30 Nisan 2012 Pazartesi

Löw ve Vilanova



2006'da Jürgen Klinsmann'ın yardımcısı Joachim Löw Almanya millî takımının başına geldiğinde genel olarak görevi devraldığı Klinsmann'ın oyun anlayışını, futbol tarzını değiştirmedi. Klinsmann'ın taktiğindeki, oyuncu seçimindeki bazı noktaları değiştirerek bu oyun tarzını geliştirdi ve Almanya her turnuvada en az son dörde kalabilen bir takım hâline geldi.


Barcelona teknik direktörü Pep Guardiola sezon sonu görevinden istifa edeceğini açıkladı. Guardiola'dan boşalan koltuğa ise yardımcısı "Tito" lâkaplı Vilanova geçecek. Bakalım Vilanova da Löw gibi yapıp kendinden önceki teknik adamın oyun tarzına kendi hesaplarını ekleyecek ve elde ettiği başarılarla uzun yıllar Barcelona'nın başında kalacak mı?..

29 Nisan 2012 Pazar

Kemalizm, Komünizm, Faşizm, Nazizm

Atatürk hakkında en çok tartışılan konulardan biri de Atatürk'ün ideolojik kimliğidir. Atatürk sosyalist mi, Harp Akademisindeyken not defterine "Evvela sosyalist olmalı" yazması bunun bir kanıtı mı? Atatürk turancı mı, milliyetçi mi, muhafazakâr mı... Listeyi daha da uzatabiliriz çünkü Atatürk'ün fikirlerini kendi bakış açısına göre değiştirme huyuna sahip olanların sayısı çok fazla. Bir de Cumhuriyeti yıkmak isteyen sömürgeci uşaklarının "Faşist, diktatör" gibi iftiraları da eklenince akıllar iyice karışıyor.


Uzun uzadıya tartışma gerektiren bu konuda lafı fazla uzatmadan Kemalizm'in ilk kuramcısı, Türkiye Cumhuriyeti Hukuk tarihinde önemli bir yere sahip olan Mahmut Esat Bozkurt'un Kemalizmin nitelikleri ve diğer ideolojilerle ilgisini anlatan "Atatürk İhtilâli" adlı kitabından bir bölümü aktarıyorum. (Bu kitap aynı zamanda "Kemalizm diye bir ideoloji yoktur" diyen "aydın"lara güzel bir ders niteliğinde.)





YENİ REJİMLER İÇİNDE KISA BİR MUKAYESE

Türk, Rus, Alman, İtalyan rejimleri içinde kısa bir mukayese, faydalı olacaktır.
Türk İhtilâli'nin neticesi olan rejimin mahiyeti nedir?
Bu rejim nasıl ifade olunabilir.
Komünist miyiz?
Millî sosyalist miyiz?
Faşist miyiz?
Yoksa, klâsik demokrat mıyız?
Türk İhtilâli'nin verisi olan, yeni rejim, bunların hiçbirisi değildir. Bunların
hiçbirisiyle ifade olunamaz.

Kemalizm
Türk İhtilâli'nin verisi, sembolik altı ok içindedir ki, buna Kemalizm diyoruz
ve diyorlar.
1. Milliyetçilik.
2. Cumhuriyetçilik.
3. Lâiklik.
4. Halkçılık.
5. Devletçilik.
6. İnkılâpçılık.
Bu prensipler yeni rejimin anlamını verirler.

Komünizmin esasları
Komünizmi şu esaslar içinde toplayabiliriz:
1. Değer. (Kıymet=Valcur)
2. Değer artığı. (Fazla kıymet=La plus value).
3. Merkezleşme kanunu. (Temerküz kanunu=loi de concentration).
4. Tarihî maddecilik=Materialisme historique.
5. Serbest rekabet=Concurenco libre.
6. Sınıf kavgaları=Lutte des claces.

Millî sosyalistlik
Millî sosyalistlik = Nasyonal sosyalizm.
Bugünkü Alman rejiminin ifadesi olan bu meslek hakkında daha evvelki
sayfalarımızda açıklama yapıldı. Oraya müracaat.
Faşizmin ekonomik bakımdan korporasyon devletidir.. Programı ve izahatını diğer
sayfalarımızda vermiştik.

Kemalizm ve komünizm arasında ayrılık
Kemalizm komünizmden, şu bakımlardan ayrılır.
1. Kemalizm rejimi milliyetçidir.
Bunun anlamı kısaca şudur:
Her şey ve her şey önce Türk milleti içindir. İslâmlık, insanlık bundan sonra
gelir.
Komünizmde, teori olarak, Rus yoktur: Uluslar arasıdır.
Eski üç mısra ile bu iki rejimi birbirinden ayırt edebiliriz:

Komünizm:
''Vatanım ruyu zemin, milletim nevi beşer'' diyor.

Türk İhtilâli ise:
''Ben bir Türküm, dinim, cinsim uludur.
''Sinem, özüm ateş ile doludur'' diyor (Mehmet Emin Yurdakul).

2. Komünizm, bütün insanlığı bir rejim içine almak, komünist Federasyon halinde
yaşatmak davasını güder, emperyalizmin şekli değiştirilmiştir.
Türk İhtilâli; her millete bağımsızlık hakkını tanır.. Her millet kendi kaderini
istediği gibi tayine yetkilidir, prensibini benimsemiş, ne şekilde olursa olsun
emperyalizmi reddetmiştir.

3. Komünizm, proleter diktatörlüğüne dayanır. Türk rejimi, ne şekilde olursa
olsun diktatörülüğü reddeder.

4. Komünizm, ferde mülkiyet hakkını ve ekonomik alanda teşebbüs salâhiyetini
tanımaz. Fert yoktur, kanun vardır, der.
Türk rejimi, devletçiliği, devlet sosyalistliğini kabul etmekle beraber, ferde
mülkiyet hakkını ve ekonomik alanda iş görme yetkisi tanır.
Fert de var, toplum da.
Kemalizm ile komünizmin anlaştığı nokta devlet şeklidir ki, cumhuriyettir.

Kemalizm ve millî sosyalizmin ayrıldıkları - birleştikleri noktalar.
Millî sosyalzim (Alman rejimi).
1. Ekonomik bakımdan bu rejimle Türk rejimi arasında esasta fark yok gibidir.
Her ikisi de devlet sosyalistliğine dayanır. Mülkiyet hakkını ve ferdi tanırlar.

2. Türk ve Alman rejimleri her ikiside milliyetçi olmakla beraber, aralarında
küçücük bir fark vardır.
Alman rejimi, milliyetçilikte Raciste, yani ırkçıdır.
Türk rejimi ise, ırkçı değildir. Daha çok kana değil, kültüre ve dile önem
verir.
Bununla beraber, Atatürk büyük nutkunda ''Kanını taşıyandan başkasına inanma''
demiştir. Fakat bu tavsiye uygulamada, kültür, dil birliği halinde ortaya
çıkmıştır.

3. Türk rejimi, Alman rejiminden prensip itibarıyla şu bakımdan da ayrılır: Millî sosyalizm, emperyalisttir. Türk rejimi bunu kabul etmek şöyle dursun,
esasından reddeder ve bu gibi temayülleri suç sayar.

4. Millî sosyalizm, Hitler diktatoryasıdır. Türk rejimi ferdî diktatörlüğü de
kabul etmez, ulus egemenliğine dayanır.

Kemalizmv e Faşizmin ayrıldıkları noktalar
Faşizm (İtalyan rejimi)
Bu devlet sistemi;
1. Diktatörlüktür. Türk rejimiyle bunda uyuşmaz.

2. Korporasyonlar devletidir. Kuvvetini buradan alır. Milleti bu kurumlar
temsiller eder. Türk rejiminde Millet kendi kendini temsil eder.

3. Emperyalisttir. Bu emel Türk rejiminde menfurdur.
Her bakımdan bu rejimle bizimki arasında benzerlik yoktur. Geri bir rejimdir.
Orta çağlar rejimidir.

4. Faşizm, hükümdarlığı kabul eder. Kemalizm, cumhuriyetçidir.

Komünizmin aksak tarafları
Bu rejimlerden hangisi isabetlidir?
Komünizmin asıl aksayan yanı, çok aşırı olmasındadır! O kadar aşırı ki, yeryüzü
ile anlaşamıyor! Tıpkı İsa peygamberin meşhur prensibi gibi:
''Sana bir tokat vurana yüzünün öbür tarafını çevir!''
Şüphe yok ki, bu esası herkes benimseseydi, yahut benimseyebilseydi, yeryüzünde
insanoğlu mutlak bir barışa kavuşurdu.
Moral ve maddî yönlerden, komünizm, insanoğluna mutlak bir eşitlik vaat
etmektedir. Bu tahakkuk edebilseydi, yahut daha doğrusu, insanoğlunun
cibilliyeti buna elverişli olsaydı, sefalet denilen nesne, ortadan kalkar, insanın insan tarafından sömürülmesi, boğazlanması sona ererdi.
Nasıl ki, İsa çarmıha gerildi ve son nefesini orada bitirerek öğütlerinin
kurbanı oldu ise, bunun gibi, gerçekleşmesi kabil olmayan komünizm de, ya
medeniyetin ilerleyişini kurutacak, yahut da insanlığı yangınlar, yağmalar
içinde iflâs ettirecektir.

26 Nisan 2012 Perşembe

Mağlubiyetin Öğrettikleri



Chelsea dün gece oynanan maçta Final vizesini Camp Nou'da Barcelona'ya önce verdi sonra aldı. Londra'da 1-0 Chelsea'nin üstünlüğüyle biten Yarı Finalin rovanşında 2-2'lik beraberlik Maviler'i Finale taşıdı.


Maçı izleyen hemen herkes, eğer içinde birazcık tarafsızlık ve spor kültürü varsa, Chelsea'nın sahada yaptıklarının futbol olmadığını, sahadaki tüm oyuncularını savunmaya çekerek yalnızca kaleyi koruduğunu açıkça ifade eder. Apaçık gözler önünde olan gerçek bu. Drogba sol bekte Alves'i tutuyordu. Sağ bekte ise Lampard vardı. Chelsea'li oyuncular topu kazandıkları zaman atak yapmak yerine topu ileriye sallıyorlardı. Tam anlamıyla bir "çirkeflik" söz konusuydu. Ramires'in ilk yarının sonunda attığı golden sonra Chelsea bir kez hücum yaptı, o da 90+2'de Torres'in bomboş Barcelona yarı sahasını geçip attığı golle sonuçlandı. Barcelona hak ettiği bir maçı kaybetti. Daha doğrusu, Chelsea hak etmediği bir turu geçti. Messi'nin penaltıdan direğe tosladığı topu ağlarla kavuşsa ve Barcelona durumu 3-1 yaparak tur avantajını eline alsa 45 dakika ceza sahasından çıkmayan Chelsea belki de tüm hatlarıyla hücum yapıyor olacaktı. Gerçekten ilginç...


Her ne kadar haksız bir şekilde olsa da, bu mağlubiyet Barcelona'ya ders olmalı. Daha doğrusu Teknik Direktör Guardiola'ya... Barcelona'nın bu sezon çok sık yaptığı, yapmakta ısrar ettiği birtakım hatalar ve taktik anlamdaki bazı abartılar var. Bunların başında forvetsiz sahaya çıkma geliyor. Her ne kadar David Villa'nın uzun süredir sakat olması bu konuda Guardiola'nın işini zorlaştırsa da Barcelona sezon boyunca pek çok maça forvetsiz çıktı! (Bizde orta sahada oynayan gölcü oyuncuyu "forvet" yapma gibi kötü bir alışkanlık var. Halbuki Messi bir sağ açık.) Guardiola'nın sezon başında kurduğu takımda asıl bölgesi forvet olan sadece 3 oyuncu vardı. Villa sakatlanınca geriye Alexis ve Pedro kaldı, Pedro'nun 4-3-3 ileri üçlüsünün uç bölgesinde  oynayamayacağı açık. Tek çare Alexis oluyor, o da yeni olmasında rağmen takıma çok önemli katkı sağlıyordu. Fakat önce Alexis Sanchez'in sakatlık geçirdiği dönemlerde, daha sonra ve daha sıklıkla da La Liga'nın ikinci yarısından bu yana İspanyol ekibinin patronu Guardiola, 4-3-3 sistemini asıl mevkisi forvet olmayan oyuncularla kurmaya başladı. Bu taktik ara ara tökezledi, La Liga'nın "Anadolu takımları"na verilen puanlar nedeniyle Real Madrid'in gerisine düşüldü ama Guardiola bu oyun düzeninin en büyük çöküşünü Real Madrid maçında yaşadı. Madrid karşısına yine forvetsiz çıkan Barça kendi evinde rakibine mağlup oldu. Barcelona'nın tek golünü atan Alexis ilk on birde yer alsaydı sonuç daha farklı olabilirdi.


Son yıllarda Eto'o, Ibrahimoviç, Henry gibi forvetlere sahip olan Barça'da bu oyunculardan sonra gelen Villa sakatlanınca forvet açığının olması, yani kadronun dar olması da Guardiola'anın başka bir hatası değil mi?


Barcelona'nın Chelsea mağlubiyetinden çıkaracağı ikinci ders şudur: 200 pas yapana hediye olarak 1 gol vermiyorlar! Barcelona bu oyun tarzı ile son 3 sezonda 3 La Liga, 2 de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı. Bu sene yarı finalde elendi diye Guardiola'nın kurduğu düzeni yerden yere vurmak haksızlık olur elbette. Ancak Guardiola'nın takımı inanılmaz pas trafiğiyle rakipleri boğan bir anlayışa sahip olma, bu anlayışı mükemmel bir şekilde uygulamaya dökme özelliğine sahip olsa da 3 senelik ezici üstünlük Guardiola'nın bu anlayışında abartılar meydana getirdi. Futbol denen şeyin gol atılarak kazanıldığı, gol atmak için de şut çekmek gerektiği unutuldu sanki. Barcelona o kadar mükemmel pas yapan bir takım oldu ki, bu mükemmellik bir noktadan sonra takıma olumsuz etki de etmeye başladı. Son yıllarda Barcelona'nın serbest vuruşlar hariç ceza sahası dışından ya da 25-30 metre gibi uzaklardan attığı kaç golünü gördünüz? Ben sadece bir iki tane hatırlıyorum. Çünkü Barcelona inanılmaz pas yeteneği ile ceza sahasında bile verkaç yaparak gole gidiyor. Uzaktan şut çekip golü denemek yerine sürekli pas yapıp, insanoğlunun yeteneklerini zorlayan ara paslarla ceza sahasında topla buluşmayı seçtiler. Dediğim gibi, takım özellikle bu dönem forvetsiz oynadığı için zaten şut sayısı da doğal olarak gereğinden az oluyor.


Barcelona'nın yaptığı bir hata da aslında sadece Barça'ya özgü olmayan bir mesele: Şampiyonlar Ligi  Finalinde, Real Madrid ile ligin kader maçında Tello, Cuenca gibi çok genç ve deneyimsiz oyunculara gücenmek. La Liga'nın nispeten güçsüz takımlarına karşı bu iki oyuncu ve Montoya, Dos Santos gibi oyuncuların denenmesi çok doğal, zaten sezon boyunca katkı da sağladı ama koskoca El Clasico'da Barcelona'nın sol kanada koyduğu adam, Arbeloa'nın içinden geçmeye çalışmaktan başka bir şeyler yapmalı...


Barcelona hâlâ dünyanın en iyi takımı. Takımın alt yapısından yetişen Messi henüz 24 yaşında tüm zamanların en iyi oyuncularından birisi ve şu an dünyanın en iyi futbolcusu. Kadrosundaki 26 futbolcudan 12'si alt yapıdan yetişmiş. Son 3 yıldaki müzesine baktığımızda 3 La Liga, 2 Şampiyonlar Ligi Kupası, 1 İspanya Kral Kupası, 3 İspanya Süper Kupası, 2 UEFA Süper Kupa, 2 Dünya Kulüpler Kupası görüyoruz. Ancak Guardiola bu zaferlerin getirdiği rehavet ya da uzun süre duvara toslamamanın oluşturduğu tecrübe eksikliği nedeniyle taktik olarak bazı konularda abartı ve hatalar yaptı.


Pep Guardiola'nın yeni sezonda yine "uzay takımı" sıfatına layık başarılar elde etmesi için forvet bölgesini güçlendirmesi ve oyun anlayışında pasın kapladığı alanı biraz daraltıp 

23 Nisan 2012 Pazartesi

23 Nisan

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. 23 Nisan 1920'de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kahramanlarını saygıyla ve şükranla anıyorum.




Kutlu Doğum Haftası ile ilgili bazı soruları sormuş, şüphemizi, daha doğrusu zaten var olan bazı şüpheleri dile getirmiştik. Birilerinin 23 Nisan ile Hz. Muhammed'in doğumunu çarpıştırdığını, var olan Mevlid Kandili yerine 23 Nisan'a yakın tarihlere denk gelen böyle bir hafta uydurularak Cumhuriyet düşmanlığının bir gelenek haline getirildiğini, 23 Nisan'ın gölgelenmeye çalışıldığını söylemiştik. En azından söylemesek de hassas bir konu olduğu için sorular sorma yoluna gitmiştik.


Bugün 23 Nisan ve 23 Nisan'ı kutlamayan N'akit şeysi* sürmanşetten kocaman Kutlu Doğum Haftası haberi yayınlıyor.


Bize paranoyak, komplocu diyenler olacak elbet. Olacak kör zevzekler...


*Halil Nebiler Taraf, Zaman, Akit gibi "gazete"ler için kullanır bu sözü.

17 Nisan 2012 Salı

Sözdekemalistler.net Vak'ası





Bazı kişilerin, birilerine haksız eleştiriler yöneltmesine, iftiralar atmasına, onların hakkında kara yaymaca yapmasına bir yere kadar katlanılabilir. Ancak o kişiler iftirada sınır tanımadıkça, utanmazlıklarını iyice kanıtlamaya çalıştıkça bir yere kadar dayanır, susamazsınız!


Vatan sevgisi ile partizanlık arasındaki çizgi hiç de ince değil aslında. Vatanı sevmek ile bir partinin kölesi olmak apayrı şeyler. Vatanına vermesi gereken kayıtsız şartsız bağlılığı partisine, liderine gösterenlere; adeta bir tarikat mantığıyla hareket edenlere "mürit" dememizin nedeni bu. Onların yegâne derdi vatan, millet, kurtuluş, Atatürk filan değildir. Onlar parti politikaları gereği, "müritlik" gereği dönemsel olarak kıyafet değiştirirler. Bugün Kemalist, ulusalcı gözükmelerine aldanmamalı. Çünkü yarın bambaşka bir çizgide görebiliriz onları. Ya da dünlerini araştırırsak belki ağzımızı açık bırakacaklardır.


"İP'li olmayanın Atatürkçülüğü -hadi sahtedir demeyelim ama- sorgulanır" diyen mürit zihniyeti, İP'e söz söyleyen her "muhalif"i zihinlerde asıp kesmeye, yargılamaya, ajan ilân etmeye devam ediyor. Nasıl bir alaycılık değil mi? Hem "Bilimsel sosyalistim" diyeceksiniz, hem de sorgulayanı, hesap soranı, düşüneni düşman ilân edeceksiniz!


İP'in kirli geçmişini sorgulayanları Fetullahçı, gizli AKP'li, CIA'cı diye aşağılama işlevindeki sitelerden biri olan "Kemalistler.net"i yönetenler bir yazı yayınlayıp, sadece adını ve bir tek "kasketli" resmini bildikleri bir yazar hakkında inanılmaz uydurmalarda bulunmuştu. Sırça köşklerde yaşadığını vs. yazıp yazarın soyadıyla dalga geçme düşüklüğünde de bulunmuştu. Bunun nedeni o kişinin İP gerçeğini, geçmişini, bugünkü işlevini sorgulamasıydı.


Aynın site yine kara çalmalara devam etmiş. "Güncelmeydancılar'dan iktidara itaat et çağrısı" başlıklı yazı insanoğlunun ne kadar alçalabileceği sorusuna yanıt verir nitelikte. Yazı kısaca, "Siz ülkenin parçalanmaya çalışıldığını söylüyorsunuz ama kimin bölmeye çalıştığını söylemiyorsunuz, iktidarın gizli destekçisisiniz" diyor. Neymiş efendim? Güncel Meydan'ın işi gücü muhalefet partilerini eleştirmek ve dolaylı yoldan AKP'ye çalışmakmış. Böyle dediklerine göre Güncel Meydan'da AKP aleyhine hiçbir yazı bulunmamalı ya da göstermelik bir iki tane ucundan hafifçe dokunan sözde muhalif metinler bulunmalı. Ama aklı, beyni, mantığı olan her insan siteye girip yayınlananlara baktığında tüm yaygın medyanın yüzde 99,9'unda yer almayan AKP ihanetlerinden bahsedildiğini, AKP-ABD-PKK ittifakının plânlarını açık eden pek çok yayının bu siteden yayılıp genel ağ kullanıcıları ile buluştuğunu görür!


Fakat sözdekemalistler.net'e göre bu site "AKP'ye itaat et" fikrini veriyormuş! Hem "PKK vuruyor, AKP susuyor! AÇILIM sürüyor... BARZANİ abi!.." demek hem de AKP'ye çalışmak nasıl bir iş, nasıl bir "ajanlık", sözdekemalistler.net'in profesyonel ajan tanıyıcı müritleri bu konuya bir açıklık getirmeli diye düşünüyorum.


On yıllardır ne çektiysek çeşitli cenahlardaki bu "mürit"lik huyundan çektik. Partiler, siyasetçiler için ölen fanatikler yüzünden bu kadar çaresizleştik. "AKP'yi o koltuğa hazırlayan adam halefini de hazırlamıştır, bu kadar güvenme adamına" diye defalarca uyarmamıza rağmen insanlar yine partilerinin esiri oldular. Kime ait olduğunu hatırlayamadığım "Kuklacıların taktiklerinden biri de sürekli kukla değiştirmektir" sözü her şeyin özeti. Ama ABD, AB, Soros operasyonlarıyla -eğer oradaysa- millî çizgiden uzaklaştırılan partileri, takım tutar gibi desteklediklerinden dolayı gözleri gerçeği görmedi! (Ve sonuç olarak kabahatli olan hep halk oldu!)


Ama madem muhalif partileri eleştirmek iktidar yalakalığı oluyor, o zaman sormak gerek bu sözdekemalistler.net'i yönetenlere: YCHP ve Kılıçdaroğlu'nu defalarca eleştiren, Batıyla giderek yakınlaşmasına tepki gösteren Ulusal Kanal da bu durumda "iktidara itaat et" çağrısı mı yapmaktadır?


YCHP'nin eleştirilmesine bir tepkim yok. Bu çok haklı bir tavır. Ancak benim değil, sözdekemalistler.net'in cümleleriyle soruyorum: "Milletimiz kime karşı hazır olacaktır? İktidarda olmayan Kılıçdaroğlu'na karşı mı?"


Yazı çok kısa olmasına karşın o kadar çok yalan içeriyor ki, bu kadar az cümle ile bu kadar çok saptırma ve iftira gerçekten büyük başarı!


İftiranın, çarpıtmanın, yalan/yanlış yorumlamanın bir bölümünde Atatürk de var ki, cidden ibret verici. 12 Eylül yönetimi "Parti düşmanlığı"nı yaymış, insanların partilerde örgütlenmesini engellemiş, Güncel Meydan da "Partiler üstü örgütlenme çağrısı" ile bu düşünceyi destekliyormuş. Ancak Atatürk ve millî mücâdelenin önde gelenleri hep partili olmuşlar, partiden hiç ayrılmamışlar!..

Yalanın kuyruklusu işte burada!

Atatürk Kurtuluş Savaşı'nın hiçbir döneminde partili olmamıştır! Hiçbir partiye bağlı olarak çalışmamıştır! Çünkü o, her kesimden insanlarla Türk milletinin topyekûn bir mücâdeleye girerek bağımsızlığına kavuşmasını hedeflemiştir.

Sivas Kongresi yemininde şu sözler yer alır:
“... Her türlü ihtirâsât-ı şahsiye ve siyasiyeden ve fırkacılık amalinden münezzeh bir azm-ü-iyman ile çalışacağıma, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ihyâsına çalışmayacağıma namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billah”

Kaldı ki, Mustafa Kemâl'in İttihat ve Terakki'nin bir numarası olan Enver Paşa ile arası hiç iyi değildir. Enver Paşa'nın millî mücadeleye önderlik etme arzusu vardır. Atatürk İttihatçıların Osmanlı Devleti'ni savaşa sürüklemesinden dolayı İttihat ve Terakki'ye tepkilidir.

Ama sözdekemalistler.net'i yöneten İP müritleri bu konuyu da tıpkı Doğu Perinçek gibi saptırmışlardır. Gerçek bu kadar ortada olmasına karşın onlar mürit oldukları için gerçeği değil, Perinçek'i esas alırlar!

Bu kadar çok iftira, yalan, kara çalma, bu yazıyı yazmaya beni mecbur kıldı. Gemi azıya alan İP müritleri ciddiye alınmak istiyorlarsa akıllarını başlarına almalılar. Önce "müritlik"ten kurtulup özgür düşünmenin olgunluğuna erişmeliler. Yoksa vatan sevmek ile particilik arasındaki o kalın çizginin öbür tarafında kalmaya devam edecekler!

16 Nisan 2012 Pazartesi

Kutlu Doğum Haftası İle İlgili Sorular

Kutlu Doğum Haftası neden Türkiye'den başka memlekette kutlanmaz?
Bizim zaten Mevlid Kandilimiz yok mu? Neden aynı anlamı olan, aynı kişinin doğumunu kutlayan iki ayrı gün/hafta var?
Kutlu Doğum Haftası'nı 1989'da neden icat ettiler? 1989'dan önce 20 Nisan'ı kutlamayanlar günaha mı giriyordu?
Kutlu Doğum Haftası'nın 23 Nisan'ı kapsaması ya da 23 Nisan'dan bir hafta önce olması tesadüf mü? 1989'da icat edilen bu haftanın amacı 23 Nisan'ı gölgelemek mi?
Fetullah Gülen'in 27 Nisan'da doğmasının Kutlu Doğum Haftası'nın icadı ile bir ilgisi var mı?

Aynı anlamı taşıyan Mevlid Kandili çok sessiz, habersiz bir şekilde gelip geçerken Kutlu Doğum Haftası'nda etkinlikler, paneller düzenleniyor. Devlet büyükleri bir araya geliyor. Okullarda şiir-kopmozisyon yarışmaları düzenleniyor.

Mevlid Kandili'yle Kutlu Doğum Haftası arasındaki bu fark, aslında 23 Nisan'a alternatif oluşturulduğu iddiasını oldukça kuvvetlendiriyor.

13 Nisan 2012 Cuma

Şerefsiz

Gel de konuşma muhterem. Gel de şu blogu güncel siyasi haber sitesine döndürme...

Önce Bülent Arınç'ı dinleyelim.


Şimdi de şu habere bir göz atalım.
 (Hakan Fidan) Benim sır küpüm. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sır küpü. Türkiye’nin geleceğine sır küpü. Uluslararası alanda bu görevi yapanlar ajan olarak nitelendirilir. Operasyon yapacakları zaman görevlendirmeyle devlet adına giderler. ABD, Rusya, Çin ve Batı ülkelerinin hepsinde var. İmralı’ya da gönderen benim, Oslo’ya da gönderen benim.
Ben Tayyip Erdoğan'a "ahlâksız, namussuz" desem hakkımda dava açılır, herkes ayıplar beni. Cüneyt Özdemir'le Ahmet Hakan ne kadar faşist olduğumu filan söyler.


Bülent Arınç söylüyor, e ne olacak şimdi?


Tayyip böyle böyle dedim dedim inanmadınız bak n'oldu şimdi?