18 Şubat 2013 Pazartesi

Ayarlı Demokrasi



      Araştırmacı yazar Yılmaz Dikbaş'ın önemli bir sözü var: "Düşman eleştirilmez, düşmana karşı cephe alınır!" Ben de bu nedenle AKP'nin şöyle kötü olduğunu, Fetullah'ın böyle kötü olduğunu sürekli anlatmayı sevmem. İletişim hâlinde olduğumuz kitle zâten bunları tanıyor. Ancak geçen gün bir gazetede okuduğum yazı üzerine bir şeyler yazmak gerektiğini, insanların bundan ibret alacağını düşündüm.

       Söz konusu yazı, son iki yılda aynı yolun yolcusu olduğu Zaman'la aynı taktiği uygulayarak yayılmaya çalışan Star'da yayınlandı.*

       13 Şubat'ta yayınlanan yazı, son on yıldır demokratlığı kimseye bırakmayanların gerçek demokrasi anlayışını açığa çıkarıyor. Taraf geçmişi de olan Elif Çakır'ın yazısı şöyle:



       "Başbakan Erdoğan ‘Mart ayına kadar süre veriyorum’ dedi, Kemal Kılıçdaroğlu da ‘Bu şantajı yemeyiz bir tek CHP’li kalıncaya kadar mücadele edeceğiz, direneceğiz’ dedi...
Artık ‘direneceğiz-mücadele edeceğiz, savaşacağız, taş, sopa’ sözlerini görünce anlıyorum ki ‘iktidarı destekliyoruz’ dedikleri ‘Kürt Sorunu’ ya da ‘Yeni Anayasa’ konusunda CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ya da vekillerine yine ‘soldan soldan’ gelmişler.
Kendilerine gelmeleri için de arada bir Başbakan Erdoğan’ın çıkıp ‘ülkenin önemli sorunları var sizin kaprislerinizle uğraşamam’ ayarı vermesi gerekiyor.
12 Haziran 2012 seçimleri (ayarlı demokratın ayarı şaşmış, 2011'deki seçimi 2012'de diye yazıyor. E.S.) CHP’yle ilgili bir şeyi daha öğretti bizlere, ayar yemeden, azar işitmeden, son mühlet verilmeden akılları başına gelmiyor!
Hatırlayın 12 Haziran seçimlerinde de ‘Meclis’e geleceğiz yemin etmeyeceğiz TBMM’yi kilitleyeceğiz iş yaptırmayacağız’ diye tutturmuşlardı.
Yapmayın etmeyin sözleri kar etmeyince Başbakan Erdoğan’ın ‘Size şu tarihe kadar müsaade’ minvalindeki sözlerini duyup bir de ‘işin ciddiyetini’ kavrayınca geldiler ve yeminlerini ettiler."**


       Görüyor musunuz, yıllardır sağa sola demokrasi öğreten, özgürlük, insan hakları diye diye millî değerlere saldıranların demokrasi ayarını! Başbakan arada bir çıkıp "sizinle uğraşamam" diye ayar vermeli ki CHP'li vekiller kendilerine gelsin! Her konuşmasında birilerine diklenen, ağzından hakaret eksik olmayan bir başbakan karakteri tükürükler saçarak eleştirdikleri o tek parti döneminde var mıydı acaba? Tek parti döneminin demokrasi anlayışını sevmezler çünkü o dönemde ayarlı demokrasi yoktur. Ancak şifreli sınavı protesto eden gençleri "Biz de onların karşısına 5 bin, 10 bin genci koyarız." diye tehdit eden bir başbakan, ayarlı demokrasinin yönetici anlayışına uygundur. "Ananı da al git!" ayarlı demokrasinin temel felsefesidir. "Ayağa kalkmayan bedelini ödedi." gibi, "'Tayyip Erdoğan'ın 1 milyar doları var' diyen bugün içeride." gibi hatırlatmalar(!) ayarlı demokrasinin olmazsa olmazlarıdır! 

       İşte Türk Silahlı Kuvvetlerinin yüzlerce komutanının düzmece belgelerle hapse atılmasını demokrasi diye yutturmaya çalışanların kendine demokrat zihniyeti budur. Herhâlde "demokrasiye balans ayarı"ndan mağdur edebiyatı çıkararak ayakta kalanların ayarlı demokrasi taraftarlığı yapması de ikiyüzlülüklerinin örneğidir. Şakşakçılığını yaptıkları 2010 model "İleri demokrasi" illallah dedirtmişti, şimdi bir de "ayarlı"sı çıktı başımıza!

       Bedava dağıtılan gazetenin ayarlı demokrat yazarının sürekli sağı solu ayar vererek titretmesini istediği Tayyip Erdoğan'a karşı beslediği yalakalık duygularını da 17 Şubat tarihli "Steven Spielberg Erdoğan’ın filmini de çekmeli" başlıklı yazısında öğreniyoruz:


       "Eğer, ‘Devlete vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk’tür’ diyen anayasanın 66. maddesini kaldırabilir ve yeniden Türkiye’yi Türkiye yapan bütün farklılıkları içine alan bir Anayasa yapabiliyorsa...
(…)
Eğer, askeri vesayetten ve darbeler döneminden miras kalan ırkçı, faşist, kafatasçı ifadeleri sadece anayasadan değil küçücük zihinleri etkileyen okul kitaplarından dahi çıkartabiliyorsa...
(…)Başbakan kim ne söylerse söylesin bir kahramandır...
Ve tıpkı Nobel Barış Ödülü Komitesi Başkanı ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland’ın da dediği gibi ‘Kürt sorununu çözmüş olan Başbakan Erdoğan’ helalinden Nobel barış ödülünü de alır.
Hiç kusura bakmayın ama bir kahraman olarak filmi de çekilir.
Hatta 70 yıl kendisi yaşarsa yüzyıllar boyu adı yaşatılır ve ‘bu ülkenin kahraman olmuş kefenim üzerimde dolaşıyorum diyerek darbecilere meydan okuyan, muhtıralarına muhtırayla karşılık veren kahraman bir başbakanı vardı’ diyerek hikayesi nesilden nesile anlatılır.
Tıpkı 140 yıl önce ABD’nin 16. başkanı olan, köleliğe karşı olduğunu resmen açıklayıp önce fiili olarak sonrasında ise gerekli anayasal değişiklikle 'köleliği bitiren' Abraham Lincoln gibi...
(…)bana göre Türkiye’nin son 10 yıllık demokrasi sürecini anlatacak bir Erdoğan filmi mutlaka çekilmeli.
Türk yönetmenler darılmasınlar ancak bu filmin yönetmen koltuğuna mutlaka Steven Spielberg oturmalı ve hiçbir masraftan kaçınılmamalı."


       Ayarlı demokrat yazarın Steven Spielberg'e ısmarladığı film çekilir mi bilinmez; ancak Obama'ya, Sovyetler Birliği'ni yıkan Gorbaçov'a, ömrünü Kosova'yı Hıristiyanlaştırmaya adayan misyoner Teresa'ya, siyaset mühendisi "akil adam" Ahtisaari'ye verilen Nobel Barış Ödülü'nün bir gün Türkiye'yi parçalama projelerinin eş başkanının ellerine de verilmesine şaşırmayız. Tabi denildiği gibi 66. maddeyi, yani Türklüğümüzü silerse, silebilirse!

       Bu hazırladığımız metin, Star gazetesi yazarının ayarlı demokrasi ve  Steven Spielberg yazılarının "yalakalık sınırlarını zorlama" olarak hatırlanması için tarihe düşülen nottur...