11 Mayıs 2013 Cumartesi

Galatasaray'ın Yeni Yol Haritası


26 Mayıs 2012'deki yazımızda Galatasaray'ın 2011-2012 sezonundaki başarısının sahadaki nedenlerini, 2012-2013 sezonu için ne yapması gerektiğini, hangi bölgelere nasıl eklemeler lâzım olduğunu anlatmıştık. Sonunda da koşucu bir hucümcu (forvet) ve golcü bir kanat oyuncusunun transferi ile Melo'nun elde tutulması gerçekleşirse Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalin yakın olduğunu belirtmiştik.

Nitekim Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nde Burak'ın çok büyük payının olduğu grup maçlarından sonra ikinci tura yükseldi. Sneijder ve Drogba'yı da kadrosuna katarak Türkiye'de bitime iki hafta kala şampiyon oldu ve Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final başarısını tarihinde ikinci defa yakaladı.

Çeyrek finalde Real Madrid'e karşı İstanbul'da oynanan ikinci maçta uzun yıllar unutulmayacak bir mücadele gösterildi. Yarı final az farkla kaçtı. Spor Toto Süper Lig'de üçüncü hafta başlangıcından sezon sonuna kadar liderliği kimseye bırakmadı.




Yine kaleden başlayalım. Taraftarın bir başka sevdiği futbolcular olur. Bunlar hareketleriyle, karakterleriyle, özverileriyle, tipleriyle taraftarın gönlünde yer eder. Yalnızca "kaliteli" olduğu için sevilenlerden bahsetmiyorum. Şu anki oyuncularımızdan Elmander, Ujfalusi, Semih, Selçuk, Eboue'yi örnek gösterebilirim. Ve tabi Sabri Sarıoğlu... Muslera da bunlardan biri. Lise öğrencisi olsa sırıtmayacak yüzü, sürekli dişlek ağzıyla gülümseyişi, örneğin Sultanahmet Meydanı'nda kendisini gören bir vatandaşla içten bir şekilde iletişim kurması (http://www.youtube.com/watch?v=CaxCceD3cQE), sahadaki özverisi, genç yaşta adını dünyaya duyuracak kadar başarılı olması gibi pek çok nedenden dolayı taraftarda ayrı bir yeri var. Teknik konulardan bahsedecek olursak geçen yılki performansından biraz düşüş yaşadığını ancak hâlen dünyaca ünlü spor ve haber kuruluşları tarafından hazırlanan dünyanın en iyi kalecileri listelerine girdiğini söyleyebiliriz. Her ne kadar bu listeler kanımca çok güvenilir listeler olmayıp aralarında Victor Valdes'i ilk üçe sokanlar olsa da futbolla ilgilenen herkes Muslera'nın en iyi 10-15 kaleci arasında olduğunu söyler. Kısaca, kalemizde bir dev var! Ve gelen teklifler ne kadar büyük olursa olsun satılmamalı. Galatasaray taraftarı, kulübünü bir şirket olarak değil spor kulübü olarak görüyor. Yöneticiler kâr amacıyla değil sportif başarı amacıyla hareket etmeli.




Geçen sezon tepeden tırnağa yenilenmiş Galatasaray'ın savunmasında Ujfalusi-Semih ikilisi mükemmel bir uyum göstermişti. Bu sezon ise Ujfa'nın sakatlığı canları sıktı. Gaziantep'ten alınan Dany inişli çıkışlı performansıyla zaman zaman takımı kurtardı, zaman zaman da aşırı özgüveni olumsuz sonuçlara neden oldu. Lyon'dan alınan Cris'in tecrübesine güvenildi ancak 35 yaşındaki Brezilyalıdan beklenen başarı alınamayınca devre arasında gönderildi. Ujfa'nın yokluğunda savunmanın önderliğini üstlenen Semih aynı çizgide devam etti ancak yanında oynayan Dany ve Gökhan Zan Şampiyonlar Ligi düzeyi için eksik kaldı. İlk sezonda kaptanlığı üstlenip yeni kurulmuş bir takıma abilik yapan, 20 yaşındaki Semih Kaya'ya tecrübesiyle katkı sunan Ujfa'nın sözleşmesinin sona ereceği bu sezon şanssız bir sakatlık geçirerek yalnızca 2 hafta sahada kalabilmesi taraftarı çok üzdü. En son haberler Büyük Şef'in önümüzdeki sezon için kalmak istediği, ücreti tamamen yönetime bıraktığı yönünde. (Bunun gerçekleşmesini umuyoruz ve tersinin gerçekleşmesi durumunda katkılarını, kaptanlığını, kişiliğini unutmayacağımızı bildiriyoruz.) Eğer Ujfa'ya veda edilecekse gelecek sezon için Semih'in yanına uzun boylu bir savunma şart, Lescott ve Kolo Toure'nin isimleri konuşuluyor. Toure'nin bonservisi elinde olacak ama hava toplarındaki eksikliği giderme açısından daha uzun olan Lescott daha iyi olacak.

Sol bekte sorun yaşamaya devam eden Galatasaray, bu bölgede genellikle asıl bölgesi sol açık olan Riera'yı kullandı. İspanyol futbolcunun başarılı oyunu bir yere kadar idare etti, taraftardan da destek aldı ancak giderek yükselen hedefler karşısında sol bekin Riera'ya emanet edilmesi, hele de yüksek maaşı göz önüne alındığında anlamlı gözükmüyor. Örneğin Real Madrid'le oynanan ikinci maçta Ronaldo'nun attığı goldeki hatası pahalıya mâl oldu. Kaliteli bir sol bekin yapmayacağı bir adam paylaşımı hatası sonucu Khedira topu taşıdı ve gol geldi. Hakan Balta'nın da her yıl biraz azalan temposu, yükselen hedefleri karşılayacak gibi değil. Gönderilmesine kesin gözüyle bakılan Çağlar'ın yerine ikinci seçenek oyuncusu olabilir. Sağ tarafta ise güven veren Eboue'nin Afrika Kupası'nda olması nedeniyle görev alan Sabri verilen her fırsatta memnuniyet veren bir oyun ortaya koydu. "Reyiz" olası kadro değişikliklerinde yine gerekeni yapacaktır. Fakat sol beke takviye gerekli. Basına yansıyan Carlinhos, Sadran gibi oyuncuları tanımadığım için yeterli düzeyde olup olmadıklarını bilmiyorum ancak iddia edilen Clichy transferi gerçekleşirse bu bölgedeki eksiğin tamamlanacağını düşünüyorum.




Geçen yıl Galatasaray'ın gollerinin önemli bir bölümü orta saha oyuncularından, özellikle Melo ve Selçuk'tan gelmişti. İki önlibero hem ileride hem geride müthiş bir başarı göstermişti. Kanatlarda ise Engin Baytar ve Emre Çolak'ın başarılı oyunu şampiyonluğu getiren önemli etkenlerdendi. Yaz döneminde bin bir zorluktan sonra Juventus'tan yeniden kiralanabilen Melo geçen sezonki muhteşem performansından çok uzakta kaldı. Takıma geç katılmasının bunda etkisi büyük oldu. Savunmanın sigortasındaki bu durum Selçuk'un performansını da etkiledi. Engin'in Süper Kupa maçındaki kırmızı kartından sonra 11 maç ceza alıp toparlayamaması ve büyük paralar harcanan Amrabat'ın yeteri kadar katkı sağlayamamasıyla da birlikte orta sahanın akınlara olan katkısı geçen yıla göre çok azaldı. Özellikle ilk yarının sonlarına doğru üst üste puan kayıpları yaşandı. Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk üç maçta yalnızca 1 puan alınabildi. Gerçek oyununu başlarda sergileyemeyen Hamit'in çizgisini yükseltmesi, uzun süreli sakatlıktan çıkan Yekta'nın süre verildiği zaman başarılı bir görüntü çizmesi, Melo'nun son maçlara doğru vites yükseltmesi ve Sneijder gibi bir yıldızın takıma katılmasıyla birlikte orta sahadaki oyun kalitesi yükseldi. (Yine de 2011-2012'deki o muhteşem baskı ve enerjiyi aramadım desem yalan olur!)

Melo sorunu orta sahanın en önemli konusu. Formunun zirvesinde olduğunda nasıl oynadığını gördük. Eğer yeni sezonda takımda olmayacaksa savunma yönü güçlü bir önlibero alınmalı. Alper Potuk transferi şu sıralar gündemi meşgul ediyor, ancak Alper'in Melo kadar iyi bir savunmacı oladığı açık. Elbette kaliteli bir oyuncu ve genç, öyle olmasa Meireles, M. Topal, Cristian, Salih, Emre gibi futbolcuları olmasına rağmen Fenerbahçe de Alper'i kadrosuna katmak istemezdi. Ancak 10 milyon avro gibi sayılar konuşuluyor! Ayrıca söz gelimi Yaya Toure, Ernst karakterinde birisi gerekli. Aslında şu bir gerçek ki, hem savunma yönü güçlü hem top sürme ve atağa çıkma özellikleri iyi hem de boyu kısa olmayan bir önlibero bulmak çok zor. Elimizde böyle özelliklere sahip olan Melo var ama onunla ilgili de mâliyeti konusunda, form grafiği konusunda çekinceler var ve yabancı sınırlamasının 10 futbolcu olması da her yabancı oyuncunun durumu içim önemli bir etken.

Diğer oyunculardan kısaca bahsetmek gerekirse;
Bir, Amrabat'a yapılan yatırım oldukça pahalıydı. Sol çizgide sürekli "debelenen" bir kanat oyuncusu izlenimi veren Amrabat'ın gelişmesi şart.
İki, Emre Çolak'ın oyuna girebileceği pek çok maçta tercih edilmemesinin nedenini bilmiyorum, ama Alper Potuk'a karşı takasta kullanılması büyük hata olur.
Üç, önlibero oynayabilen Culio ve Ceyhun Gülselam kiralık olarak oynadıkları takımlardan dönüyor. Yabancı sınırı konusunda oldukça zorlanılan bir dönemde Culio'nun elde tutulması olanaklı değil. Ancak Ceyhun'un zaman zaman önliberoda kullanılabileceğini ve stoper olarak da diğer oyuncuların kart-sakatlık dönemlerinde idare edebileceğini düşünüyorum.
Dört, Kâzım Kâzım ve doğru düzgün izleyemeden kiralanan Yiğit Gökoğlan da dönüyor. Hamit, Sneijder, Amrabat, Emre, Aydın, Engin gibi kanat oyuncularımız var. Kâzım ve Yiğit de bu listeye eklendiğinde aşırı bir şişkinlik olacak. Kâzım'ın takımda tutulacağını hiç zannetmiyorum. Onun dışında Fatih Hoca'nın Engin Baytar, Aydın Yılmaz ve Yiğit Gökoğlan'dan en az birinin biletini keseceğini düşünüyorum. Engin ve Aydın'ın sözleşmeleri 30 Haziran'da bitiyor. Aydın'ın ısrarla kalmasını umuyorum. "Yeniden doğuş" sezonu 2011-2012'yi hatırladıkça Engin'in kalmasını istiyorum ama bu sezon ne yaptığı ve gidişatı ortada. Türkiye'nin en teknik kanat oyuncularından biri, daha fazla oynamak istemesi doğal. A2'de oynatıldı bu adam, ligde GS ve FB dışında her takımda kafadan ilk on bire girecek bir oyuncudan bahsediyoruz... Kendi büyük hatası yüzünden bu duruma geldi ancak yine de döndükten sonra yeteri kadar fırsat verilmedi. Artık muhtemelen Bursa, Trabzon, Kayseri ayarında Anadolu takımlarının yüksek sıralarda olanlarından birine gitmek isteyecektir. Çıkan haberlerde Beşiktaş'ın ilgilendiği de söyleniyor.




Gelelim hücum hattına...

Nerede Elmander, Baros, Necati, Sercan dörtlüsü, nerede Drogba, Burak, Elmander, Umut dörtlüsü...

Galatasaray'ın gol yükü önlibero bölgesinden forvete doğru kaydı bu sezon. Ben de dâhil pek çok kişinin aklında soru işaretleri bulunduran Umut Bulut gol makinesi çıktı. Geçen yıl saldıran, bastıran, koşan Elmander bu sezon gerek sakatlıkla boğuşup gerek yedekte kalınca onun bu görevini üstlenen Umut oldu. Özellikle süper kupada Fener'e 2 gol ve ilk 10 lig maçında 9 gol atarak başlaması mükemmeldi. Kulübün sözleşmedeki satın alma seçeneğini kullanarak Tolouse'a 3 milyon avroyu vereceğinden kuşkumuz yok.




Burak'ı anlatmayı gerekli görmüyorum. Kalitesinden dünya haberdar. Yaptıkları, bu sezon Galatasaray'a kattıkları ortada. Ancak şöyle bir gelişmeden bahsedebilirim, Trabzonspor'da iken attığı goller arasında kafa vuruşu çok azdı ve Avrupa maçları ile üç büyüklerle oynanan maçlarda normal çizgisine göre yeteri kadar etkili olamıyordu. Fakat bu durumu bu sezon değiştirdi.

Geçen sezon Ligde üç büyükler dışındaki takımlarla oynanan 24 maçta 29 kez (maç başı 1,2) topu ağlarla buluşturan Burak, GS, FB ve BJK maçlarında ise 10'da 4 (maç başı 0,4) yapabilmiş, 9 Avrupa maçında da 1 (maç başı 0,1) gol atabilmişti.
Bu sezonsa -32. haftaya kadar olan bilgilere göre- FB ve BJK dışındaki takımlarla 25 karşılaşmada 22 (maç başı 0,84) gol yapmış, FB ve BJK ile olan 3 maçta 1 (maç başı 0,3) gol, Avrupa'da ise 9 maçta 8 (maç başı 0,8) gole ulaşarak tutarlı bir çizgiye geldi.

Ayrıca geçen sezon daha fazla gol atmış olmasına rağmen 2 kafa golü bulmuş, bu sezon bu sayıyı 7'ye çıkarmıştır.

Drogba 1,5 yıllık sözleme gereği önümüzdeki sezon sonunda takımdan ayrılacak. Daha ilk yarım sezondan Galatasaray'ın tarihi bir başarısının altına imza atanlar arasına girdi. Gelecek sezon da benzer sonuçlarla Galatasaray taraftarını gururlandıracaklarından eminiz. Drogba konusunda yaşadığım çelişkileri anlatmam olanaklı değil. Chelsea'deyken en nefret ettiğim futbolcuydu. Tipi, hareketleri, özellikle de Şampiyonlar Ligi yarı finalinde 60 dakika defansta oynaması, kupayı alırkenki hareketleri kendisinden iğrenmeme neden olmuştu. Gel gör ki bugünkü sahiplenişim, sevgim de pek uzak olmayan o günlerdeki nefretimden daha şiddetli...
Hayat...

Burak'ın takımın birinci golcüsü durumuna gelmesi, son 10 yılın en iyi hücumcularından Drogba'nın transferi ve Umut'un gelişiyle geçen sezonun santrforu Elmander oldukça arka planda kaldı. Çoğunlukla yedekteydi. Sezon sonu gönderilmesi konuşuluyor. Fakat ilerleyen yaşına rağmen Elmander'in çok iyi ve çok tecrübeli bir yedek olduğu gözden kaçmamalı. Belki Elmander konusuna biraz duygusal yaklaşıyorum ve yabancı sınırlamasının göz ardı edilemeyecek bir konu olduğunu biliyorum ancak mantık olarak da Elmander'in gönderilmesi bana çok yanlış geliyor. Örneğin Burak ve Drogba çok önemli bir Şampiyonlar Ligi maçından yorgun döndüler ve Umut da sakat. Önümüzde de bir Türkiye Kupası maçı var. 2005'ten beri Çok kaliteli olmayan Anadolu takımlarından birine patlayarak elendiğimiz kupada kayıp yaşamamak için çıkacağımız bir maçta ileride Johan Elmander'in oynaması bizim lehimize mi olur aleyhimize mi? Yedek ve genç ağırlıklı oyunculardan oluşan kadrolarla çıktığımız Türkiye Kupası maçlarında tecrübeli bir hücumcu ile oynamak tehlikeli skorlarla karşı karşıya bulunduğumuzda işimizi kolaylaştırmayacak mı? Bu bakımdan Elmander'in kesinlikle kalmasını istiyorum.

Kiralık olarak verilen Sercan Yıldırım ve Mehmet Batdal da haziran ayında dönüyor. Mehmet Batdal'ın böylesine zengin bir kadroda şans bulması zor, yaşı da "genç"in çok ötesinde. Orta hâlli bir 2. Lig takımında başarılı olduktan sonra bu kez Süper Lig'de orta hâlli bir Anadolu kulübünde performansını arttırması kendisi için de daha ölçülü olacaktır. 27 yaşında hâlâ nadiren birkaç Türkiye Kupası maçında forma giymektense düzenli bir şekilde forma giymek kariyerinin devamı açısından daha yararlı. Sercan ise Sivas'taki kiralık döneminde pek başarılı bir tablo çizmedi. 2016'ya kadar Galatasaray'la sözleşmesi var ve başka bir takıma kiralanması da takımda kalıp tecrübeli oyuncularla kendini geliştirmesi de düşünülebilir. Fatih Hoca'nın takdiri ne olur bilmiyorum ama Sercan kalitesini 19-20'li yaşlarında herkese göstermişti...



Genel olarak toparladığımızda...

Galatasaray bu sezon en büyük sıkıntısını Melo'nun formsuzluğu nedeniyle yaşadı ve genel olarak takımı etkileyen bu durum yöneticilerin en çok üzerinde durması gereken mesele. Ardından stoper ve sol bek geliyor. Bu üç bölgedeki sorunların çözülmesi yabancı oyuncu sayısı dikkate alındığında oldukça zorlu geçecek. Bu bölgeler dışındaki bölgelerde oldukça zengin, kaliteli bir kadronun var olduğunu ve yeterli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Şu an kadroda bulunan yabancılar: Muslera, Dany, Ujfalusi (sözleşmesi haziranda bitiyor), Riera, Eboue, Sneijder, Melo (Juventus'tan kiralandı), Culio (Orduspor'da kiralık oynadı), Amrabat, Elmander ve Drogba. Bizim önerilerimize göre Riera ve Culio gönderilecek. Bu durumda yabancı sayısı 9'a düşüyor ve yalnız 1 yabancı transfer hakkı kalıyor. Ujfa ve Melo'nun kalması önlibero ve stoperde bir çözüm yolu. Sol beke de Şampiyonlar Ligi düzeyinde bir yabancı takviyesi gerçekleşirse 10 yabancı oyuncuya ulaşılıyor. Gönül ister ki yerli sol beklerimiz arasından üst düzeyde futbolcular yetişsin. Ancak maalesef İsmail Köybaşı ve biraz da Hasan Ali Kaldırım dışında uluslararası alanda güvenerek ilk on bire yerleştireceğimiz futbolcumuz yok.

Başkan Ünal Aysal, Galatasaray'ı Avrupa'nın en iyi 10 takımı arasına sokma vaadini gerekleştirdi. Şimdi sıra bu başarının istikrara dönüşüp Galatasaray'ın orada kalıcı hâle gelmesinde. Bahsettiğimiz önerilerin gerçekleştirilmesiyle ve Semih Kaya, Emre Çolak, Amrabat gibi oyuncuların kendilerini geliştirmeleriyle Galatasaray Avrupa'da başarıları kalıcı hâle getirecektir. Muslera, Eboue, Selçuk, Sneijder, Burak, Drogba gibi futbolcularımızın Avrupa çapındaki konumu da bellidir ve bu hedefe ulaşmada en güçlü silahlarımız olacaklardır. Galatasaray'ın giderek büyüyen hedeflerinden yenisi, Avrupa'da yeniden çeyrek final, armanın üstündeki yıldızlara dördüncüsünü eklemek ve Türkiye Kupası'nda 8 yıllık hasreti bitirmek olmalıdır. Bu hedef uzakta değildir.

Yazıyı Kadıköy'e şampiyon olarak konuk olacağımız derbiden bir gün önce (ayrıca Beşiktaş'ın İnönü Stadı'nda son maçını oynayacağı gün) yazıyorum. Normal ışıklar altında galip geleceğimizden eminim. Başarılar cimbom.


***




Milan Baros'a uzun bir parantez açmak gerekti... Kötü gün golcüsü, en ağır maçların adamı, tartışılmayacak bir "yıldız"... 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası'nın gol kralı, geçmişinde Liverpool, Lyon gibi takımlar olan bir futbolcu... Galatasaray'daki ilk sezonunda gol kralı oldu, sakatlıklar yüzünden yarım sezon olarak geçirdiği 2009-2010 ve 2010-2011 sezonlarında bile takımda en çok gol atan kişi oldu. 2011-2012'de ise 24. haftaya kadar yine sakatlıklarla boğuşmasına rağmen 18 maçta 7 gol, 9 asiste imza attı. 24. haftadaki Antalyaspor karşılaşmasında 57. dakikada oyuna girip 73'te küfür ettiği için oyundan atılınca bir daha performansını düzeltemedi ve bu kırılma noktasından sonra takımda yer bulamadı. O sezonun geri kalan bölümünde süper final dâhil 11 maçta ortalama 33 dakika oynadı, yalnızca 1 gol attı. Sahada tanınmayan bir adam dolaşıyordu adeta. Bu ligde 88 maçta 48 gol, 20 asist yapan Baros'a hiç benzemiyordu. 31 yaşında olmasına rağmen 35 yaşına gelip dibe vuran forvetler gibiydi. O transfer döneminde bir kulüp bulamadı. Bu sezon da sözleşmesinin sürdüğü 22 maçta da kadro dışıydı. Ve 26 Ağustos 2008'de başlayan hikâye 18 Şubat 2013'te son buldu. Kötü durumundan dolayı "böyle giderse takımdan gönderilecek" diye üzülüyorduk, Baros ve Galatasaray defterinin kapanmasıyla içimiz burkuldu. Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bunun da bir sonu olacaktı elbet. Gitmesini hızlarından etkenlerden biri de altyapısından yetiştiği kulüp olan Banik Ostrava'nın küme düşmesini engellemekti. Kalbimizdesin "Ostrava'nın Maradona'sı". Sözde adam enflasyonunun yaşandığı şu günlerde, adamsın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder