18 Mart 2012 Pazar

Çanakkale'den Mektup Var

- Hırsızlık kötü bir şeydir değil mi Olric?
- Efendim efendimiz?!

Eceabat Kaymakamlığı ve Yrd. Doç. Dr. Ömer Çakır'ın çalışmalarıyla hazırlanan Çanakkale'den Mektup Var adlı kitabı iki yıl önce okul müzesine hediye etmiş birisi. Ben de kendime hediye etmiştim okul müzesinden...

Kitap, Çanakkale'deki o muhteşem ruhu, inancı gözler önüne seriyor.


Çanakkale'de düşmanla çarpışan şehit ve gâzilerimizi saygı ve rahmetle anıyorum. Vatan size minnettar!


(Kitabı okul müzesine armağan eden Kübra Kitapçı'ya teşekkürlerimle...)




MEKTUP 1:


[ Rütbesi: Kolağası ( Ön Yüzbaşı ), Görevi: Bölük Komutanı, D. Tarihi ve Yeri: 1881 - İstanbul ]
2 Haziran 1915 tarihinde yaralanmış ve Çanakkale Askeri Hastahanesi'nde 
şehitlik rütbesine ulaşmıştır. 


Sebebî hayatım, feyz-ü refikim,

Sevgili Babacığım, Valideciğim,

Arıburnu'nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum. Fakat bundan sonra göreceğim muharebelerden kurtulacağımdan ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum.

Hamdü senâlar olsun Cenab-ı Hakk'a ki beni bu rütbeye kadar isal etti. Yine mukadderatı ilahiye olarak beni asker yaptı. Size de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i Feyz-ü refikim ve hayatım oldunuz. Cenab-ı Hakk'a ve sizlere çok teşekkür ederim.

Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı hak etme zamanıdır. Vazife-i mukaddese-i vataniyeyi ifaya cehdediyorum. Rütbe-i şehadete suudedersem Cenab-ı Hakk'ın en sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim. Asker olduğum için bu her zaman benim için pek yakındır, sevgili babacığım ve valideciğim. Göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezihciğimi evvela Cenab-ı Hakk'ın saniyenin size himayenize tevdi ediyorum. Onlar hakkında ne mümkünse lütfen yapınız.
Oğlumun talim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen sayediniz. Servetimizin olmadığı malumdur. Mümkün olandan fazla bir şeyi isteyemem, istesem de pek beyhudedir. Refikama hitaben yazdığım matuf mektubu lütfen kendi eline veriniz. Fakat çok müteessir olacaktır, o teessürü izale edecek vechile veriniz. Ağlayacak üzülecek tabii teselli ediniz. Mukadderat-ı ilahiye böyleymiş. Malumat ve düyunatın hakkında refikam mektubunda laf ettiğim deftere ehemmiyet veriniz. Münevver'in hafızasında veyahut kendi defterinde mukayyet düyunat da doğrudur. Münevver'e yazdığım mektubum daha mufassaldır kendisinden sorunuz. 

Sevgili baba ve valideciğim.

Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulnumuşumdur. Beni affediniz, hakkınızı helal ediniz, ruhumu şadediniz, işlerimizi tavsiyesinde refikama muavenet ediniz ve muin olunuz. 
Sevgili Hemşirem Lütfiyeciğim.

Bilirsiniz ki sizi çok severdim. Sizin için vesayimin yettiği nisbette ne yapmak lazımsa yapmak isterdim. Belki size karşı da kusur etmişimdir, beni affet mukadderatı ilahiye böyleymiş hakkını helal et, ruhumu şadet, yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih'e sen de yardım et, sizi de Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve himayesine tevdi ediyorum.

Ey akraba ve ehibba ve evda cümlenize elveda, cümleniz hakkınızı helal ediniz. Benim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun. Elveda elveda cümlenizi Cenab-ı Hakk'a tevdi ve emanet ediyorum.

Ebediyen Allah'a ısmarladım.
Sevgili babacığım ve valideciğim.

Oğlunuz Mehmet Tevfik




MEKTUP 2:

Valideciğim,
Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! 
Nasihat-âmiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selâmlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı. 

Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir sedâ ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim çığıl çığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasile beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu. 

İşte bu geçen dakikalar ânında, hizmet eri:

- Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi. 

- Pekâlâ, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...

- Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.

- Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?

- Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.

- İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.

Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor? dedim.

Fakat yukardaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin âheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi." 
Şevket merak etmesin,o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabiî manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.
O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu. 
Ey Allahım, bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, herşey, bütün mevcudât onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de abdest aldım. Cemaat ile namaz kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.
Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim:
- Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Hâlıkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur. 
" Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri: ismi-i celâlini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün mahveyle!" 

Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.
Anneciğim, oğlun Halit de benim gibi güzel yerlerdedir.

Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de ***ürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı?

Kadir'e mektup yazdım.
Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.

Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim, bu dünya böyledir.
Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.

Valideciğim, çamaşır filan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun. 

Oğlun Hasan Edhem - 4 Nisan 1331 ( 17 Nisan 1915 )  


MEKTUP 3:

Çanakkale köylerinden her gün yüzlerce genç savaşa katılmak üzere birliklerde toplanmaktadır. Acemi askerler, eğitim ve teçhizatı tamamlandıktan sonra cepheye gönderilmektedir. Yüzbaşı Sırrı Bey, ikindi vakti yeni gelen erleri teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçının bir tarafının kınalanmış olduğunu görür ve takılır :

            -  Hiç erkek kınalanır mı? Mehmetçik :

            - "Buraya gelmeden evvel, anam kınalamıştı komutanım" der ve sebebini bilmediğini ilâve eder. Komutanın isteği üzerine anasına mektupta; "Niye benim saçımı kınaladın?" diye sorar. Gelen cevabî mektupta ise şunlar yazılıdır :

         Ey Gözümün Nuru Hasan'ım,

         Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından babandan aşağı kalamazsın... Ben senin anan isem, beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor...

         Sen bu ailenin seçilmiş bir kurbanısın...

         Hasan'ım, söyle zabit efendiye... Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır... Ben de seni vatanımın arasından vatana kurban adadım. Onun için saçını kınalamıştım...

         Allah'ın hükmüyle, Allah seni İsmail Peygamber'in yolundan ayırmasın. Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır.

         Gözlerinden öperim.
                                                                        Annen Hatice


MEKTUP 4:

1'nci Kolordu, 1 nci Tümen, 7 nci Alay, 3 ncü Tabur, I nci Bölük Çavuşu, Çivril Kazasının Madenler Köyünden Kadir Oğlu Mehmet, Conkbayır ve Seddülbahir Muharebeleri'nde  büyük kahramanlıklar göstererek düşman tarafından atılan bombaları patlamadan yine düşmana atmak suretiyle cesaret gösterdi. Mehmet Çavuş, yine böyle bir bombayı alarak düşmana havale edeceği sırada her nasılsa birden bire infilâk eden bombadan sağ el bileğini kaybetti.
Hastanedeki yatak ızdırabından tabur komutanına gönderdiği mektup: “Muhterem Komutanım, Sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var. Onunla da pekâlâ iş görebilirim. Beni üzen şey; yaramın kapanmamasından dolayı kıta’ma katılamamam ve düşmanla çarpışamamak. Hastaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için, beni mazur görünüz, affediniz, muhterem komutanım” demiştir.

Bu kahraman Türk oğlunun evleym tamamıyla kesb-i âdiyet etmesiyle kaybettiği uzv-ı kıymetdarından icâbât-ı  fenniyeye göree istifadesi için Almanya'ya i'zamı düşünülmektedir

MEKTUP 5:
Kızım Nuriye Küçük Hanıma Özeldir
Benim Sevgili Kızım, ilk önce iki gözlerinden öperim. Seni çok göreceğim gelmiştir. Lâkin askerlik engel oluyor da görüşemiyoruz. Bunun çaresi nedir kızım? Bunun çaresi Cenab-ı Hakk'a tevekkül olupta sabır etmektir. Ben sizi, siz de beni Cenab-ı Hakk'a emanet edelim. Elimizden geldiği kadar da mektupları sık sık gönderelim. Birbirimize duada kusur etmeyelim. Şimdilik sana elbiselik almak üzere dedenize 310 kuruş gönderdim. Ama elinizden geldiği kadar paraları muhafaza edip harcamayınız, ileride bu paralar çok itibarlı olacaktır. Hatta yüzü yüz kuruşa kadar itibar bulacaktır. Bilginiz olsun. Kızım niçin mektup göndermiyorsunuz? Zannedersem darıldınız.
Canım kızım, mektup gönder de, neden darıldığını mektupta yaz ki, ben de anlayayım. Darıldığınız doğru mu? Bizim tarlalardan ne kadar arpa elde edildiğini yazmadınız. Uşaklar Kars'a ne götürdüler ve ne kadar kazandılar ve yahut kayıp mı ettiler? Yazmadınız. Ben bunlar için size darılacak yerde siz mi bana darılıyorsunuz? Komşulardan kim kalmıştır. Mehmet Efendi tohum verdi mi? Ne kadar verdi ise bu tarafa yazınız. Kış için ne kadar un ve ne kadar bulgur ve yarma yaptınız. İnşallah bu sene idareniz iyicedir. Bizim binek atının tayı var mıdır? Teyzenize çok selâm söyle, sana güzel baksın. Valideniz namaz kılıyor mu? Şayet kılmaz ise bu tarafa yazarsınız. O vakit icabına bakarız.
Allaha emanet olasınız. İki gözüm kızım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder