes tüm partiler hepimiz yanar döner olmuşuz dün öyleyiz bugün böyle o yüzden hepimize diyorum
      hassiktir bok

      Sil
  24. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması da Amerikan projesi değil miydi?
    ABD başkanı Wilson'un 8 Ocak 1918'de ilan ettiği Wilson ilkelerinin bir maddesi şöyledir: Osmanlı imparatorluğunda Türklerin oturdukları, çoğunluk sağladıkları bölgelerin bağımsızlığının sağlanması, Türk egemenliği altında bulunan diğer uluslara da özerk bir gelişme için tam ve engelsiz bir fırsatın sağlanması, boğazların uluslar arası garanti altında tüm devletlerin ticaret gemilerine açılması.

    Bu tarihten sonra 1. Dünya Savaşı'nda Mustafa Kemal'in komutan olduğu Filistin cephesindeki topraklar çok hızlı bir şekilde kaybedilmiştir:
    7 Ağustos 1918 Mustafa Kemal, Filistin'de bulunan 7. Ordu Komutanlığı'na ikinci defa atandı.
    1 Eylül 1918 7. Ordu Komutanlığı görevine başladı.
    19 Eylül 1918 Filistin Cephesi'ndeki, Yıldırım Ordular Grubu, ingilizlerin taarruzunu durduramadı. ingilizler Suriye'ye doğru ilerlediler.
    26 Eylül 1918 7. Ordu, Şam doğrultusunda yürüyüşe geçti ve akşama doğru Der'a bölgesinde toplandı.
    29 Eylül 1918 7. Ordu, Şam'ın güneyine çekildi.
    30 Eylül 1918 Bozguna uğrayan Yıldırım Ordular Grubu, 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa'nın gözetiminde derlenip toparlandı.
    1 Ekim 1918 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, bölge valileri ile danışma toplantısı yaptı.
    1 Ekim 1918 Beyrut bağımsızlığını ilan etti.
    3 Ekim 1918 Yıldırım Ordular Grubu, Halep'e doğru çekilmeye başladı.
    3 Ekim 1918 Bölgedeki Arap halkı, ingilizlerin kışkırtmasıyla ayaklandı.
    4 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa'nın Karargahı, Halep'e getirildi.
    5 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, 7. Ordu'yu yeniden düzenlemeye başladı.
    8 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, Arapların düşmanca hareket ve propagandalarına karşı yeni tedbirler aldı.
    14 Ekim 1918 Fransız savaş gemileri, iskenderun'u bombaladı.
    16 Ekim 1918 4. Ordu kaldırıldı. 7. Ordu takviye edildi.
    20 Ekim 1918 ingiliz, Fransız ve Amerikan Temsilcileri, Lazkiye'de geçici bir hükümet kurdu.
    26 Ekim 1918 Mustafa Kemal'in komuta ettiği 7. Ordu Birlikleri, ingilizlerin taarruzunu Halep'in kuzeyinde, durdurdu.
    28 Ekim 1918 Yeniden düzenlenen, Yıldırım Ordular Grubu, Halep'in kuzeyine çekildi.
    30 Ekim 1918 Yıldırım Ordular Grubu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders'in,veda mektubu yayımlandı.
    30 Ekim 1918 Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Grup Komutanı oldu.
    30 Ekim 1918 1. Dünya Savaşını, Osmanlı Devleti için, sona erdiren Mondros Mütarekesi Limni adasında imzalandı.
    31 Ekim 1918 Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşından mağlup olarak çıktı. Mondros Mütarekesi yürürlüğe girdi.
    3 Kasım 1918 iskenderun'a gelen bir ingiliz ve Fransız subayı, iskenderun'a kuvvet çıkarılacağını bildirdi. Mustafa Kemal Paşa bunu reddetti.
    3 Kasım 1918 Musul, ingilizler tarafından işgal edildi.

    Böylece Wilson İlkelerinde bahsedilen durum kısmen gerçekleşmiş oldu. Daha sonra "Türklerin çoğunlukta oldukları yerlerde bağımsız olmaları" fikri sanki Erzurum ve Sivas Kongrelerinde çıkmış bir fikir gibi kabul edildi. Belki diyeceksiniz "o zaman Kurtuluş Savaşını niye verdik" Kurtuluş Savaşında ne ABD ile ne de İngilitere ile savaş oldu. İngilizler Sevr Antlaşmasında kendilerine bırakılması konuşulan yerleri zaten almışlardı. Diğer taraftan Anadolu'nun işgal edilmiş olması İstanbul hükümetini saf dışı bırakmak için bir baskı unsuru olmuştur.

    Filistin cephesinde ricat uygulayan Mustafa Kemal Atatürk Cumhurbaşkanı, aynı cephedeki diğer bir komutan İsmet İnönü ise başbakan olmuştur.

    Ayrıca Mustafa Kemal'in edindiği mal varlığı da Cumhuriyetin neden ve neyin karşılığında kurulduğu konusunda düşündürebiliyor: http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d05/c019/b075/tbmm050190750267.pdf

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pardon da hangi mal varlığı?hani şu öldükten sonra tüm mal varlığını Türk milletine bağışlamak istediğini ancak kanunlara göre %25inin kızkardeşi Makbule Hanım'a ait olduğundan meclise bunun için kanun teklifinde bulunarak kanun bile çıkarılan (Kabul Tarihi: 12.6.1933, numarası: 2307.),kendisine icraatlerinden dolayı hediye edilen arazilerde ve özellikle maddi değeri düşük olan kurak arazileri seçerek satın aldığı arazilerde tarım ve ekonomi alanlarında teşvikler yapmak amaçlı kurduğu onlarca fabrika açıp sağlıklı gıdalar/hayvanlar yetiştirip ve yöre halkı için iş imkanı sağlayıp oraları kalkındırıp güzelleştirmek için yaptığı ve daha sonra tamamını devlet hazinesine ve çeşitli kurumlara bağışladığı mal varlığından mı bahsediyosun?Yoksa “Hatırlarsınız, Türk köylüsünün Türk’ün efendisi olduğunu söylediğim zamanı. Ben o efendinin isteği ve iradesi altında yıllardan beri çalışmış olan bir hizmetçiyim. Şimdi beni çok duygulandıran olay, değersiz olsa da Türk köylüsüne ufak bir görev yapmış olduğumdur. Milletin Yüksek Temsilciler Kurulu bunu iyi görmüş ve kabul etmişler ise, benim için en unutulmaz bir mutluluk anısını bana vermişlerdir.Bundan ötürü çok yüksek bir zevkle millet, memleket ve Cumhuriyet hükümetine yapmak zorunda olduğum görevlerden en basiti karşısında gösterilmiş olan iyi duygulardan ne kadar heyecanlandığımı anlatacak güçte değilim. Söz konusu olan armağan Yüksek Türk Milletine benim asıl vermeyi düşündüğüm armağan karşısında hiçbir değere sahip değildir. Ben gerektiği zaman en büyük armağanım olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.” derken kastettiği canı mı? Ha bu arada bu çiftliklere noldu biliyor musunuz?Ankara'dakine RTE Başbakanlık binası yaptrmaktadır(sit alanı olduğu için kanun değiştrmek zorunda kalmştr).Şimdyse 17 Aralık gbi bu da patlak vermiş ve yapımı durdurulmuştur.Tek bir ağaç için köşkü kaydırdığı (bu yüzden Yürüyen Köşk olarak anılmış) Yalova çiftliği ise Araplara satılmıştır.Hani şu Devlet Bakanı Ali Babacan'ın ''babalar gibi satarım.'' dediği.İnsanoğlu nankör olmayagörsün işte!Milli bilincimizi,ahlakımızı ve aklımızı yok etme çalışmları nasıl da başarılı olmuş çok net görülüyor.Benim en büyük üzüntümse toprak altında yatan onca şehitlerimizin ,'Vatan sağolsun!' diyerek bağrına taş basan anaların ve bize koca bir armağan bırakan ATAmızın kemiklerinin sızladığını bilmek.

      Sil
    2. Malını milletine bıraktı diyorsunuz da neden bu malvarlığını edindiği konusunda bir şey demiyorsunuz. Neden ve ne şekilde edindi, paranın kaynağı ne? Petrol bulunan bölgelerde ricat uygulayan Mustafa Kemal, bunun karşılığında Cumhurbaşkanlığını ve bu malvarlığını mı edindi? Şu anda Recep Tayyip Erdoğan'ın nereye başbakanlık binası yaptırdığı konumuz dışındadır. Kaldı ki başbakanlık binası başbakanın şahsî mülkü değildir. Mustafa Kemal'in oğlu kızı da yoktu edindiği malları devlete bıraktı. Menderes iktidara geldiğinde diğer CHP'lilerin edindiği mallara da el konulmuş yoksa diğer CHP'lilerden de mallar edinenler olmuş.

      Sil
    3. "kendisine icraatlerinden dolayı hediye edilen arazilerde ve özellikle maddi değeri düşük olan kurak arazileri seçerek satın aldığı arazilerde tarım ve ekonomi alanlarında teşvikler yapmak amaçlı kurduğu onlarca fabrika açıp sağlıklı gıdalar/hayvanlar yetiştirip ve yöre halkı için iş imkanı sağlayıp oraları kalkındırıp güzelleştirmek için yaptığı ve daha sonra tamamını devlet hazinesine ve çeşitli kurumlara bağışladığı mal varlığından mı bahsediyosun?" Cumhurbaşkanı makamında biri bu boyutta "hediye" adı altında bir şeyler kabul eder mi (buna hediye denebilir mi, yoksa rüşvet midir?) Ayrıca ... için .... satın aldı derken bunları hangi parayla yapmış? Cumhurbaşkanı maaşı ile mi, emekli asker maaşı ile mi?

      Sil
    4. Söz konusu Kamal olunca birileri kılıf uydurmaya çalışabiliyor. Enver Paşa Almanlara çalışıyordu Kamal da İngilizlere çalışıyordu bunu anlamak çok mu zor?

      Sil
    5. Bu kadar ucuz komplo teorileriyle tarih yazmayı Fesli Bastonlu Tanzîmat Zamparası'ndan mı öğrendiniz?

      Savaş bir strateji işidir. Mühimmata, cephaneye, koşullara, düşmana bakılmaksızın durmadan akın etmek Counter-Strike oynarken bile uygulanmayan bir stratejidir. Mustafa Kemâl Paşa, bir yandan İngiliz ordusuyla, bir yandan Arap aşiretlerinin silâhlı çeteleriyle, bir yandan Alman yardımının aksaması yüzünden oluşan sıkıntılarla boğuşurken komuta ettiği orduyu Halep'in kuzeyine çekerek savunma hattı oluşturmak zorunda kalmıştır ve İngilizleri burada durdurabilmiştir. Türk birlikleri geri çekilmeyip tüm gücünü harcasa ve daha güneyde cepheyi kaybetseydi o zaman İngilizlerin önü açılır ve Anadolu'nun içlerine kadar ilerlerlerdi.

      ...

      Kurtuluş Savaşı'nda İngilizlerle savaşılmadığı palavradır. Yunanlıların işgâli, kukla Padişah ve hükûmetin haince saldırıları, Kürt aşiretlerinin isyanları hep İngilizlerin yönetiminde oldu. Ha doğrudan İngiliz askerleriyle çatışma mı? O da oldu. Ali Fuat Paşa'nın anılarıyla sabittir. İzmit civarında, Kütahya'da Kuvâ-yı Milliye ile İngiliz birlikleri savaşmıştır. İngiliz birlikleri, Haziran 1920'deki Yunan ilerlemesinde Yunan ordusuyla birlikte hareket etmiştir. Bu ilerlemeye karşı direnmeye çalışan Kuvâ-yı Milliye de doğal olarak Yunanlarla ve İngilizlerle çarpışmıştır. Mudanya'da da Türk ve İngiliz birlikleri savaşmıştır.

      Sadece Ali Fuat Paşa değil, ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee de böyle anlatmaktadır. Ama bunların yazdıkları değil, Mustafa Darmadağan'ın söyledikleri muteberdir, Kadir Kıtıroğlu'nun söyledikleri doğrudur...

      Sil
    6. Ya işte resmen saçmalıyorsunuz. İngiltere'nin Sevr'de alması konuşulan bölgeleri İngiltere zaten almıştı. Google'a yazın Sevr Antlaşması haritalara bakın. Anadolu toprakları üzerinde Kütahya veya İzmit'te İngiltere'ye verilmesi konuşulan toprak var mı? Üstelik Wilson ilkeleri açıklandıktan sonra İtilaf devletleri işgal gerekçesi olarak biz köle durumunda olan milletleri özgürleştirmeye gidiyoruz gibi gerekçelerle bu işgalleri yapmışlar. En son Anadolu'da işgal edilen yerleri Yunanlılar'a, Kürtler'e, Ermeniler'e vermek gerekçesiyle işgal etmişler.Ege'deki Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki işgaller bu gerekçeyle yapılmış. Fakat İngiltere ABD'ye rağmen, ve alacağını almış olduğu halde Anadolu'da bir daha işgale girişecek ve 1. Dünya Savaşı'nda topraklarını büyük ölçüde kaybetmiş, askerî gücünü harcamış (hem cephanesi harcanmış hem de bir sürü can kaybı olmuş), borç içinde ve başka devletlerin de işgali altındaki bir Osmanlı Devletini yenemeyecek. Buna nazaran size İngiltere'nin Osmanlı yerine kendisine bağlı bir Türkiye'den taraf hareket etmiş olması ihtimali daha fazla gibi görünmüyor mu? İstanbul işgal altındayken Mustafa Kemal İngilizlerin bilgisi dahilinde Samsun'a gitmiş. üstelik onun kurtuluş savaşı mücadelesi vermek gibi bir amacı yokmuş. Nutuk'ta kendisi şöyle demiş:
      "Bu geniş yetkinin, beni İstanbul’dan sürmek ve uzaklaştırmak maksadıyla Anadolu’ya gönderenler tarafından, bana nasıl verilmiş olduğu garibinize gidebilir. Hemen ifade etmeliyim ki, onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler. Ne pahasına olursa olsun, benim İstanbul’dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe «Samsun ve dolaylarındaki güvensizlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun’a kadar gitmek» idi. Ben, bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki sahibi olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler."

      Yani kendisi İstanbul'da kalmak istiyormuş ancak kendi ifadesine göre İstanbul'dan sürmek ve uzaklaştırmak istedikleri için onu Samsun'a göndermişler.

      Sil
    7. "Ay resmen saçmalıyorsun .s .s" kıvamındaki yorumların dikkate alır yanı yok. Atatürk'ün Şişli'deki evinde, hattâ daha öncesinde Adana'da kurtuluş plânları yaptığı açıktır. Ayrıca Nutuk'taki o bölümden o anlamı çıkarmak moda tabirle "neyin kafası"dır?

      Sil
  25. Güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  26. Erhan Sandıkçı en doğrusunu yapmış dikkate bile almayarak.Ancak yenilir yutulur şey değil bunlar.Adam canımı veririm diyo savaşar yapıyo,Osmanlının imzaladğı anlaşma yüznden bir avuç toprak kalacakken,şehirleri yağmalayıp camileri kilise yaparlarken,milletin anasnın bacısnın karısnın ırzına geçip gözü önünde öldrürken dayanamayp milli direniş başlatıyo ülkeyi büyük bi felaketten kurtarıyo bugünkü konumuna O'nun ve onun gbiler sayesnde geldim dye şükrediceğne çirkin(az gelir) ithamlarda bulunuyo bilir bilmez konuşuyo.yok sabır taşı olsa çatlar!sana hiçbir hakaret,küfür ya da kötü söz söylemicem çünkü annene senin gbi nankör bi evlat sahibi olması yetip artyodur.ama evlat işte atsan atılmaz satsan satlmaz napsın kadıncağz.Bana bak nankörlerin efendisi!Rotchild ve Rockefeller başta olmak üzere yahudileri,kutsal kitapları olan Tevrat'ı,siyonizmi,masonları ve inançlarını,onların simgelerini,ritüellerini,ingiltere kraliyet ailesni,İsrailin aslnda nasl kurulduğnu,1.ve 2.dünya savaşlarnın ASLNDA neden çıktğnı bunlarla ne alakası olduğnu,Sovyet Rusya'dan başlayp bugne kadr dağılan ykılan devletlerin hepsnin neden ve nasıl yıkldığnı,bugn ekonomiye yön veren Dünya Merkez Bankası dye bildğimz FED'in kimlere ait olduğnu,ABDnin ne dolaplar çevirdiğni ve bu dolapları aslnda kimlerin çevirttiğini,Kenedy katliamını,11 Eylül saldrılarnı,PKKyı kimin oluşturduğnu ve desteklediğni,NATOya girişimzi ve bizi nelere mecbur ettiklerni,Türkiye'de bugne kadr kimlerin nasıl başa geldiğni ve indirildiğni,öldürülenleri,içeri alınıp dışarı çıkarılanları,medya yalanlarnı,satın alnmış ve kme hizmet ettiğni ble bilmeyen gazeteci,politikacı,kanal sahibi,holding(ler) sahibi,zayıf noktalarmızın nasl kullanıldığnı,değerlerimzi nasıl yok etmeye çalştklarını(malesef başarıyolar),bizi uyutmak için nelerle oyaladıklarını,elimizi kolumuzu bağlamak içn nasl dara düşürdüklerini ve daha sayamadığm bir sürü şeyi bi araştr sen.İlber Ortaylı'nın dediği gbi 'Ben cahilden değil yarı cahilden korkarım.O daha kötü.' :)

    YanıtlaSil
  27. Agacım Selam,
    Kaynatacı sikkodan geldim buraya.O önerdiydi.(Ki o herif öyle her kaynağı önermez biliyorum)
    Neticede iyi ki gelmişim.
    Yazın ile ilgili söylenecek bi kaç şey var ki;onlarda şudur...

    Net.
    Objektif,
    ve Kararlı...

    Teşekkür ediyorum ve devamını diliyorum...

    Saygılar...

    YanıtlaSil
  28. Cahil ve sapıtmış toplumlar yıkılmaya, harap olmaya mahkumlardır. Onlar gözleri kapalı tren yapan insanlardan farksızlar ve onların yüzünden Türkiye yok olacak. İstediğiniz kadar kendinizi yırtın. AKP de gelse, başka bir parti de gelse Türkiye artık son yıllarını yaşıyor. Son yüzyıl olduğu apaçık zaten. Ama Türkiye bunu hakediyor. Diyalektiği iyi kullanan insanlar olsaydı Türkiye'de her şey farklı olurdu.

    YanıtlaSil
  29. Ben zaman ayırıp iki günde okuduysam sen bunu kaç günde yazmışsındır kimbilir, güzel yazı olmuş emeğine sağlık. fousant10yus kardeşin yorumunda bahsettiği tezin 2. kısmı hoşuma gitti ve herhangi bir müdehale yapma şansımız yok bari ülkemizin geleceğinde acaba bu 2. ihtimal var mıdır diye kenara çekilmiş diğer vatandaşlar gibi bekliyor olacağım. Tekrar eline sağlık güzel yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  30. Gayet başarılı bir yazı . Bu herşeyin farkında olduğunu düşünen ve kendince birşeyleri eleştirebilme yetisine sahip olduklarını sanan sığırımsı tipler hiçbir şekilde asabını bozmasın . Yazında belirttiğin üzere uzun oğlan ciddi ruhsal , onursal problemleri olan ve müthiş gaza gelmiş/getirilmiş bir çoban köpeği , ne yazık ki funboy'ları da kendinden aşağı kalır değil . Emeğine sağlık .

    YanıtlaSil
  31. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  32. Yazını beğendim elibe sağlık.. Lakin finali, finalde tayyipe ne olduğunu okumayı bekliyodum pas geçmişsin.. ayrıca son paragrafta abd nin yeni kuklası diye kimden bahsettin chp mi?

    YanıtlaSil
  33. yazının altındaki beyinsizlerin yorumlarını okuyup gülmek daha eğlenceli:)

    YanıtlaSil
  34. Yeni kukla kim? Lütfen Cevaplayın.

    YanıtlaSil
  35. Hakkaten ben bile acaba diyordum ki 140 milyon metrekare akp toprak satti lafini duyunca amk buda paralelci cikti dedim riza baba kendi kendime ; yaw arkadas turkiyenin yuzolcumu 780 bin metrekare sadece ee kalan 139 milyon metrekare nerde arkadas .. az mal haramsiz cok laf yalansiz olmaz diye bosuna dememisler.

    YanıtlaSil
  36. Hakkaten ben bile acaba diyordum ki 140 milyon metrekare akp toprak satti lafini duyunca amk buda paralelci cikti dedim riza baba kendi kendime ; yaw arkadas turkiyenin yuzolcumu 780 bin metrekare sadece ee kalan 139 milyon metrekare nerde arkadas .. az mal haramsiz cok laf yalansiz olmaz diye bosuna dememisler.

    YanıtlaSil
  37. yazın güzel ve oldukca anlaşilir..en azindan şu gunlerde rejim degisikligine kapi acmasi beklenen anayasa degisikligi refaramduma giderken, yazin daha bir gerceklik kazandi..biz dusunebilen insanlar dogabilecek sonuclar icin refetandumda net olacagiz.ama yukarda abuk subuk yorumlar birakan bu dünyada gölge olmaktan bir adim öteye gidemeyen zeka yoksunlarinin kiçları icin bile bizler mucadelemizden vazgecmeyecegiz.utanacaklar diyesim geliyor ama utanmazlar...

    YanıtlaSil
  38. HERŞEY TAMAM DA PKK İLİŞKİLERİ MUĞLAK KALMIŞ...PKK İLE BU KADAR YAKIN BİR AKP VE RTE... NİÇİN GÜNEYDOĞUDA TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ BIRAKMADAN İLÇELERİ YOKETTİ.. İNSANLARI EVLERİNDEN KÖYLERİNDEN ETTİ. VE BÜYÜK ŞEHİRLERE GÖÇ ETMEYE ZORLADI VE BİNLERCE İNSAN ÖLDÜ....AKP VE RTE NİN BU ACIMASIZ SALDIRISI NEYDİ...PKK İLE DOST OLDUĞU İÇİN YADA ÇIKAR İLİŞKİLERİ OLDUĞU İÇİN Mİ BU VAHŞETİ KÜRT İNSANINA YAŞATTI...YAZI GENEL AMACI İTİBARİYLE BİR SÜRECİ ANLATIYOR...AMA EKSİKLİK VE SAKLANMIŞ OLAN GERÇEKLER O KADAR ÇOKKİ... BU AMACA HİZMET EDEN BİR YAZI GİBİ KARŞIMIZA ÇIKIYOR....

    YanıtlaSil
  39. «Kara ses» unvânı verilen CEMALETTiN KAPLAN hocaefendi ile mukayese edildiğinde, F.G., Rifat Börekçi ayârında ATATÜRKÇÜ DiN ADAMI sayılmalıdır. Elini öpenler arasında MUSTAFA KOÇ da vardı [bkz: (--1--) “Vehbi Koç ‘uzak durun’ demişti” (2 sütun üzerine) başlıklı haberi, Hürriyet gzt., Yayın Sahibi Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş. (adına) Yönetim Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı, Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, ISSN 1304-6632, Yıl 68, Sayı 24950, 18 Ocak 2017 Çarşamba, Basıldığı Yer Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş. Doğan Print Center (DPC) Osmangazi Mah. Turgut Özal Bulvarı No.120 Pursaklar Ankara, s.11 ve (--2--) Taha Kıvanç, “15 milyarlık Murat Bayrak ‘kara ses’in hamisiydi” (4 sütun üzerine) başlıklı Kulis köşe yazısı, Haber Türk gzt., Yayın Sahibi Habertürk Gazetecilik A.Ş. adına Turgay Ciner, Genel Yayın Yönetmeni Selçuk Tepeli, Sorumlu Müdür Ergün Örentel, ISSN 1308-8777, Yıl 7, Sayı 2459, 23 Kasım 2015 Pazartesi, Basıldığı Yer Ciner Matbaası Habertürk Matbaacılık A.Ş. Havalimanı yolu 24. km Esenboğa Ankara, s.14].

    YanıtlaSil
  40. Merhaba,

    Hastalarımız için böbrek satın almak için bir kez daha buradayız ve onları kurtarmak için bir böbrek bağışlamak isteyen herkese iyi miktarda para ödemeyi kabul ettiler ve böylece bağışta bulunmak istiyorsanız veya bir Hayat kurtarmak istiyorsanız, lütfen aşağıda e-posta ile bize yazın.

    Bu sizin için zengin olmanız için bir fırsattır, biz temin ederim ve bizimle% 100 güvenli bir şekilde sizinle güvence altına alıyoruz, herşey yoluna giden böbrek bağışçılarına göre yapılmalıdır.
    Artık boşa harcamayın, lütfen irruaspecialisthospital20@gmail.com adresine bize yazınız.

    Irrua Uzman Eğitim Hastanesi.

    YanıtlaSil
  41. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  42. Böbrekinizi para karşılığında satmak istiyor musunuz? Hastanemiz Böbrek Cerrahisi / nakli ve diğer organ tedavileri konusunda uzmanlaşmış olup, pasaportlu veya pasaportsuz O + ve, A + ve ve B + böbrek vericilerine acilen ihtiyaç duyulacaktır ve size 850,000.00US $ tutarında yakışıklı bir miktar sunacağız. Herhangi bir ilgili kişi e-posta yoluyla bizimle iletişime geçmelidir: korlebuteachinghospital33@gmail.com veya WhatsApp +2349066961990

    YanıtlaSil
  43. Ben Iowa City, ABD'de bulunan Iowa Lutheran Hastanesi'nden bir temsilciyim, hastanede yönetimin internette nasıl çalıştığını ve bu yıl insan organlarını alıp satması için tekrar başladığımızı ilan etme fırsatını verdim. Böbrek, Bu teklifle ilgileniyorsanız, lütfen aşağıdaki e-postadan bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin: Bağışçılarımızı iyi bir miktarda parayla ödüllendiriyoruz ve Organlarda uzmanız Cerrahide ve donör olarak risk yok o.
    Ve bu bizim e-postamız:
    iowalutheranhospital@gmail.com
    Ayrıca whatsapp +1 929 281 1248 numaralı telefondan bizi arayabilir veya bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    YanıtlaSil
  44. Bu, benim için bir böbreğimi para için verdi ve bana nakil gerçekleşmeden birkaç gün önce bana 190.000,00USD tutarında para ödedi narayana hastanede Bayan marie ve Dr.Raj benim için gerçek bir hayat hikayesi, çok fakir ol ve ben yemek için zor buluyorum, ben Doktor Raj ağır bir şekilde onunla ilgilenen herhangi bir kişi söyledi bir ken Sean tarafından böbrek ona verilen tarafından telafi nasıl bir ifadenin karşısında geldi
    bir deneme yapmalı ve tanıklık etmeye geri dönmeli, e-postayı (narayanahealthcare.in@gmail.com) olarak kopyaladım ve üç saatten az bir sürede e-postayla gönderdim. Doktordan bir cevap aldım ve pazarlık ettik ve cesur bir adım attım gerekli tüm anlaşmalar, birkaç gün içinde hem ikimiz tarafından hemfikir olduğumuz şekilde ödeme yaptım ve operasyon için bir tarih aldım ve herhangi bir sorun yaşamadan hastayı kurtarmak için çalıştırıldım ve bakiye paramı aldım, şimdi finansal olarak yerleşiyorum ve firma, lütfen hastaneye başvurmadan çekinmeyin (narayanahealthcare.in@gmail.com)
    Benim finansal sorunum hayatta bitti ve şimdi mutluyum. RAB'I TEŞEKKÜR EDERİZ

    YanıtlaSil
  45. haba Bağışçılar

    Dünyanın her yerinden gelen bağışçılardan böbrek almak için buradayız
     Ben Dr Mcmahon Gary Eğer böbreğini satmak istiyorsan
    Paranızı para için satmak için bir fırsat arıyoruz
    Mali çöküş nedeniyle ve ne yapacağınızı bilmiyorsunuz
    Yapın, bugün bize ulaşın ve size iyi teklif edeceğiz
    Böbrek için para miktarı. Benim adım doktor mcmahon
    Klinik servislerinde nefrologum. Kliniğimiz
    Böbrek Cerrahisinde uzmanlaştık ve tedavi ediyoruz.
    Böbreklerin satın alınması ve transplantasyonu
    Karşılık gelen donör
    Hindistan, Türkiye, Nijerya, Amerika Birleşik Devletleri, Malezya,
    Dubai, Kuveyt, Birleşik Devlet, Astria, Almanya malysia libia ispanya
    Böbrekleri satmak veya satın almakla ilgileniyorsanız lütfen
    E-posta yoluyla bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.
    Email: doctormcmahonhospitalservices@gmail.com +446578878990 +16746554576



    Tüm bağışçılarımıza iyi baktığımıza dikkat edin, çünkü bağışçılarımızı yönetecek olan asıl görevimiz budur.



            Saygılarımla Dr Mcmahon Gary

    YanıtlaSil
  46. bir hayat kurtarmak, bir böbrek donör olmak ve iyi ödenmiş olsun

    Merhaba herkes, ben Doktor Hassan ve size mali durumu değiştirmek, bir böbrek donör olmak ve bir hayat kaydetmek ve hala iyi ödenen olsun isterseniz size bildirin istiyorum. Eğer sağlıklı olduğunu biliyorsanız, satmak veya sadece bir böbrek (ödeme seyahat bileti ödenen tüm masraflar ile $500.000 dolar) bağış hazır, benim hastanede bugün bir donör haline. Biz acilen daha fazla yaşam günlük kaydetmek gibi böbrekler bağışlar gerekir.
    Bana bugün e-posta isteği yazın: (doktoryekterkidneytransplant@gmail.com)
    Not: ameliyat ve sadece sağlıklı insanlar seyahat için hazır

    Doktor Hassan yekter.
    doktoryekterkidneytransplant@gmail.com

    YanıtlaSil
  47. Biz Iowa City, Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan Iowa Lutheran Hastanesi temsilcisiyiz, bir kez daha hastalarımız için böbrek almak için buradayız ve onlar kurtarmak için bir böbrek bağışlamak isteyen herkese iyi bir miktar para ödemeyi kabul etmişlerdir. Bir bağışçı olmak ister veya bir Hayatı kurtarmak istiyorsanız, aşağıdaki e-postada bize yazabilirsiniz.

    Zengin olmanız için bir fırsat budur, güvence altına alır ve size% 100 güvenli işlem garantisi veririz, her şey yol gösterici yasalara göre yapılacaktır.
    Artık daha fazla zaman kaybetmeyin, lütfen bize iowalutheranhospital@gmail.com adresinden yazın.
    Ayrıca whatsapp +1 929 281 1248 numaralı telefondan bizi arayabilir veya bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    Iowa Lutheran Hastanesi.

    YanıtlaSil