2 Mart 2014 Pazar

İntihar: Bırakış

       Vazgeçmek, kuşkusuz ki rahatlatıcı bir iş. Yapmaya çalıştığın şeyi bırakmak. Beceremeyeceğini, gerçekleştiremeyeceğini büsbütün anladığın zaman, ben bu mücadelede yokum diyerek kenara çekilmek. Kaldıramayacağın, taşıyamayacağın yükü yere bırakmışsındır ve sen artık o yapamayacağın şeyi yapmaya çalışmayacaksındır. Giderek küçülmüş umudunla kendini başarabileceğine ikna etmeye çalışmak gibi zor ve yorucu bir uğraştan kurtulmuşsundur. Hele bir de, bırakmanın bir tadı vardır. Dürüst ve mütevazı ve haddini bilen ve gerçekçi bir insansındır artık. Yapamayacağının bilincinde, ve bu bilincin gereğini yapıp vazgeçmeyi seçecek kadar akıllı birisindir. Geri döndüğünde, olanaksız bir mücadelenin ağır zorluklarından kurtulmuş, haddinden büyük görevlerden feragât etmiş, rahatlamışsındır. Açık sözlüsündür ve doğruculuk sana bir mutluluk verir. Sen olanaksız işlerin peşinden gitmeyen, yapabileceğini yapmaya çalışan, dolayısıyla hayâl kırıklıklarına, mutsuzluklara uğramayan bir adamsındır. Bıraktığında, en yakınlarına tüm yalansız benliğinle sarılırsın ve artık gereksiz bir zorluğu yaşamından silmiş biri olursun. Sevdiklerine, yapabileceğinden büyük görevler edinmemek istediğini bildirmişsindir. Zaten yapamadıklarından dolayı, onlar da azalmıştır. Geriye, oransal değeri büyük çok sevgili insanların kalmıştır. Artık beceremediğin, içinde bulunduğun koşulların ve gücünün yetmediği şeyleri siktir etmiş; bu sevdiklerinle birlikte, koşulların ve gücünün yettiği işlere koyularak mutlu olmaya çalışacaksındır. Hattâ belki de sen vazgeçişinin, yapamayışının üzerinde bıraktığı etkiyle, artık hiçbir önemli şeyi yapamayacağını, gerçekleştiremeyeceğini düşünüyor ve en düşük risk ve hedeflerle, sevdiklerinde birlikte var olmaya devam etmeyi kafana koymuşsundur.

       İntiharı diğer vazgeçişlerden ayıran özellik bu. O kadar büyük vazgeçersin ki, sevdiklerinle bir arada olmanı sağlayacak asgari uğraş olan yaşamaktan bile vazgeçersin. Yapamayacaklarının listesi o kadar uzamıştır ki, yaşamda kalmayı gerçekleştirmen bile olanaklı değildir. Fiziksel ve biyolojik olarak olanaklı olsa da ruhsal olarak olanaklı değildir. Ve bu bırakışta yaşamayı da bıraktığın için, geride sevdiklerinin yanında var olmayı da artık yapamayacaksındır. Yapmaya çalışırsın, yapamayacağını anlayıp bırakırsın, ama iddiandan vazgeçtiğinde "sevdiklerinle bir arada olma" asgariyetinden de mahrum kalırsın; sadece intihardadır bu durum. Seni acıtan yönü de, kendinin artık sevdiklerinle birlikte olma mutluluğundan feragât etmeyi, yaşama ve yaşama ön koşulu ile gerçekleşen her türlü hazdan feragât etmeyi kabûllenmiş olmasına karşın; yaşamayı bırakışının sevdiklerine vereceği acıdan çekinirsin. Artık yaşamıyor olacak olmayı tartabilmiş, kendini yok etmeye hazır, ancak ailenin ve diğer sevdiklerinin senin birden yok oluşuna karşı hissedecekleri üzüntüye, onlara böyle büyük bir kötülük yapmaya hazır değilsindir. Çünkü empati kurabilme yeteneğin vardır ve tasarladığının tersi durumda, sevdiklerinden birinin intiharı durumunda duyacağın üzüntüyü aklına getirebiliyorsun.

       Sadece bunlar değil. Olası bir başarısız intihar girişiminde insanların kafasında oluşacak, senin ilgi ve şefkât çekmek için sahte bir intihara giriştiğin düşüncesi de rahatsız eder seni. Dizilerde, filmlerde, haberlerde, belki de tanık olduğun bir olayda gülerek eleştirdiğin "sahtekâr, düzenbaz, numaracı, çocuksu" insan karakteri senin üzerinde olacaktır bu durumda. Bunları derinlemesine düşünürsen, plânlarını gözden geçirip intiharını en büyük sessizlik ve yalnızlık içinde gerçekleştirmeyi, böylece numara yapmış olma olasılığını ortadan kaldırmayı tasarlarsın. Tabanca, ip, yüksekten atlama, deniz, ilaç alma gibi çeşitli yaşamdan vazgeçiş yöntemlerini araştırırsın. Zaman zaman serin sularına ve dalgalarına koşarak rahatladığın denizin sessizliğini ve yalnızlığını, amaçladığın intihar için ideal ortam olarak düşünsen de boğularak ölmenin en acı intihar şekli olduğunu düşünüp vazgeçersin. Giderayak bir şeyden daha vazgeçtik diye gülümsersin düşünürken.

       Kolay bırakış değildir. Rekabet ve zaman gerektiren onlarca şey bir yana; yakıcı bir güneş altında köydeki balkonunda yere uzanmayı, yemekten sonra içtiği sigarayı, yaşadığın veya gördüğün çok komik bir şeyi ansızın hatırlayıp gülmeyi, tüylerini diken diken yapan az sayıdaki şarkıyı dinlemeyi, bunlar gibi ucuz ama güzel hazları da bırakmak vardır işin ucunda. Gidip gelmeler, fikir değiştirmeler esnasında, tası tarağı her şeyi bırakıp, sevdiklerinle birlikte yaşamayı ve bu ucuz ve güzel hazlarla mutlu olmayı düşünürsün. İntihar etmenin tek olabilir çözüm olmadığını düşünürsün. Hem intihar etmek de hep enayilik gibi gelmemiş midir sana? Tabiî ya, bakarım işime üç beş yaşarım giderim, dersin. Böyle bir anlıktır bu. Güzel bir seçenek, olur bir yol doğmuştur ansızın, kara görünmüştür. Ama dedim ya, bir anlıktır. Sonra, "olmaz" dersin. Olmaz çünkü falandan filândan dolayı. Olamaz çünkü falan filan durumlar bunu olanaklı kılmıyor, buna izin vermiyor. Yine yapamayacağım işler, önünde sonunda vazgeçmek zorunda kalacağım uğraşlar çıkacak bunlar için. "Hem..." dersin, hem de birinci gerekçenin etrafını iyice saran ve yıkılmasını önleyen sağlam bir "hem"dir bu, "...bu bireysel konuları bir şekilde becersen bile, sen toplumcusun, sen insanlıktan haber sorarsın, dünya bu hâlde iken senin devreler yine yanar. Dünyayı bırak, şu köydeki yaşam, şu akrabalık ilişkileri bile seni kudurtmaya ve bırakışa doğru yöneltmeye yeter."

       Aslında basittir formül. Mutsuz ve huzursuz yaşıyorsundur ve mutsuz yaşamak istemiyorsundur. Bu durumun "mutsuzluk" kısmını değiştiremediğin için "yaşamak" kısmını değiştireyim dersin. Ama şu saydığım meseleler yüzünden de bunu bir türlü birden yapamazsın. Henüz tecrübeyle sabit değil ancak, tahminen, yeterli cesareti kendinde bulamadığın ana kadar iyi durumlar gerçekleşme olasılıklarını tüm küçüklüğüyle korurken, sonunda sevdiklerini üzme kaygısını elden bırakacak kadar duyarsızlaşıp, hiddet ve cinnet geçirip bırakırsın. Son ve en büyük vazgeçişin, son ve en büyük rahatlaman olur. Tersi durumda da, bu kez en büyük vazgeçişten vazgeçmiş, en büyük bırakış teşebbüsünü yapamamış, yine ve çok büyük bir başarısızlığa uğramış olursun. Paradoksun böylesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder