22 Mart 2014 Cumartesi

Seçimler Ne Kadar Güvenilir?

Memlekette demokrasi falan yok. Demokrasi en başta bir anlayış meselesi, bilinç meselesi. Bu bilinç olmadıkça, demokrasi etiği topluma yerleşmedikçe demokratik uygulamalar görünürde kalır. Çok partili bir demokrasiye geçmek için Jakoben bir biçimde ve sistemli bir şekilde demokrasiye geçiş programı uygulanmalı, bu tek partili Jakoben dönem 23 yıl değil, belki 53 yıl sürmeliydi. Batı’da yüzyıllar sürdü bu işin oturması. 12 Mart’ı yapanlar gerekçe olarak “Toplumsal gelişme ekonomik gelişmeyi geçti” demişlerdi, asıl bizde siyasî gelişme toplumsal gelişmeyi geçmişti, yani denenenler haddinden fazlaydı, toplumun gerçekleriyle uyuşmuyordu. 1946 Türkiye’sinde çok partili rejim! İşte ne kadar başarılı olduğunu görüyoruz… Öte yandan sistemde de bugün seçim barajı, adayların sadece parti başkanları tarafından belirlenmesi, hazine yardımı ve basın-yayın propagandasındaki adaletsizlik, blok hâlinde oy veren tarikatlar, kısmen feodalite, terörün demokratik işleyişe baskısı, siyasetteki yabancı etki unsurları gibi bir dizi sıkıntı da demokrasinin olmadığını gösteren şeylerdir.

Şimdi bunlar ayrı, bir de mevcut sistem içinde kimilerinin “demokrasinin
namusu” dediği sandık meselesi var. İşte konumuz bu. 9 gün sonra yerel seçim var. İnsanlar sandığa gidip oy verecekler. Peki bu oylar nasıl sayılacak? Sandıktan çıkan sayılarla seçim sonucu diye açıklanan sayılar bir mi (olacak)? Yakın dönemdeki seçim istatistikleri çok ilginç. Gelin bir bakalım.

Biraz yorucu olacak. Renklendirerek kolaylaştırmaya çalışacağım.

Birkaç ön bilgi:
-Sayılar ysk.gov.tr ve tuik.gov.tr’den alındı.
-Yurt dışındaki Türk vatandaşları yerel seçimlerde oy kullanamıyor.
-Henüz açıklanmayan veya ulaşamadığım veriler yerine soru işareti koydum.
-İlk dört sütunda verilen sayılar milyon cinsinden.
-2007’deki iki seçim arasında yalnızca 2 ay olduğu için bu iki seçim arasındaki bazı verilerin karşılaştırılmasını gereksiz gördüm.

                                      
Şimdi bu bilgileri yavaşça inceleyelim. 2007 genel seçimlerinde –yurt içinde- kayıtlı seçmen sayısı 42,6 milyon iken bu sayı 2010 Anayasa değişikliği referandumunda 52 milyon olmuş. Yani seçmen sayısı 9,4 milyon artmış! Bunun açıklaması nedir? Neresinden tutsan, hangi yanıtı versen olmuyor. Ne doğum-ölüm oranları, ne er olduğu için seçmen kütüğünde adı sayılmayan kişi sayısı ne başka bir şey… 3 yılda 9,4 milyon fazla seçmen, boru değil. 2004’ten 2007’ye de 3 yıl geçmiş ama kayıtlı seçmen sayısı 300 bin azalmış! E nasıl oluyor da öbür üç yılda tam 9,4 milyon yeni seçmen ortaya çıkıyor?

Kimileri, sanki doğan bebekler hemen o yıl oy verme hakkına kavuşup sandıkta pusulaya mühür basıyormuş gibi “ülkenin nüfusu artmıştır, ondan dolayı seçmen sayısı da artmıştır” diyor. Haydi öyle varsayalım, dünyaya yeni gelen bebekler de oy kullanma hakkına sahip olsun. Böyle bir durumda bile 9,4 milyon fazla seçmen oluşması imkânsız. Çünkü TÜİK sayılarına göre 2007’den 2010’a kadar Türkiye nüfusu 3,2 milyon artmış. Türkiye nüfusunda 17 yaşındaki kişi sayısı ortalama 1,3 milyon kişi olduğunu ve bunların bir yıl sonra reşit olup oy kullanabileceğini de düşünelim.

2007 yurt içi seçmen sayısı: 42,6 milyon
2010 yurt içi seçmen sayısı: 52,0 milyon
Artış: 9,4 milyon

2007’de 17 yaşında olan 1,3 milyon
2008’de 17 yaşında olan 1,3 milyon
2009’da 17 yaşında olan 1,3 milyon
2007-2010 arası toplam nüfus artışı: 3,2 milyon
Toplam= 7,1 milyon kişi 2007’de oy kullanamayıp 2010’da oy kullanabilecek seçmen sayısı. (Yeni doğmuş bebekleri bile “seçmen” olarak saydığımızda çıkan sonuç bu. Adam akıllı istatistik ver diyorsanız, 17 yaşındakiler reşit olunca 3 yılda 1,3 milyon x 3 = 3,9 milyon artış, kayıtlı seçmen olup 3 yıl içinde ölen 1 milyona yakın insanı da çıkardığımızda yuvarlak 3 milyon seçmen artışı olması gerekirken 9,4 milyon artıyor)

Yani 2007’den 2010’a kadar 9,4 milyon yeni seçmenin ortaya çıkması im – kân – sız!

Ulan nerden çıktı bu kadar insan?

Şimdi hükûmetle kavga eden Fetullah Gülen 2010 Anayasa değişikliği referandumundan önce ne söylemiş bi dinleyelim. Belki yardımcı olur(1 dakika 22. saniyeye dikkat):




Yukarıdaki renkli tabloda bir şey daha dikkat çekici. 2007 genel seçimlerinde ve 2007 referandumunda oy kullanma hakkı olan yurt dışı seçmen sayısı 200 bin ve 20 bin civarında iken 2010 referandumunda bu sayı yaklaşık olarak 10 katına çıkarak yani yüzde 1000’ini aşarak 2,5 milyon kişi oluyor! Peki bu neyin nesi? Bunun mantıklı bir açıklaması var mı? Öte yandan, 2009 ve 2010 seçimlerinde yurt içindeki kayıtlı seçmen sayısında, bir önceki seçime göre artan seçmen sayısının, aradaki her yılın başına düşen ortalaması yüzde 6,3 ve yüzde 8,3 gibi yüksek oranlar olurken 2011 seçimlerinde birden bire yüzde -3,4 oluyor. Bu yılki yerel seçimde de tekrar yüksek bir oranı, yüzde 4,7'yi buluyor.

Durum böyleyken böyle. Şimdi böyle çarpık bi tabloda yapılan seçimlerin güvenilirliğine siz inanıyor musunuz?

Başka bir garabete gelelim. 2011 genel seçimlerinde 52 milyon kayıtlı seçmen olmasına karşın 69 milyon oy pusulası bastırıldı. 17 milyon, yani fazladan yüzde 32 oy pusulası hazır bulunuyordu. Oy pusulalarının herhangi bir şekilde kaybolması durumunda kullanılması için bir miktar yedek oy pusulasının bastırılmasını anlayabiliriz. (Bu durumda bile asıl oy pusulalarının ne kadarı zarar görmüş, fazlalık oy pusulalarının ne kadarı kullanılmış, bunların şeffaf bir biçimde YSK tarafından açıklanması gerekir, ki 2011’de böyle bir açıklama filân yapılmadı.) Bir miktarını anlarız da yüzde 32 fazladan oy pusulası bastırmak ne demek? Bu yüzde 32 fazla oy pusulasının bir miktarının veya tamamının, AKP’ye verilmemiş oyların pusulalarıyla değiştirilmediğini nerden bileceğiz?

Haberlerde ne kadar yer buldu hatırlamıyorum ama 2011 Mayıs ayında Ataşehir’de 2009 yerel seçimlerine ait oy pusulaları bulundu. Videodaki tanığın anlattıklarına göre oy pusulaları yoldan geçen bir kamyonun arkasından dökülmüş. Görüntülerde polisin olay yerinde bulunduğu görülüyor ama işin adlî boyutunda herhangi bir gelişme olduğunu duymadık. Bir şekilde örtbas edilmiş…



2007 yılında elektronik seçim sistemine (SEÇSİS) geçtik ve oy sayımlarının güvenilirliğine kuşku düşürecek başka birtakım sorunlar ortaya çıktı. SEÇSİS hayata geçtiğinde yazılımını HAVELSAN A.Ş. sağlarken donanımını Sun Microsystems’in ürettiği cihazlar oluşturuyordu. Dünyaca ünlü yatırım bankası, küresel sermayenin eski babalarından John Pierpont Morgan’ın adını taşıyan, bügün Batı kapitalizminin öncülerinden olan J.P. Morgan Chase Bank’ın Sun Microsystems’e seçim sonuçlarını sanal ortama aktarması için kredi sağladığı iddia ediliyordu.1 Bilim ve teknoloji dergisi Telepati’nin Mayıs 2005 tarihli bir haberi de J.P. Morgan Bank’ın Sun Microsystems şirketi ile aralarında yakın bir ilişkinin olduğunu gösteriyor.2 Buradaki temel konu, Türkiye’de 2007’de kullanılmaya başlanan elektronik oy sayım sisteminin donanımını sağlayan Sun Microsysytems’in, ABD-AKP anlaşmasıyla hazırlanan bir plân üzerine, ürettikleri donanımları kontrol ederek seçim sonuçlarını değiştirip AKP’nin oy oranını artırmış olabileceği iddiasıdır. Bu ciddi bir iddiadır ama birkaç kez de olsa basına yansımasına rağmen YSK tarafından ciddi ve kapsamlı bir şekilde yanıtlanmamıştır. Bu iddiaları yalnız “internetteki üç beş komplo teorisyeni” değil, bir hukuk profesörü olan Hasan İşgüzar da 2011 yılında gündeme getirdi. Prof. İşgüzar’ın belirttiğine göre Sun Microsystems’in geliştirdiği sistem Türkiye’den başka Mısır, Afganistan, Meksika ve Lübnan’da kullanılmış. Meksika’da bu sistemle yapılan seçimlerde hile yapıldığını söyleyen halkın isyan etmesi3 sonucu tüm oylar sayılmış, kullanılan sistem iptal edilmiş. Yunanistan ve Almanya ise Türkiye’nin kullandığı bu sistemi reddetmiş.4

Seçimlerdeki elektronik sistemlerin tüm gelişmiş ülkelerde kullanıldığını, hile iddialarının yersiz olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak dünyanın pek çok ülkesinde seçimlere hile karıştığı ortaya çıkmış veya bu iddialar ortaya atılmasına karşın üstü kapatılmıştır.

Hatırlayın, 2004’te Ukrayna’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sonuçlara hile karıştığı iddia edilmiş, Batı’nın desteklediği aday Viktor Yuşçenko taraftarları ve Batı ülkeleri seçimlerin iptalini istemiş ve “turuncu devrim” diye adlandırılan eylemler sonucu seçim hileli bulunarak geçersiz sayılmıştı. AGİT, 2010’da Beyaz Rusya’da 2010 yılındaki başkanlık ve meclis seçimlerine hile karıştığını belirtmişti. Rusya’da Putin’in kazandığı son seçimlerin hemen hepsinde hile iddiaları gırla gitti. Azerbaycan’daki son seçimlerde de oyların yüzde 84’ünü alan Aliyev’in seçimlere hile karıştırdığı iddia edildi.

Dünyaya demokrasi pazarlayan ABD’de de benzer seçim skandalları çoktur. Yalnız propaganda makinesi bunları gündeme getirmez. 2000 başkanlık seçimlerinde toplam oylara göre başkan adayı Al Gore, Bush’tan 500 bin fazla oy almıştı. Ancak ABD’nin eyaletleri esas alan seçim sistemine göre Bush başkan oldu. Al Gore, Florida’daki seçimlere hile karıştığını iddia ederek bu eyalette oyların yeninden sayılması gerektiğini söylemiş, haftalar süren belirsizlik sonucu Yüksek Mahkeme, Bush’un Florida eyaletindeki sayımları ve Bush’un başkanlığını kesinleştirmişti. İlginçtir ki Florida’nın valisi, G. Bush’un kardeşi Jeff Bush’tu ve Bush lehine karar veren Yüksek Mahkeme’nin üyelerinin çoğu, G. Bush’un babası olan eski başkan G. H. W. Bush’un başkan veya başkan yardımcısı olduğu dönemde göreve getirilmiş kişilerdi.

Yine aynı seçimlerde Ohio eyaletindeki oylamaya şaibe karıştırıldığı iddiasıyla yargılanan program yazılımcısı Clinton Curtis, 2004 yılında çıkarıldığı mahkemede seçim sonuçlarını değiştirdiğini itiraf etmişti:




Başta belirtmişim, demokrasinin olmazsa olmaz koşullarının var olmadığı yerlerde seçimlerin yapılması, o ülkede demokrasinin var olduğunu göstermez. Ama her türlü demokratik gerekliliğin var olduğu bir ülkede yaşadığımızı varsaysak bile seçim sisteminde, kayıtlı seçmen sayısında ve kullanılan oyların sayılmasında pek çok aksaklık var. Aksaklıktan öte, halkın gerçek tercihlerinin örtülmesi ve gerçek “irade”nin değil yönetici konumundaki kimilerinin istediği sonuçların gerçekmiş gibi gösterilmesi için yapılan kirli işler var. Sandıktan çıkanlar sizin sandığınız gibi değil.

Dipnotlar


Can ATAKLI, "Skandal büyüyor muhalefet korkuyor", Vatan, 25.8.2007
2 Telepati dergisi, Mayıs 2005; http://www.telepati.com.tr/mayis05/finans3.htm (erişim: 22.3.2014)
3 Radikal, 7.7.2006
Hürriyet, 3.5.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder